KADRİCAN MENDİ- Seçim günü yaklaştıkça iktidar mahfillerinden “fısıltı gazetesi” ile sistemli bir şekilde yayılan birkaç “laf”tan biri de bu…

“Seçimin HSYK’dan bitirileceği”, ”hackerların ayarlandığı” ve benzeri şehir efsaneleri ile varmak istediği somut bir hedefi var iktidarın.

İktidar, bu tarz söylentileri yayarak; muhalefetin beklenmedik çıkışı ve Reis’in sergilediği düşük profil(!) karşısında kafası iyice karışan AKP seçmenine güven vermek, artık alenen gözlenen panik havasını dağıtmak ve tabii ki çözülmüş seçmeni yeniden toparlamak, “Her şey yolunda, o iş bizde.” mesajı vermek peşinde!

Seçimin sandıkta değil, kapalı kapılar ardında birtakım hinlikler çevirerek kazanılacağına ilişkin bir retoriğin ve bununla seçmeninin güvenini kazanacağını düşünen bir siyaset algısının, içine düşülen ahlaki çürümeyi ifşa etmesini bir yana bırakırsak, durumun hiç de öyle olmadığını göstermekte fayda var.

Erdoğan’ın iktidarını pekiştirdiği andan itibaren tüm devlet imkanlarını(!) kullanarak ve bidayetinden itibaren ise özellikle basın üzerinden yürütmeye çok önem verdiği kitle manipülasyonuyla ve yine yerelde birebir markajla oy elde çabalarıyla ortaya koyduğu performansın tamamına bakıldığında, tüm hesabının öncelikle “sandığa girecek oy” lar üzerinden olduğu çok nettir.

Sandık sonuçlarıyla ilgili yapabileceklerinin sınırı, teknik imkanlarının gücünden ziyade, üzerine yerleştiği “sandık meşruiyeti”nin  sınırlarıyla belirlenmektedir.

2011 seçimlerinden itibaren seçim güvenliğine ilişkin ortaya çıkan güvensizlik, özellikle referandum oylamasında ortaya çıkan “mühürsüz zarflar” vakası ile birlikte artık bizzat “sandık”ların meşruiyetinin sorgulandığı bir düzeye çıkmış oldu.

Erdoğan’ın, içine girdiği sıkışmışlık durumunda sürekli yalpalarken, kendi seçmeni üzerindeki etkisini her geçen gün yitirirken, tutup baştan beri kendisine yönelik itirazlara karşı meşruiyetini gerekçelendirdiği sandık sonuçlarını daha da şaibeli hale getirecek bir müdahaleye girişebileceğini düşünmek, iktidarın içinde bulunduğu “irrasyonel” hal ile bile izah edilemeyecek bir teşebbüs olur.

Oysa Erdoğan’ın, her ne kadar “beklenmedik çıkışları”yla tanınıyor olsa da, temelde her zaman işini sağlama alma peşinde, “garantici” bir siyasetçi olduğu açıktır.

Teşkilatlar üzerinden yayılan “Herşey kontrolümüzde, seçimi kaybetmeyeceğiz.” şeklindeki imalı mesajlara rağmen, Erdoğan’ın seçimler için son ana kadar kitlesini ikna etmeye çalıştığı ortada… Seçim sonuçlarını sandık hilesiyle kazanacağı hesabı yapan bir iktidarın propaganda, reklam, miting vs. ile kitleye asılması, muhalefetin ataklarına karşı ataklarla karşılık vermeye çalışması, bu kadar emek ve para harcamasını da aynı “rasyonellik” temelinde anlamak lazım.

Dolayısıyla Erdoğan’ın, bu aşamada, iktidarının zaten pamuk ipliğine bağlı hale gelmiş meşruiyetini daha da riske atacak bir “çılgınlık”a kalkışacağını düşünmüyorum.

Böyle bir teşebbüsün doğuracağı toplumsal tepkinin hesap edilemezliği bir tarafa, bürokrasinin, iktidarı tartışılır hale gelmiş bir lider’in “çılgın”ca emirlerini yerine getirmek için kendisini “feda” edeceğini düşünmenin, somut, geçmişten örneklerle desteklenebilecek bir “rasyonalite”si olduğunu söylemek de pek mümkün değil!

Sözün özü, Erdoğan, bu seçimde alacağı yenilgiyi yüksek bir ihtimal olarak hesaplamış, kendisinin de ifade ettiği gibi “A, B VE C planları” üzerinden projelendirmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Erdoğan’ın, iddia edildiği ve kendisinde “Reis” lakabını kullanarak ima ettiği gibi, ideolojik olarak kendini “feda”ya hazır bir militan kadroya sahip olduğu zannı bir vehimdir.

Erdoğan’ın liderliği, tamamen sandık başarısı üzerinden inşa edilmiş, bu yönüyle ideolojik değil kitlesel bir tabana dayanan bir iktidardır.

Gezi sonrası yükselen toplumsal muhalefetin karşısında kitlesini radikalleştirmeye çalışan Erdoğan’ın elde ettiği sonuç; en ucuzundan bir retoriği tekrarlayan, savunduklarını iddia ettikleri ideolojik içeriği sadece hoyratça tüketen , “gönüllü” değil “paralı” ideologlara havale edilmiş bir örgütlü lümpenlikten fazlası değil…

Dolayısıyla Erdoğan iktidarı, tüm aksi propagandaya rağmen iktidarını “sandıkla” kaybedebilecek bir iktidar…

Tabii bu sonuç ancak toplumsal muhalefetin sandıklara sahip çıkması, her türlü provokasyon karşısında “şiddet dışı direniş imkânları”nı kullanması ve tıpkı 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında olduğu gibi, sokakları terk etmemesiyle mümkün…

KADRİCAN MENDİ, Platform Haber

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir