Ramazan’ın eşitliği, düzenin adaletsizliği

Ramazan ayında insan, iman ettiği kudretin emrini yerine getirir.

Bedenini aç ve susuz bırakarak nefsini terbiye eder.

İlk bakışta bu, inananların açlıkta eşitlendiği bir zaman zarfıdır.

Daha dikkatli bakıldığında ise bu eşitliğin, sadece Ramazan’a has kılınmamasının gerekliliği fark edilir.

Mesele, sadece açlıkta değil toklukta da eşitlenmektir.

Yeryüzü nimetlerinin adil paylaşımıdır, hakça bölüşümüdür.

Şayet sabahtan akşama geçen süre bizi açlıkta eşitlerken, susuzlukta eşitlerken; akşam ezanıyla oturduğumuz sofralar eşitsizliği yansıtıyorsa, orada bir sorun var demektir.

Gün boyu aç kalarak yokluğun halini gören bedenler, akşam olduğunda aynı varlığın halini yaşamıyorsa, Ramazan’ın ruhu hayatımızı kuşatamamış demektir.

İftar sofrasına koyulan nimetlerin dağılımında adaletsizlik varsa, orada kurulu düzeninin insanın kulluğuna halel getirdiği bir şirk var demektir.

Şirkten de büyük günah, öğrendiğim kadarıyla yoktur.

Neden?

Şirk, tek olan Allah’ın ilahlığına meydan okumadır, kulu kendisine kul etmektir.

Başka bir deyişle de şirk, beşerin ilahlık iddiasıdır, aşabileceği son haddir, ötesi yoktur.

Bugün, dünya düzeni, kula kulluğu kural haline getirerek işlemektedir.

Bu küresel sisteme entegre olan tüm devletler, şirketler ve siyasetler, bir taraftan yeryüzünde kendi tahakkümünü kurarak kaynakların ve emeklerin sömürülmesi suretiyle insanı acziyet içinde bırakır ve onu teslim alır, kuşatır; diğer taraftan da çözümü yine kendisinde gibi sunarak, bir bakıma kendini hem gazap, hem de rahmet merci gibi kabul ettirir.

Yani Allah’ın sıfatlarını üzerine alma iddiası taşır.

Bu düpedüz azgınlık olabilir, lakin mevcut küresel dünya düzeninde kural budur.

Ramazan, işte bu kuralın bozulması gerektiğini hatırlatır bize.

Allah’ın tüm insanların, yeryüzü nimetlerinden eşit şekilde yararlanmasını arzulamasına karşı, bu nimetleri güç ile, zor ile, makam ya da mevki ile kendi hanesine yazan, kendisi için biriktiren, yığdıkça yığan bir istikbar vardır ve Ramazan, işte bu azgınlığa “dur” dememiz gerektiğini gösterir.

İnsanların yeryüzü sofrasında eşitlenmesi; böyle bir eşitlikte, kimsenin bir başkasına kul, köle olmadığı bir özgürlüğün tesis edilmesi mesajını verir.

Bugün, her şey gibi, Ramazan’ın temel mesajları da gölgelenmektedir.

Orucun anlamı unutulmaktadır.

Mesele açlığın ve susuzluğun ardından sofraya kurulmakla sınırlandırılmaktadır.

Üstüne de şenlik havası estirilmekte, böylece Ramazan’ın insanlar arasında sosyal adaletin tesis edilmesine yönelik mesajları da gözlerden uzağa kaçırabilmektedir.

Oysa Ramazan ayında en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, bedenimizle birlikte ruhumuzu da arındırmaktır; bunun için de insanlığın ruhunu örseleyen ifsad ve zulüm kaynaklarının kurutulması gerektiğini anlamaktır.

Ramazan’ı bir anlama ayı olmaktan çıkarıp, eğlenceye dönüştürmek; dinin, kurulu düzenin devamını sağlayan bir harca dönüştürülmesi demektir.

Bu harcın kimseye hayrı olmayacaktır.

İnsanı insana kul eden dünya düzenindeki eşitsizlikleri, adaletsizlikleri gözümüzden kaçırmak üzere geçirilen Ramazan ayından insanlık için de bir kurtuluş daveti çıkmayacaktır.

Oysa bizim bir esenlik mesajına ihtiyacımız vardır.

Adaletsizliklerin, zulümlerin, haksızlıkların, açlıkların, yoksullukların, yurtsuzlukların her geçen gün arttığı bir dünyada, insanların açlıkta da toklukta da eşitlenmesi gerektiği fikrinin hayatiyet kazandığını görmeye ihtiyacımız vardır.

Ramazan, bunun için ağzımızı kapatırken, gözümüzü açmamıza vesile olmalıdır.

Beytullah Önce,

Sakarya Yenihaber

 

Bir Cevap Yazın