Çok yaşa Tramp Reyiz!

“Dün, dündür; bugün de bugün!”
Böyle demiş sağ siyasetin bir dönem en popüler lideri Süleyman Demirel.
Söylediği, geçmişte olanın geçmişte kalması; bugünün yeni bir gün olması mıydı?
Geçmişe takılarak bugünü ıskalamamak mıydı?
O böyle söylediğinde bağlam bu değildi.
Maksat, dün söylediğiyle bugün yaptığı arasındaki tutarsızlığın üstünü örtmekti.
Dünde kalan sözlerin, verilmiş vaatlerin; bugünün icraatlarını bağlamadığıydı.
Yanlışlık, verilen sözlerde değilken üstelik…
Bugünkü sağ muhafazakâr siyaset ya da bu hâkim siyasetin savunucuları, kitle takipçileri için Demirel’in söz konusu düşünsel mirası hâlâ baki.
Bu sebeple kendilerinden herhangi bir politik tutarlılık hiçbir zaman beklemedim.
Fakat tutarsızlıkların bu kadar bariz hâl alabildiği bir vasata düşmekten rahatsızlık duymaya devam ettim.
Üstelik geldiğimiz durumu “Dün, dündür; bugün de bugün.” cümlesi kurtarmaya yeter mi, onu da bilmiyorum.
Çünkü “Sabah, sabahtır; öğlen de öğle.” noktasını geçtiğimiz epey oldu sanırım.
Bunun son örneğini, yükselen “Trump reyizçilik” dalgasında görebiliyoruz.
Onlarca yıllık Amerikancı siyaset tercihinin doğal bir sonucu bu.
O yüzden, dün kınamalara doymadıkları ABD’yi, bugün alkışlamalarında şaşıracak bir durum yok.
Akşamında “Ülkemize yönelik oyunların hamisi” olarak işaret ettikleri ABD’yi, sabahında “İnsanlığın vicdanının tercümanı” olarak desteklemelerinde de kınanacak bir durum yok.
Düşünün ki bir yandan 15 Temmuz kalkışmasının arkasındaki asıl dış güçlerden biri olarak ABD’yi işaret edeceksiniz, İsrail’in uluslararası arenada koruyuculuğunu üstlendiği için ABD’yi eleştireceksiniz ama diğer taraftan bu gücün, kendi bölgemizde ortalığı karıştırma politikalarına da ‘müttefik’ gözüyle bakacaksınız!
Bu ne yaman bir çelişkidir; keşke görülebilse…
Aslında bunu Amerikan siyasetinin başarı kabul etmek lazım.
Her türlü çakallığı yapıp, kendisine böyle payeler verenleri ortaya çıkarabilmek az uz bir iş değil!
Dünyanın her tarafında operasyonlar yürütüp, insanlara savaş, yıkım ve acı götürüp, sonrasında kendisine bu kadar sıkı sıkıya bağlı müttefikler edinebilmek de öyle kolay değil.
Düşünün ki, Ortadoğu’da işgallerle, katliamlarla milyondan fazla insanın ölümüne neden olmanızın üzerinden çok az zaman geçmiş; fakat size hâlâ kurtarıcı payesi veriyorlar; bunu başarmak küçümsenecek bir durum değil!
Öyle sinsi bir siyaset yürütüyorsunuz ki, düne kadar size lanet eden insanlar; bugün attığınız bombaları yetersiz buluyor; içlerinin rahatlamadığını söylüyor!
İnsanları bu acizliğe, bu basiretsizliğe destek olacak kıvama getirmek; sıtmayı gösterip de ölüme razı edecek hale getirmek kesinlikle büyük başarı!
Bu başarının nedeni onun gücünde mi, bizim basiretsizliğimizde mi, belki de asıl düşünmemiz gereken bu.
Aslında söylenecek daha çok söz var ama insanların anlamaktan vazgeçtiği zamanlardayız maalesef.
O yüzden ne maksadınıza ne de sözlerinize dikkat ediliyor.
Duymak istediklerinizi söylemediğiniz sürece, sözünüzün değeri yok!
Oysa mesele basit:
ABD, en başından beri, ta en başından beri Suriye meselesinde olan bitenden memnun.
Suriye’de tüm bölge ülkeleri birbirine düşerken, her gün roller değişip dururken, şehirler teker teker yıkılıp, insanlar gün gün katledilirken; ABD için bu kayıpların hiçbir önemi yok.
Olup bitenler, kendi siyasetine hizmet ettikçe, İsrail’in güvenliğine hizmet ettikçe, ne Suriye’de ne Irak’ta ölen çocuklar ABD’yi ilgilendirir.
Suriye, ABD için Rusya’ya karşı oyun oynanan kanlı bir satranç tahtası.
Bu tahtada, Rus piyonuna dönüşmüş katil Baas rejiminin işlediği suçları gerçekte önemsemez ABD; kendi komutanlarının dahi failinden emin olmadığı ‘kimyasal’ saldırıyı da dert etmez; tüm bunlar oyunda bir hamledir.
Kazanmak için yapabileceklerinin hesabı nasılsa önemli değildir.
Irak’ta yine başka eli kanlı bir Baas rejiminin lideri Saddam’ı hedefe koyduğunda ortaya attığı ‘kitle imha silahı’ yalanının hesabını verdi mi ki, bugünün hesabını yapsın.
Bu gerçekleri bile bile, geçmişte olup bitenleri göre göre, ABD’nin Suriye’de gerçekleştirdiği operasyonları “insaniyet namına” saymak nasıl bir tutarsızlıktır; gerçekten bilemiyorum.
“Çok yaşa Tramp reyiz” sloganları atacak, ABD’nin yağdırdığı füzeleri az bulacak kıvama gelmiş olmak; sanırım başımıza başka yeni belalar açması için yetip de artacaktır.

Beytullah Emrah Önce 

Bir cevap yazın