28 Şubat: dün gibi, bugün gibi

Birkaç gün sonra 28 Şubat müdahalesinin yıldönümü olacak.
Üzerinden yıllar geçse de hâlâ iyi hatırladığım ağır çekim bir darbe süreci.
Kimliğimiz nedeniyle yasaklarla, baskılarla karşılaştığımız, ötekileştirildiğimiz, haksızlıklara uğradığımız, fişlendiğimiz günler…
Çok daha fazlasını yaşayanların, çok daha ağır bedelleri ödeyenlerin, imtihanın hakkını verdiği zamanlar…
Her şey sanki gün gibi.
Her şey sanki bugün gibi.
Hiç bitmemiş gibi.
Nitekim bitmedi de!
28 Şubat’ın bitmemişliği, öncelikle darbeye giden süreçte yaşatılan haksızlıkların izlerinin hâlâ sürüyor olmasıyla ilgili.
Dönemin siyasi koşullarına göre alınan yargı kararlarının yarattığı mağduriyetler hâlâ devam ediyor.
Siyasetin yargı, savcı ve yargıçların politikacı gibi davranmalarının nelere yol açabildiğini öncesinde görmüş bir memlekettik, o dönemde de filmin devamını izledik.
Geriye dönüp bakınca trajik geliyor ama dönüp bugüne bakınca da filmin bitmediği anlaşılıyor.
İçeride, 28 Şubat yargısının mahkûm ettiği ve siyasi yargılamaların neticesinde ceza almış insanlar var.
Kendilerine yapılan haksızlığın neden hâlâ sonlandırılmadığını merak ediyorlar.
Sanıyorum şu birkaç gün, bu mevzu yeterince gündem olacaktır.
28 Şubat’ın bitmemişliğinin bir de günümüz koşullarına göre alınan kararlarla, yapılanlarla şekillenen başka bir tarafı da var.
Bu bağlamda, 28 Şubat sürecinde olanlar, bu 28 şubat da yaşanmaya devam ediyor.
İşte bu mevzu, sanıyorum şu birkaç gün, pek gündem olmayacak.
Oysaki üzerinde düşünmemiz gereken en önemli mevzulardan biri bu olmalı değil mi?
Dert etmemiz, hakkında sorular sormamız, sorgulamamız gereken konular temelden ele alınmalı değil mi?
Bence öyle olmalı amma velakin ama böyle olmadığı için ders almadığımız tarihin kötü kopyalarını çıkarıp duruyoruz.
Yine de, her ne kadar yaşamaktan usansak da tekrar yaşamamak için hiç usanmadan çaba harcamamız, direnç göstermemiz gereken haller var.
Malum, darbeci geleneğin geçmişte kalmadığını 15 Temmuz’da yeniden müşahede etmiştik, lakin sonrasındaki süreci doğru bir zeminde ne kadar değerlendirdik?
Meselenin darbeci bir yapılanmanın tasfiyesinden öte olduğunu anlayabildik mi?
Değişmesi gerekenin sadece aktörler ya da figüranlar değil, sahnelenen oyunun kendisi olduğunu sorgulayabildik mi?
Galiba yine olmadı, doğru dersleri bu sefer de çıkaramadık.
O yüzden periyodik bir darbe tarihi oluştu geride kalan son yüzyılda…
Her almadığımız ders, başımıza dert oldu.
Her almadığımız ders, başımıza başka bir dert açtı.
Buna bir son vermek gerek.
Bu sebepten, yıldönümüne yaklaştığımız şu günlerde, 28 Şubat’ı askeri bir müdahalenin çok ötesinde görmek, o günleri topyekûn bir baskı sürecine dönüştüren her neyse, bunları etraflıca değerlendirmemiz gerek.
28 Şubat’ta başımıza geldiği için rahatsızlık duyduklarımızı yeniden düşünmek…
28 Şubat’ta bize karşı yapıldığı için kabullenemediğimiz ne varsa hatırlamak…
28 Şubat’ta İslami kimliği hedef aldığı için itiraz ettiğimiz uygulamaların esaslarını kavramak…
Şayet o günün 28 Şubat’ını doğru anlamazsak, bugün 28 Şubat’ı doğru bir şekilde anamayız.
Şayet dönemin 28 Şubat’ını çok yönlü düşünmezsek, bugün de tek bir bakış açısına saplanıp kalmaktan kurtulamayız.
O günü anlamadığımız için bugün yaşadıklarımızı da anlamlandıramayız.
Geçmişi iyi okuyamadığımızda, bugünün gelişmelerini de yeterince iyi anlayamayız.
28 Şubat ne bir gündü ne sadece siyasete yapılan askeri bir müdahale…
Ne sadece Meclis siyasetinde zorla yapılan bir dizayndı, ne de sivil toplumda yürütülen kamplaştırıcı bir siyaset…
Hem bunlardı hem de daha fazlası.
Sanıyorum şu birkaç gün, 28 Şubat’ta neler olup bittiği bol bol anlatılacak.
Bize lazım olan ise niye olup bittiği üzerinde durmak.
Ancak o zaman, 28 Şubat’ı, o sürecin özüne hakim olan zihniyetin sürekliliğini, darbe sürecinde imtihanı hakkıyla verenleri daha iyi anladığımız gibi, vermediği imtihanı kazanmış gibi ortalıkta dolananları da daha yakından tanıyabiliriz.

Beytullah Önce / Sakarya Yenihaber

 

Bir cevap yazın