Sakarya 608. hafta: Kanunlar, güçlüyü değil haklıyı korumalı

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu 608. hafta açıklamasında, son dönemde yaşanan gelişmelerle ilgili “Kanunlar, bir kez daha haklıyı değil, güçlüyü koruyor.  Maalesef yargıda, bürokraside, kamu idaresinde yine adalet ve liyakat değil itaat esas alınıyor. Bazı vatandaşlar “daha eşit” sayılıyor.” değerlendirmesi yapıldı.

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu 608. hafta açıklamasında, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında yaşanan iç ve dış gelişmeler, Silopi’de 2 çocuğun panzerin eve çarpması sonucu hayatlarını kaybetmeleri, KHK ihraçları hakkında değerlendirme yapılırken, son dönemde “AK Parti’den İslamcıların tasfiye edildiği” yönündeki tartışmalara da değinildi.

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu, 608. Hafta Basın Açıklaması

Değerli platform mensupları, duyarlı Sakarya halkı;

Uzun zamandır bir alt üst oluş süreci yaşıyoruz. Siyasi, iktisadi ve toplumsal alanlarda kriz içinde kriz, sorun üstüne sorun yaşıyoruz. Yanlış ve kısa vadeli politikalarla kaybettiğimiz, sadece bugünümüz değil; aynı zamanda geleceğimiz. Kaybettiğimiz sadece zamanımız değil üstelik; canımız, canlarımız…

Toplumsal barış yerine ayrışma politikaları sürdürüldükçe, her iki kişiden birinin diğerine güvenmediği, birbiriyle konuşmadığı ve giderek birbirine karşı hınç bilediği tehlikeli bir vasata yol alıyoruz.

Çözüm yerine çatışma politikaları benimsendikçe, yataklarında uyuyan çocuklar dahi güvende kalamıyor. Silopi’de olduğu gibi, bir gece ansızın eve çarpan bir panzer; gelip iki küçücük canı ailesinden, sevenlerinden alıyor, koparıyor.

Adalet değil güç esas alınınca, 15 temmuz’un darbeci yapısıyla hiçbir ilişkisi olmadığı halde, muhalif kimliğinden ötürü nice insan ihraçla, tutuklu yargılamalarla cezalandırılıyor. Buna karşı, darbeci yapıyla ilişkisi kuvvetli olduğu ileri sürülenler; amcası, dayısı, kayınpederi sayesinde serbest bırakılıyor. Kanunlar, bir kez daha haklıyı değil, güçlüyü koruyor. Adaletin hakkı, siyasi güç odaklarının hatırına kurban ediliyor.

Yargıda, bürokraside, kamu idaresinde adalet ve liyakat değil itaat esas alındıkça, yozlaşma her gün biraz daha yaygınlaşıyor. Bir tarafta insanlar haklarında hiçbir hüküm olmadan, idari tasarrufla işinden, ekmeğinden edilirken; diğer taraftan kayyumların hüküm sürdüğü yerlerde, makam ve mevkiler, iltimasla, torpille, sınavsız ve emeksiz bir şekilde dolduruluyor. Bir tarafta ciddi bir işsizlik sorunu varken, kamu personeli sınavlarını kazananlar atanmak için bir de mahiyeti belirsiz mülakatlara alınırken, her şeye rağmen bir iş bulabilenler asgari ücrete talim ederken, diğer tarafta ise kamuda, kayyum kurumlarında eş, dost, akraba kadrolaşması almış başını gidiyor. Bazı vatandaşların “daha eşit” olduğu günler yaşanmaya devam ediyor.

Dış politikayı ilkeler değil, çıkarlar belirledikçe, referandum öncesi “dış mihrak” olan Avrupa Birliği için bugün “Batı bizden vazgeçemez, görüşmelere devam edelim” deniyor. Siyonist hapishanelerde Filistinli mahkûmlar açlık grevi yaparken, Türkiye ise işgal edilmiş topraklardan çıkarılan gazın Türkiye üzerinden taşınmasının pazarlığını yapıyor. Hindistan Müslümanlarına açıktan baskı uygulayan bir hükümet ile ilişkiler güçlendirilmek isteniyor. Bir taraftan darbeci yapılar, kukla olmakla kınanırken; kuklacı olduğu işaret edilen ABD ile temaslar en üst düzeyde kuruluyor. Kendi bölgemizdeki komşu halklarla, ülkelerle ilişkilerimiz; siyasetimiz, bu coğrafyada değil, Washington’da dizayn edilmek isteniyor ve sonra da tüm bunlar “yerli ve milli” sayılıyor.

Her şeyin yerlisi ve millisi makbul olunca, evrensellik iddiasındaki İslamcılık da haliyle yük sayılıyor. Bugüne kadar, burada defaatle uyardığımız İslamcı yapılara, yeni iktidar bloğunda değil harç, bir tuğla kıymeti dahi verilmiyor. İktidar nimetleri uğruna nice değerlerini feda etmişlerken, şimdi tasfiye edilme endişesi taşıyorlar. “Küçük” hesapların peşinde koşup, büyük iltifat görenlere bakarak, kendilerine yapılan muameleye içerliyorlar. Oysa başlarına gelen, elleriyle yaptıklarından ayrı değil. Su taşıdıkları o bataklığın çamuru üzerlerine sıçramayacak zannediyorlardı, yanıldılar. Besledikleri kötücüllüğün kendilerine dokunmayacağını zannediyorlardı, yine yanıldılar. Şimdi gerçeklerle yüzleşecekler.

Rabbimiz, Kasas Suresi’nde “Kim bir iyilikle gelirse, artık onun için daha hayırlısı vardır; kim bir kötülükle gelirse, artık kötülükleri yapanlar, yalnızca yaptıklarıyla karşılık görürler.” buyuruyor. İşittik ve itaat ediyoruz, işte bu yüzden de kötülüklerden değil iyilikten, ayrışmalardan değil dayanışmadan, çatışmalardan değil barıştan, güçlülerden değil adaletten, çıkarlardan değil ilkelerden yana taraf olmaya devam ediyoruz.

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu adına Sakarya Dayanışma Derneği

Bir Cevap Yazın