Bir Dakika!

Beytullah Önce – Yine bir seçim süreci, yeni bir karar anı.

Yine sandık seçmenlerin önüne gelecek ve insanlar tercihte bulunacak.

İşte tam böyle bir sürecin eşiğindeyken, “durun kalabalıklar” diye bağırmak istiyorum.

“Şimdi herkes elindeki oy pusulasını yere bıraksın ve sağına, soluna baksın” diye bir konuşmaya başlamak…

Neden?

Çünkü neyi seçip seçmeyeceğimizden önce, sonuç ne olursa olsun; hayatımızda, sağımızda solumuzda neyin ya da kimin var kalacağını görmemiz lazım.

Buna ihtiyacımız var ama korkarım ki buna yine fırsat verilmiyor.

İnsanların, farklılıklarıyla, karşıtlıklarıyla ama bir arada kalabilmesi arzulanmıyor.

Oysa bir dakika durup düşünmek gerekmiyor mu?

Sandık bir gün ama memleket her gün, aynı zamanda ve mekânda yaşayanlar insanlar her gün…

Neyin kalıcı, kimin gidici olacağını düşünmek gerekmez mi?

Tercih ne olursa olsun, iki seçenekten birinde karar kılacak insanlar, sandıktan sonraki gün de yine burada yaşamaya devam etmeyecek mi?

O halde, insanların kararlarını, tercihlerini, nedenlerini, kaygılarını, korkularını, kabullerini ve itirazlarını dillendirmeleri için gereken vasatı kurmak varken, neden toplumsal zemin sert bir şekilde kırılıyor, yıkıma uğratılıyor, tahrip ediliyor?

Farklı kanaatlere sahip insanların birbiriyle konuşmasından, tanışmasından duyulan bu korku nedir?

Değil mi ki insan, insana muhtaç…

İnsan, söze, muhabbete ve aslında bir başkasına, hatta ötekine muhtaç.

İnsan, sadece kendisi gibi olanlara bakarak tanıyabilir mi?

İnsan, haddini yalnızca kendisi gibi olanlarla birlikte durarak bilebilir mi?

Mümkün değil.

İnsan, herkes kadar kendisi gibi olmayana da muhtaç.

Peki, bu ihtiyacı yok sayarak, insanların kendisi gibi olmayanların da var olabileceği fikrini özümseyip, onu hayatına taşımasını engelleyen bir vasatın kime ne faydası var?

Söyleyeyim:

İnsanı birbirine kırdırarak, insanı birbirine karşı konumlandırarak, kendi tarafında olanları yanında tutmayı siyaset zannedenlere…

Oysa unutuyoruz, bu siyasetler, siyasetçiler gelip geçici, lakin hayat kalıcı, memleket kalıcı.

İnsan ömrü boyunca çok yöneten görüyor belki ama sağına soluna baktığında gördükleri o kadar da çok değişmiyor.

O halde gelip geçici hırslar, ihtiraslar, politikalar uğruna insanı insana düşman etmeyi marifet bilenlere neden iltifat edelim?

Neden edesiniz?

Hiç düşünmez miyiz, hiç ders almaz mıyız?

Galiba almayız.

Geçmişte bu memleketi kamplaştıran siyasetlerin vardığı kanlı noktaları tecrübe etmişken, bugün yine bir seçim öncesindeki farklı kararlar yüzünden çatışmayı göze almışsak, maalesef hiç düşünmeyiz demektir, hiç ders almayız demektir.

O zaman kendi kazdığımız ve düştüğümüz çukurda, kendi elimizde büyüttüğümüz bataklıkta ağlamamızın, yarın derdimize derman olmayacağını da kabullenmek zorundayız.

Kendimize yaptığımız kötülüklere dair uyarıları dikkate almayıp, her itiraz edeni, her eleştireni, her muhalefeti düşman görerek varacağımız karanlıkta kaybolmanın bedelini peşinen ödemeyi göze almak zorundayız.

İşte tam da bu yüzden, “durun” diyorum, “durun, bir dakika.”

Durun ve düşünün:

Hem neyin, niye teklif edildiğini, hem de kimin hangi gerekçeleri ileri sürdüğünü…

Birbirinize kulak verin, kaygılarınızı dinleyin, aldığınız kararın nedenlerini konuşun, muhabbet edin, birbirinize itiraz edin, birbirinizi ikna etmeyi deneyin.

Ama bunu birbirinizi yok etmek için değil, birlikte var kalmanın imkânlarını korumak için yapın.

Bugün yapmazsanız, bir kez daha bölünüp, parçalanıp, birbirinizi düşmanlaştırarak, çatışmacı bir ortamın ateşini yükselterek sandık başına doğru koşarsanız; bir sonraki gün, o sandıktan çıkan kararın kimseye bir hayrı kalmayacağını da göreceksiniz.

Yine çok geç kalacaksınız.

Sakarya Yenihaber

Bir Cevap Yazın