Hayır’ın koruyacağı ümit

Türkiye’de siyasal sistem, 7 haziran seçimlerinde girdiği krizi bir türlü aşamıyor. Kürt siyasallığının, 12 eylül anayasal düzeninin tüm kısıtlamalarına rağmen güçlü bir temsille parlamenter sistemi zorlaması, meseleyi sistem açısından kaygı verici bir boyuta taşımıştı. Üstelik Suriye’deki gelişmelerin seyri, Özal dönemi Irak’ındaki gibi bir sonuca zemin hazırlamaktaydı ki, bu, çok daha büyük bir meseleydi. Sonrasındaki gelişmeler, klasik şiddet stratejisinin yeniden sahaya hakim olmasıyla sonuçlandı. İlk sonucu ise sağ-muhafazakâr-mukaddesatçı seçmen kitlesinin iktidar partisi çevresinde konsolide olması şeklinde verdi.

Gündelik hayat açısından 1 kasım seçimlerinin getireceği iddia edilen istikrar, ne siyasal ne de iktisadi açıdan geldi. 15 Temmuz Darbe Girişimi ise sistemi neredeyse tamamen kontrolden çıkartan bir belirsizliğe sürükledi. Bir taraftan devlete Erdoğan önderliğinde ortak olan yeni iktidar seçkinleri, karşılaştıkları kalkışmanın beraberinde getirdiği riskleri bertaraf etmek için yeni ortaklıklar geliştirmeye çalışırken, diğer yandan da küresel sistem içinde kurdukları ittifakları yitirmenin maliyetleri ile karşılaşmaya devam ettiler. Ne eski statükoya dönme imkanı kalmıştı, ne de yeni statükonun hemen kurulabilmesi söz konusu..

An itibariyle, devlet iktidarında kendisine yer açmaya yönelik hamlede bulunanların güç mücadelesi kıyasıya devam ediyor. Ortada ciddi bir boşluk söz konusu. Devletin acilen yeniden yapılandırılması gerekiyor. Zeminin de az çok netleştiği iddia edilebilir ya da yeni iktidar seçkinlerinin devleti yeniden yapılandırmak için seçtiği yol belli: Sağcılığın, Türk milliyetçiliğinin, milli dindarlığın hâkim olduğu bir cumhuriyet. Resmi ideoloji, 12 eylül Kemalizm’inin temellerine sadık fakat kamusal alanda jakoben laikliğin terk edildiği bir anlayışla…

Önümüzdeki referandum, biraz da bu açıdan dikkate değer etkileri olabilecek bir karar anı. Eski statükonun sürdürülemediği bir krizde, yeni bir statükonun inşa edilmesi açısından kritik bir eşik. O yüzden de anayasa değişikliğinin sağlıklı bir zeminde tartışılmasına ne Meclis’te izin verildi, ne de referandum sürecinde verilecek. Üzerinde düşünülmesi, toplumsal bir mutabakat sağlanması istenen bir durum söz konusu değil; kayıtsız-şartsız itaat bekleniyor. Başka bir ifadeyle, vesayet sistemi, tamamen tekelleşirken; sadece vasinin değişmesi arzulanıyor.

Konuyu iktidar propagandasının “ya bizimlesin, ya onlarlasın” şeklinde adeta şov programlarının magazinel üslubuna sürüklemesine imkan sağlamamak, bir kez daha toplumda kültürel çatışma süreci kurgulayarak buradan istediği sonucu çıkarma amacına hizmet etmemek lazım. Şayet “evet” diyenler ya da “hayır” diyenleri tek tek ele almaya başlayıp, genelleştirmeye çalışırsak, herkes için yeterince saçmalık malzemesi var. Yine yekpare “evet” ve “hayır” kütleleri olmadığını, insanların farklı kaygılar taşıdığını ve daha fazla diyalog kurmaya ihtiyaç duyulduğunu unutmamak da lazım.

Ortadaki teklifin, artık 12 eylül anayasasında yapacakları değişikliğin ötesinde bir memleket meselesi olduğunu düşünebiliriz. Elbette referandumdan çıkacak iki sonucun da bizi çözümsüzlüğe ve riskli bir belirsizliğe sürüklemesi kuvvetle muhtemel. Burada daha kalıcı sonuçlarına odaklanmak o yüzden önemli. “Evet”in getireceği siyasal düzen, devlet iktidarını daha dar bir zümreye has kılacağı için toplumsal meşruiyeti daha sorgulanır hale getirecek, bu ise Türkiye’denin sosyolojik ve siyasal yapısı göz önünde bulundurulduğunda çatışmacı hali büyütecektir. Rıza üretemeyen iktidar, kaçınılmaz olarak baskı ve yıldırma politikasını benimseyecektir. Mevcut şartlara bakınca, olağanüstü halin kalıcılaştığı bir vasatta toplumun baskıya daha fazla boyun eğebildiğini deneyimlemiş bir siyasal iktidar, bunu zamana yaymaktan kaçınmayacaktır. İşte bu koşullar, hayatımızı epey uzun bir süre kötüleştirmiş olacak.

“Hayır” çıktığı bir vasatta ise insanlar her şeye rağmen, hiçbir siyasal iktidarın her türlü ümit-korku imkan ve araçlarını denetlemesine rağmen ilanihaye sürmeyeceğini bir kez daha görecekler. Yeniden kurulmak istenen iktidar bloğunda çatlaklar erkenden oluşurken, siyasal muhalefette de toplumu daha çok dikkate alacak arayışların önü açılacaktır. Velhasıl, “hayır” sonucu, bizi hızlıca belirli bir çözüme götürmeyecektir, ama insanların, herkes için adil çözümlerin mümkün olduğu inancını korudukları ya da yeniden kazandıkları bir noktaya taşıması gibi değerli bir katkısı olacaktır. Bu ihtimali kesinlikle küçümseyelim.

Önümüzdeki günler, her türlü olumluluğa ve olumsuzluğa açık. Zemin, iyimser kalmak için de kötümser olmak için de fazlasıyla müsait. Hangisinin yaygınlaşacağına katkı vereceğinizi de siz tercih edeceksiniz. (B. Emrah Önce/Platform Haber)

Bir Cevap Yazın