Sakarya 593. Hafta: Türkiye’nin topyekün bir dönüşüme ihtiyacı var!

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu 593. hafta basın açıklamasında Türkiye’nin ihtiyacı olan şeyin partili cumhurbaşkanlığı değil meclisten yargı sistemine topyekün bir dönüşüm olduğunu söyledi.

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu 593. hafta basın açıklamasında, Meclis’teki görüşmelerin tamamlanmasıyla referanduma gidileceği belli olan ve partili cumhurbaşkanlığı sistemi öngören anayasa değişikliğine, dünya sistemindeki sosyal adaletsizliğe ve Umut Davası’ndaki gelişmelere değindi. Platform adına Diriliş Saati Dergisi’nden Serdar Duman’ın okuduğu açıklamada Meclis’teki tartışmaların içeriğin önüne geçtiği eleştirisi yapılarak Türkiye’nin daha köklü bir dönüşme ihtiyacına vurgu yapılarak şu hususlara değinildi: “Anayasanın ilk 4 maddesine ‘değiştirilemez’ hükmü konulması kesinlikle yanlıştır. İlk 4 madde de tartışılmalıdır. Güçlü bir meclise ihtiyaç vardır. Cumhurbaşkanının parti başkanı olduğu bir sistemde meclise de hükmetmesi kaçınılmazdır. Kuvvetler ayrılığı açısından bu durum ciddi bir problemdir… Yargı bağımsızlığı sağlanmalıdır. Cumhurbaşkanının yargıya müdahil olmasına imkan verecek tüm kapıların kapatılacağı bir sisteme ihtiyaç vardır.”

Basın açıklamasının devamında sosyal adaletin sağlanmadığı dünya sisteminin eleştirisini yapan Duman, “Şu an dünyada en zengin 8 kişinin servetleri toplamının dünya nüfusunun yaklaşık yarısının, yani 3,6 milyar kişinin servetleri toplamına denk geliyor. Diğer taraftan, dünya nüfusunun yarısının günlük 2 dolarlık kişi başı gelirle, 1,5 milyar insanın da günlük 1 dolarlık kişi başı gelirle yaşamını sürdürdüğünü biliyoruz. Dünyada yaklaşık 800 milyon insan açlıkla mücadele ediyor ve her yıl 11 milyon kişi açlık veya yetersiz beslenme sebebiyle ölüyor. Sosyal adaletin dip yaptığı, sömürünün ise zirve yaptığı bir süreçten geçiyoruz… Bugünlerde ülkemizde yeşeren Amerikan karşıtlığının hem hükümet hem de halk bazında bilinçli bir kapitalizm karşıtlığına dönüşmesini temenni ediyoruz. Amerika’yı reddetmek demek, sadece Amerikan dış politikasını reddetmek değil, aynı zamanda Amerikan kültürünü, materyalist felsefeyi ve kapitalist ekonomiyi reddetmek demektir.” Ifadelerini kullandı. Açıklama, Umut Davası’nda yeniden yargılama kararı alınması ile yıllarca bu davadan mağdur olan Gazeteci Mehmet Ali Tekin’in tahliye edilmesinin sevindiri bir gelişme olduğu söylenerek tamamlandı.

593. Hafta Basın Açıklaması

ÜLKEMİZİN TOPYEKÜN BİR DÖNÜŞÜME İHTİYACI VAR!

Anayasa görüşmeleri mecliste olaylı şekilde devam ediyor.

Başkanlık sisteminin içeriği ve doğuracağı problemler yerine meclisteki gerilimi konuşuyoruz.

Tartışmalar o denli sulandırıldı ki; referandumla başkanlık sistemi mi yoksa Tayyip Erdoğan mı oylanacak sorusu üzerinden yürütülen bir acaip süreçle karşı karşıyayız.

Hem iktidarın hem de muhalefetin duygusal yaklaşımları nedeniyle bir türlü meselenin esasına gelemiyoruz.

Bu bağlamda bazı hususların altını çizmek istiyoruz.

*Anayasanın ilk 4 maddesine ‘değiştirilemez’ hükmü konulması kesinlikle yanlıştır. İlk 4 madde de tartışılmalıdır. Özellikle laikliğe atıf yapan maddenin bu ülkenin Müslüman halkı için ne anlama geldiği ve ne tür bir dayatmayı içerdiği üzerinde geniş çaplı bir tartışmaya ihtiyacımız olduğu açıktır.

*Güçlü bir meclise ihtiyaç vardır. Cumhurbaşkanının parti başkanı olduğu bir sistemde meclise de hükmetmesi kaçınılmazdır. Kuvvetler ayrılığı açısından bu durum ciddi bir problemdir. Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu da değiştirilmelidir. Seçim barajı kaldırılarak her türlü düşüncenin mecliste temsiliyeti sağlanmalıdır. Dar bölge seçim sistemi uygulamaya sokularak, milletvekillerinin parti başkanının veya yönetiminin oyuncağı olmaktan, iradelerine ipotek konulmaktan kurtarılmaları gerekmektedir.

*Yargı bağımsızlığı sağlanmalıdır. Cumhurbaşkanının yargıya müdahil olmasına imkan verecek tüm kapıların kapatılacağı bir sisteme ihtiyaç vardır.

Platform olarak referanduma giden süreçte halkımızı aydınlatmaya ve uyarmaya devam edeceğiz.

Dünyanın en zengin kişileri ve şirketleriyle ilgili bir rapor yayınlandı. Dünyada en zengin 8 kişinin servetleri toplamının dünya nüfusunun yaklaşık yarısının, yani 3,6 milyar kişinin servetleri toplamına denk olduğu; dünyanın en zengin 10 şirketinin gelirinin 180 ülkenin gelirine denk olduğu bu raporda belirtiliyor. Diğer taraftan, dünya nüfusunun yarısının günlük 2 dolarlık kişi başı gelirle, 1,5 milyar insanın da günlük 1 dolarlık kişi başı gelirle yaşamını sürdürdüğünü biliyoruz.

Dünyada yaklaşık 800 milyon insan açlıkla mücadele ediyor ve her yıl 11 milyon kişi açlık veya yetersiz beslenme sebebiyle ölüyor.

Sosyal adaletin dip yaptığı, sömürünün ise zirve yaptığı bir süreçten geçiyoruz.

Uluslararası şirketler tüm dünya barışını tehdit ediyor. Kapitalizm tüm dünya halklarına dayatılıyor. Bugünlerde ülkemizde yeşeren Amerikan karşıtlığının hem hükümet hem de halk bazında bilinçli bir kapitalizm karşıtlığına dönüşmesini temenni ediyoruz.

Amerika’yı reddetmek demek, sadece Amerikan dış politikasını reddetmek değil, aynı zamanda Amerikan kültürünü, materyalist felsefeyi ve kapitalist ekonomiyi reddetmek demektir.

Amerikan kültürünü reddetmek demek; Amerikan tarzı tüketmeyi ve eğlenmeyi reddetmek demektir. McDonald’s, Burger King gibi fast-food mekanlarını tıklım tıklım dolduran, batının ünlü markalarını giyebilmek adına AVM’lerden çıkmayan insanımız, reddiyelerimizin ne denli tutarlı olduğunun işaretlerini vermiyor mu?

Sinemalarımızı ve televizyonlarımızı işgal eden Amerikan filmlerinin ya da onların kopyaları vasfındaki Türk filmleri ve dizilerini sorgulamadan yapılan Amerikan karşıtlığı ne kadar anlamlıdır?

Hükümetin tüm ekonomik pozisyonlarını küresel kapitalizmin koşullarına göre belirlemesine ne demeli?

Ülkemizin topyekün bir dönüşüme ihtiyacı vardır. Batılı değerlerin yaptığı tahribatın farkında olan, İslami değerleri hayata hakim kılmayı amaçlayan bir anlayışın bu ülkede iktidar olması için mücadele etmeliyiz.

Aksi takdirde Amerika ve müttefiklerinin her türlü operasyonuna açık hale gelmekten kurtulamayız.

Aksi takdirde kutuplaşmaları aşıp başta adalet olmak üzere erdemlerin hakim olduğu bir düzeni inşa edemeyiz.

Bu hafta kamuoyu vicdanını rahatlatan bir gelişme yaşandı. Umut Davası’nda yeniden yargılama kararı alınması ile yıllarca bu davadan mağdur olan Gazeteci Mehmet Ali Tekin tahliye edildi. 1990’lı yıllardaki faili meçhul cinayetlerin üstünün kapatılması için açılmış bir dava olan Umut Davası, Türkiye’de birçok Müslüman’ı mağdur etti. İşkencelerle alınan ifadeler üzerinden sanal olarak kurgulanan bu davanın yeniden görülmesini geç de olsa adaletin tecellisi olarak değerlendiriyor ve adil bir sürecin önünün açılmasını temenni ediyoruz.

Adalet ve Özgürlükler Platformu Adına Diriliş Saati Dergisi

Bir cevap yazın