Yerler ve gökler ancak adalet üzerinde durur

Allah Resulü’nün şöyle buyurduğu rivayet edilir.
“Yerler ve gökler ancak adalet üzerinde durur.”
Mezkûr hadisin farklı rivayetleri bulunmakla birlikte, mesajın özü değişmez.
O mesaj ki, aynı zamanda tevhid dini İslam’ın temellerine işaret eder; adalet.
Yerlerin ve göklerin adalet üzerinde durması, yeryüzü ve gökyüzü arasındaki hayatiyetin varlığını nasıl muhafaza etmemiz gerektiğinin de izahıdır; adalet ile.
Bu konuda apaçık ayetlerle gelen bir başka uyarı şöyledir:
“Ey iman edenler!
Adaleti titizlikle ayakta tutan ve Allah için şahitlik eden insanlar olun.
Hükmünüz veya şahitliğiniz velev ki, kendiniz veya ananız, babanız, yakın hısımlarınızın aleyhine olsun.
İsterse onlar, zengin veya fakir bulunsunlar.”
Adalet, burada öylesine temel bir noktada durmaktadır ki; Allah, insana adaleti titizle ayakta tutması gerektiğini söylerken; insanın can parçası ana veya babasına karşı dahi olsa adaletin hükmünün geçerli kılınması gerektiğini hatırlatır.
Bunun ne kadar can alıcı bir sorumluluk olduğunun farkında mıyız?
Yine Nisa suresinden başka bir ayette de şöyle buyrulur:
“Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…”
Bu ayette, dikkat edilecek birkaç husus var.
Birincisi, adalet bilincine emanet bilincinin de eşlik etmesi gerektiğidir.
Yönetimin hangi kademesinde olursa olsun, hayatın hangi noktasında olursa olsun, işin ve yerine getirilecek sorumluluğun, o işin hakkını verecek ehliyete ve liyakate sahip kişilere verilmesi önemlidir.
Yine bu ayetle ilgili geçtiğimiz gün sosyal medyada, şimdi ismini hatırlayamadığım bir akademisyenin dikkat çektiği bir husus daha vardı.
O da, Allah’ın, bu ayette hitap ettiği Müslümanlara, ‘emanetleri ehline vermek’ konusunda ‘sizden olan ehliyet sahiplerine’ diye bir şart filan koşmadığıydı.
Başka bir ifadeyle, söz konusu ehliyet olduğunda, emanetin verileceği kişinin kimliğiyle ilgili herhangi bir sınırlama koyulmadığıydı.
Özellikle bugün, iktidarı ya da yönetimi sadece kendisine, kendisine tabi olanlara ya da koşulsuz şartsız bir şekilde kendisine itaat edenlere layık gören bir zihniyetin hükmünü sürdürmeye çalıştığını göz önünde bulundurursak, bu ayetin değeri çok daha iyi şekilde anlaşılacaktır.
Yine yönetimin, yöneticinin adaleti; yerlerle göklerin ayakta durmasını sağlayacak kadar önemliyse, insanların adaleti titizle ayakta tutma sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmesinin gerekliliği de daha iyi görülecektir.
Tüm bunlara, tüm peygamberler tarihinin tevhid ve adalet mücadelesi olduğu gerçeğini de eklediğimizde, karşımıza çıkan tablo oldukça netleşecektir.
Adalet varsa her şey yerli yerindedir.
Adalet yoksa ne yeryüzünde ne de gökyüzünde işler yolundadır.
Dikkat ederseniz, buraya kadar bahsini yaptığımız hadis ve ayetlerin hiçbirinde, yeryüzünü ve gökyüzünü insanın gücünün ya da iktidarının ayakta tutabileceğine dair en ufak bir ima bulunmamaktadır.
Bilakis, yeryüzünde kuracağı beşeri iktidar karşısında insanın merkeze alması gereken temel değerin, güç değil adalet olduğuna, ehliyet olduğuna vurgu yapılmaktadır.
Çünkü gücün ve iktidarın ifsad edici, insanı zaaflarının esiri yapan, baştan çıkaran bir tarafı her zaman vardır ve insanların, gücün verdiği imkânlarla kibre kapılıp, azgınlaşanlara karşı adaleti titizle ayakta tutmanın mücadelesini yürütmesi bu açıdan önem taşır.
Eğer bir insan, iktisadi ya da siyasi güce, iktidara kavuştuğunda kendisini denetimden azade görüyorsa; eğer bir yönetici kendisine emanet edilen sorumluluğun geçici bir imtihan olduğunu unutup kendi şahsi iktidarının kalıcı bir sonucu sanıyorsa; eğer bir iktidar seçkini kendisini sorgudan, sualden, izahtan ve hesaptan beri tutmaya çalışıyorsa; bilin ki orada göğün üstünüze yıkılması, fitne ve bozgunculuğun baş göstermesi kaçınılmazdır.
Böyle bir durumda, adaletin yeniden ikamesi için, emanetin ehline teslim edileceği bir zemine çıkmanın mücadelesi herkesin boynunun borcu olmaktadır.
İnsan, dilediğini yapabilir.
Allah’ın dileği ise adalettir.

Bir Cevap Yazın