2016-0115-sakarya-540-hafta

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu’nun 540. hafta basın açıklamasını Sakarya Dayanışma Derneği’nden Kadrican Mendi okudu.

Sultanahmet Meydanı ile Diyarbakır’ın Çınar ilçesindeki saldırıların gündeme alındığı açıklamada, yayınladıkları bildiriyle hedef gösterilen akademisyenler için de her türlü görüşün ifade hakkı olduğu vurgusu yapıldı. Sultanahmet’teki saldırıyı gerçekleştiren IŞİD ile ilgili olarak “İnsanları mezhebi kimliklerinden dolayı hedefe dönüştüren, onları acımasızca katleden ve girdiği her yeri korkunç bir fesada uğratan bu zihniyet, hem bizden hem de aziz dinimiz İslam’dan beridir.” diyen Mendi,  İslam dünyasının da kendi içinde ciddi bir özeleştiri yapması gerektiğini belirterek “Farklı görüşlere ve yorumlara açık olmayan, kendisinden başka hiç kimseye söz hakkı tanımayan yaklaşımların, bir sonraki aşamada nefret ve şiddet odağına dönüştüğü iyi anlaşılmalıdır. Sözün, diyalogun ve istişarenin baskılandığı her ortam, toplumsal sonuçları itibariyle yalnızca ayrışmaların, çatışmaların ve daha kötüsü mezhep temelli savaşların kapısını aralamaktadır.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin de toplumsal kutuplaşma açısından tehlikeli bir noktaya ilerlediğine dikkat çeken Kadrican Mendi, “İnsanların siyasi görüşlerinden ya da iktidara muhalefetlerinden ötürü “iç tehdit, hain, bölücü” diye yaftalandığı bir vasat, tepeden tırnağa tüm siyaseti ve toplumu esir almaya başladı. İnsanlar birbirine kulak vermek, birbiriyle konuşup, dertlerini dinlemek yerine, söze karşı söz ile cevap vermek yerine; birbirini dışlamayı ve hatta düşmanlaştırmayı tercih ediyor. Toplumun geleceği açısından bu tehlikeli gidişatın son hedefi ise yayınladıkları bildiriyle gündeme gelen akademisyenler oldu. 12 Eylül kalıntısı YÖK ve onun acentesine dönüştürülen rektörlükler, kendi kurumlarını “üniversite” kılan tüm değerleri bir kalemde siliverdiler. Medyada hedef gösterilen, fakülteleri basılan, odaları işaretlenen, mafya liderlerinin tehditlerine maruz kalan hocalarının görüşlerine katılmasalar dahi; ifade özgürlüğü gibi en temel haklarını kullanmalarını savunmaları gerekirken; kendileri de bu linç korosuna katıldılar. Benzerlerine 12 Eylüllerde, 28 Şubatlarda karşılaştığımız bu vahim tablo, gerçekten utanç vericidir.” dedi.

Basın açıklamasının sonunda Diyarbakır’ın Çınar ilçesindeki saldırıyı gündeme getirilerek şu ifadelere yer verildi: “Platform olarak, burada haftalardır, barışa, kardeşliğe ve adalete yönelik samimiyetle yaptığımız çağrılar; hiçbir insanımızın en ufak dahi olsa herhangi bir zarar görmemesi içindi. Çatışma sürecinden bir an önce çıkılmasına, toplumsal kardeşliğimizin daha fazla zarar görmemesine, sivil siyasetin ve Meclis’te geliştirilecek siyasal çözüm müzakerelerinin yeniden devreye sokulmasına dönük somut talebimiz, masum insanların hayatlarını kaybetmeye devam etmemesi içindi. Ne yazık ki, bu iyi niyetli çağrıların sahada karşılık bulamaması ve şiddetin şiddeti doğurması, Diyarbakır’ın Çınar ilçesindeki bombalı saldırıda gördüğümüz üzere, canımızı daha fazla acıtmaktan başka bir sonuç vermemektedir. Her gün analarımızı, bacılarımızı, evlatlarımızı yutan bu kör şiddetin ve yıkımın tüm müsebbiplerini açık ve net bir şekilde kınıyoruz. Bu ateşin söndürülmesi yerine daha çok şiddet ve ölüme yol açacak, halklarımızı birbirine karşı düşmanlaştıracak ve çatıştıracak her türlü söylemden ve eylemden beri olduğumuzu bir kez daha deklare ediyoruz.”

BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu 540. Hafta Basın Açıklaması

Değerli basın mensupları, duyarlı Sakarya halkı;

Zor ve sancılı bir haftayı daha geride bıraktık. Sultanahmet’te meydana gelen IŞİD saldırısı, daha önce Suruç’ta, Ankara’da yapılan katliam halkasına bir yenisini daha ekledi. Üstelik sadece Türkiye değil; Irak, Endonezya, Kamerun, Afganistan ve Pakistan da, tekfirci zihniyetin intihar eylemlerinin hedefi oldular. Sadece bu hafta, camilerde, pazarlarda, kafelerde, okullarda ve sağlık kurumlarında gündelik hayatlarını sürdüren yüzlerce insan, bu kanlı eylemler neticesinde hayatını kaybetti.

İnsanları mezhebi kimliklerinden dolayı hedefe dönüştüren, onları acımasızca katleden ve girdiği her yeri korkunç bir fesada uğratan bu zihniyet, hem bizden hem de aziz dinimiz İslam’dan beridir. Her türlü eylemiyle, nihai tahlilde; bölge halklarına değil, yalnızca küresel güçlerin emperyalist hesaplarına hizmet eden bu tür örgütler, ne yazık ki, İslam’ın; hakkın, adaletin ve esenliğin dini olduğu gerçeğinin de üstünü örten bir vazife icra etmektedir.

Burada İslam dünyasının da kendi içinde ciddi bir özeleştiri yapması gerekiyor. Farklı görüşlere ve yorumlara açık olmayan, kendisinden başka hiç kimseye söz hakkı tanımayan yaklaşımların, bir sonraki aşamada nefret ve şiddet odağına dönüştüğü iyi anlaşılmalıdır. Sözün, diyalogun ve istişarenin baskılandığı her ortam, toplumsal sonuçları itibariyle yalnızca ayrışmaların, çatışmaların ve daha kötüsü mezhep temelli savaşların kapısını aralamaktadır.

Biz de son yıllarda, benzeri bir tecrübenin eşiğine adım adım yaklaşıyoruz ne yazık ki… İnsanların siyasi görüşlerinden ya da iktidara muhalefetlerinden ötürü “iç tehdit, hain, bölücü” diye yaftalandığı bir vasat, tepeden tırnağa tüm siyaseti ve toplumu esir almaya başladı. İnsanlar birbirine kulak vermek, birbiriyle konuşup, dertlerini dinlemek yerine, söze karşı söz ile cevap vermek yerine; birbirini dışlamayı ve hatta düşmanlaştırmayı tercih ediyor. Toplumun geleceği açısından bu tehlikeli gidişatın son hedefi ise yayınladıkları bildiriyle gündeme gelen akademisyenler oldu.

12 Eylül kalıntısı YÖK ve onun acentesine dönüştürülen rektörlükler, kendi kurumlarını “üniversite” kılan tüm değerleri bir kalemde siliverdiler. Medyada hedef gösterilen, fakülteleri basılan, odaları işaretlenen, mafya liderlerinin tehditlerine maruz kalan hocalarının görüşlerine katılmasalar dahi; ifade özgürlüğü gibi en temel haklarını kullanmalarını savunmaları gerekirken; kendileri de bu linç korosuna katıldılar. Soruşturmalara ve görevden uzaklaştırmalara başladılar. Benzerlerine 12 Eylüllerde, 28 Şubatlarda karşılaştığımız bu vahim tablo, gerçekten utanç vericidir.

Öyle günler yaşıyoruz ki, bir taraftan; başörtüsü yasağını uygulayan, başörtülü öğrencilerin taleplerine en ufak bir olumlu yanıt vermeyen ve hatta yasağa karşı koyanlar hakkında işlem yapanlar; bugün siyasette, bürokraside, yerel yönetimlerde en üst mevkilere getirilmektedir. Diğer taraftan ise, aralarında yasağa karşı başörtüsüne özgürlüğü savunmuş akademisyenlerin de bulunduğu birçok insan, bugün yeni baskılara maruz bırakılmaktadır; üstelik de darbecilere karşı haklarını savundukları kesimleri temsil iddiasında bulunan yöneticiler tarafından!

Duyarlı Sakarya halkı,

Platform olarak, burada haftalardır, barışa, kardeşliğe ve adalete yönelik samimiyetle yaptığımız çağrılar; hiçbir insanımızın en ufak dahi olsa herhangi bir zarar görmemesi içindi. Çatışma sürecinden bir an önce çıkılmasına, toplumsal kardeşliğimizin daha fazla zarar görmemesine, sivil siyasetin ve Meclis’te geliştirilecek siyasal çözüm müzakerelerinin yeniden devreye sokulmasına dönük somut talebimiz, masum insanların hayatlarını kaybetmeye devam etmemesi içindi.

Ne yazık ki, bu iyi niyetli çağrıların sahada karşılık bulamaması ve şiddetin şiddeti doğurması, Diyarbakır’ın Çınar ilçesindeki bombalı saldırıda gördüğümüz üzere, canımızı daha fazla acıtmaktan başka bir sonuç vermemektedir. Her gün analarımızı, bacılarımızı, evlatlarımızı yutan bu kör şiddetin ve yıkımın tüm müsebbiplerini açık ve net bir şekilde kınıyoruz. Bu ateşin söndürülmesi yerine daha çok şiddet ve ölüme yol açacak, halklarımızı birbirine karşı düşmanlaştıracak ve çatıştıracak her türlü söylemden ve eylemden beri olduğumuzu bir kez daha deklare ediyoruz.

Rabb’imizden bize, “analar ağlamasın, çocuklar ölmesin” diyenlerin değil; kim ya da kimden olduğuna bakmasızın, bu acılara, zulümlere sebep olan herkesin adaletle yargılandığı günleri göstermesini niyaz ediyoruz.

SAKARYA ADALET VE ÖZGÜRLÜKLER PLATFORMU ADINA SAKARYA DAYANIŞMA DERNEĞİ

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir