Sakarya 532. Hafta: Sorunları Üretenlerden Çözüm Beklemiyoruz

2015-1121-sakarya-532-hafta-1

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu’nun 532. hafta basın açıklamasında, “Sorun üretenlerden, çözüm beklemiyoruz. İnsanlığa kaos, şiddet ve felaketten başka bir şey vaat etmeyen politikalardan da, liderlerden de medet ummuyoruz.” denildi

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu’nun 532. hafta basın açıklamasını Sakarya Dayanışma Derneği’nden Muhip Üzümcüoğlu okudu. Açıklamaya, “Utanmazlığın hüküm sürdüğü günlerden geçiyoruz. Bu öyle bir hükümranlık ki, insanlığa yeryüzünü çekilmez kılanlar; barıştan, adaletten, özgürlüklerden bahsedebiliyor. Dünyayı cehennem çukuruna çevirenler; körükledikleri ateş kendi payları yokmuş gibi davranabiliyor.” diyerek başlayan Üzümcüoğlu, “Bu utanmazlığın son örneklerini G20 zirvesi ve Paris katliamları sonucu ortaya çıkan tabloda gördük. G20 zirvesi boyunca, toplumsal refahtan, yoksulluğun ortadan kaldırılmasından, sosyal diyalogdan, dürüstlükten, şeffaflıktan, yolsuzlukla mücadeleden ve hatta yolsuzluğa bulaşanlara koruma sağlanmamasından bahsedildi. Tüm bu konuşmaların ardından çözüm diye sunulanlar ise, özetle dünya düzeninin daha da güçlendirilerek sürdürülmesinden ibaretti. Başka bir ifadeyle, hastalığın kendisi, şifa niyetine reçete edildi!” dedi.

Paris katliamlarının yeni savaş politikalarına bahane edilmesinin eleştirildiği açıklamada, “İşgal ettikleri, sömürgeleştirdikleri, yıkıma uğrattıkları beldeleri bitimsiz çatışma ve savaş alanlarına çevirenler; yeryüzünü şiddete mahkûm ederek yaptıkları kötülüğü kabullenmek yerine, yaktıkları ateşin kendi evlerine sıçramasının hıncını yine Ortadoğu’dan, Afrika’dan çıkarmanın peşine düştüler!” dedi. Açıklamada, benzer sorunların Türkiye’de de yaşandığına dikkat çekilerek “Sorun üreten bu akıl, Türkiye’deki siyasal sistemde de hükmünü sürdürmenin beyhude çabası içindedir. Egemen sistem, inkârı üzerine kurumsallaştığı Kürt halkının siyasal talepleri karşısında yeni bir toplumsal sözleşme ihtiyacına olumlu cevap vermeye yanaşmamıştır. Bunun yerine, krizi aşamadığı noktada, bir kez daha her türlü şiddet aracını sahaya sürmeyi tercih etmiştir… Sorunun kaynağında, Meclis’teki yemin metnine kadar sirayet etmiş; ırkçı, ayrımcı kodlarla kurulu sistemin kendisi vardır. Bunu temel bir mesele olarak ele almadan, bunun dolayımındaki konuları tartışmak, bizi çözümsüzlükle oyalamaktadır.  Toplumsal barışı ve kardeşliği ağır şekilde yaralayan bu ortamın, diğer yandan da nefreti ve şiddeti yükselttiğini görmek gerekiyor.” denildi.

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu, 532. Hafta Basın Açıklaması

Duyarlı dostlar, sevgili hemşehrilerimiz;

Utanmazlığın hüküm sürdüğü günlerden geçiyoruz. Bu öyle bir hükümranlık ki, insanlığa yeryüzünü çekilmez kılanlar; barıştan, adaletten, özgürlüklerden bahsedebiliyor. Dünyayı cehennem çukuruna çevirenler; körükledikleri ateş, tuttukları maşa kendi ellerini yaktığında, bunda kendi payları yokmuş gibi davranabiliyor. Bu utanmazlığın son örneklerini G20 zirvesi ve Paris katliamları sonucu ortaya çıkan tabloda gördük.

G20 zirvesi boyunca, toplumsal refahtan, yoksulluğun ortadan kaldırılmasından, sosyal diyalogdan, dürüstlükten, şeffaflıktan, yolsuzlukla mücadeleden ve hatta yolsuzluğa bulaşanlara koruma sağlanmamasından bahsedildi. Tüm bu konuşmaların ardından çözüm diye sunulanlar ise, özetle dünya düzeninin daha da güçlendirilerek sürdürülmesinden ibaretti. Başka bir ifadeyle, hastalığın kendisi, şifa niyetine reçete edildi! Sorunların kaynağı, çözümün adresi diye gösterildi!

Bu nasıl bir utanmazlık halidir ki; hırslarıyla yeryüzünü ifsada uğratanlar yahut kalkınma ve büyüme ideolojisiyle doğayı talan edenler, kendilerini çözüm makamında görebilmektedir?

Nasıl bir aymazlıktır ki; yolsuzlukların en üst düzeyde korunabildiği, toplum kesimlerinin birbirine karşı adeta düşmanlaştırılmaya çalışıldığı bir ülkede çıkan sonuç bildirgesinde sosyal diyalogdan yahut yolsuzlukla mücadeleden bu kadar rahat bahsedilebildi?

2015-1121-sakarya-532-hafta-2

Geçtiğimiz hafta yaşanan Paris katliamlarıyla ortaya çıkan tablo da utanç vericiydi. Gündelik hayatlarını sürdürürken, trajik bir şekilde canlarına kast edilenler; başka masum insanların katledilmesine bahane edilerek, ikinci kez kurban edilmiş oldular!

İşgal ettikleri, sömürgeleştirdikleri, yıkıma uğrattıkları beldeleri bitimsiz çatışma ve savaş alanlarına çevirenler; yeryüzünü şiddete mahkûm ederek yaptıkları kötülüğü kabullenmek yerine, yaktıkları ateşin kendi evlerine sıçramasının hıncını yine Ortadoğu’dan, Afrika’dan çıkarmanın peşine düştüler!

Bu nasıl bir utanmazlık ki, sebep oldukları savaşlarla El Kaide, Boko Haram, IŞİD gibi örgütlere de zemin hazırlayanlar, şimdi bunlarla mücadele adına kendilerini kurtarıcı diye ileri sürebiliyorlar!

Yeryüzünü terörize eden dünya sisteminin egemenleri, Fransa’daki saldırılar sonrasında “milli birlik” ve “terörle mücadele” diyerek, insanlara kendi savaş politikalarını kabul ettirmeye çalışıyorlar!

Benzerlik gerçekten ibret verici! Sorun üreten bu akıl, Türkiye’deki siyasal sistemde de hükmünü sürdürmenin beyhude çabası içindedir.

Egemen sistem, inkârı üzerine kurumsallaştığı Kürt halkının siyasal talepleri karşısında yeni bir toplumsal sözleşme ihtiyacına olumlu cevap vermeye yanaşmamıştır. Bunun yerine, krizi aşamadığı noktada, bir kez daha her türlü şiddet aracını sahaya sürmeyi tercih etmiştir. Şimdi bunun yansımalarıyla karşı karşıyayız. Cizre, Silvan, Nusaybin, Lice ve Hani’de gördüğümüz üzere, günlerce süren olağanüstü hal uygulamalarıyla, can güvenliği başta olmak üzere her türlü hak ve hukuk hesapsızca çiğnenebiliyor.

Sorunun kaynağında, Meclis’teki yemin metnine kadar sirayet etmiş; ırkçı, ayrımcı kodlarla kurulu sistemin kendisi vardır. Bunu temel bir mesele olarak ele almadan, bunun dolayımındaki konuları tartışmak, bizi çözümsüzlükle oyalamaktadır.  

Toplumsal barışı ve kardeşliği ağır şekilde yaralayan bu ortamın, diğer yandan da nefreti ve şiddeti yükselttiğini görmek gerekiyor. İnsanlar etnik ya da politik kimlikleri üzerinden ayrıştırılırken, birbirinin acılara duyarsızlaşıyor. Her türlü muhalefet negatif bir dille düşmanlaştırılıyor, tehdit sayılıyor ve susturulmak isteniyor. Böylece “bir yanımız yaprak dökerken, diğer yanımız bahar bahçe” kalsın isteniyor! Ve nasıl bir utanmazlıktır ki, tüm bu olup bitenler, bize “birlik ve kardeşlik” projesi diye sunulabiliyor!

Değerli dostlar,

Sorunu üretenlerden, çözüm beklemiyoruz. İnsanlığa kaos, şiddet ve felaketten başka bir şey vaat etmeyen politikalardan da, liderlerden de medet ummuyoruz.

Her alanda arsızlığın, utanmazlığın ve zorbalığın hüküm sürdüğü bir düzenden çıkışın, utanmayı bilenlerin erdemli dayanışmasıyla mümkün olabileceğine inanıyoruz.

Bunun için 10 yıldır ısrarla sözümüzü yükseltmeye çalışıyoruz.

Gayret bizden, akıbet ise elbette ki Allah’tandır.

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu adına Sakarya Dayanışma Derneği

 

Bir cevap yazın