AKP’NİN PiRÜS ZAFERİ*

 

2015-1103-1-kasim

1 kasım seçimlerinde Akp iktidarının, yitirdiği toplumsal meşruiyetini normal şartlar altında kazanabilme imkanı kalmadığından, muhafazakar kitle üzerinde; bizzat ismini dahi kendisinin koyduğu bir “kaos” provasıyla, başarılı bir algı yönetimi  yürüttüğü ve ikna edemediği kitleyi korkutarak etrafına toplamayı başardığı, ilave bir yorum gerektirmeyecek kadar ortada.

Bunu yaparken hareket noktası, Kürt Siyaseti karşısında statükonun düştüğü  açmazla, kendi sıkışmışlığını ortaklaştırmak oldu.

Kürt siyasal hareketinin, Kemalist Cumhuriyetin kuruluş paradigması için oluşturduğu tehlike karşısında  AKP iktidarı, muhafazakar kitleleri “cumhuriyetin muhafızları” haline getirerek, kendi iktidarını da tahkim edebileceğini düşündü. Uzun süredir Kemalist Cumhuriyetin tüm kurumlarının sözde “İslamileştirilerek” AKP iktidarı tarafından kutsallaştırılması süreci, bu sağ kitleyi daha önce görülmediği kadar statükoya eklemlemişti.

“Türk devleti”nin tehlikede olduğu algısı, zaten kuruluşundan beri “sağ islamcılığın” beslendiği,  12 Eylül’den itibaren de devlet tarafından programa dönüştürülen, “Türk-İslam ideolojisi”yle kolayca manipüle edilebildi.

Kendi iktidarına dönük tehlikenin,  aslında muhafazakâr camianın en büyük kutsalı olarak algıladığı devlete dönük bir tehdit olarak pazarlanması; “havuz medyası”nın seçimleri “bir kurtuluş savaşı”, “ölüm kalım mücadelesi” gibi pazarlaması tahminlerin ötesinde başarılı oldu. Bu başarıda, AKP’nin kendisini “sağ”ın tek partisi haline getirerek, muhafazakâr kitle üzerindeki kontrolünü pekiştirmesi kadar,  karşısındaki muhaliflerin, daha doğrusu MHP ve CHP’nin, AKP’nin bu hamlesine karşı koyacak ideolojik bir pozisyonlarının bulunmayışının payı da çok büyük oldu.

AKP’nin, silahlı kuvvetlerle koordineli bir şekilde başlattığı “terörle mücadele” ve  “Devlet elden gidiyor”  kampanyası karşısında bu partiler de geleneksel refleksleriyle hemen statükonun yanında yer alarak, Kürt siyasal hareketinin şeytanlaştırılması  üzerine kurulu denklemde, AKP ile aynı yere düşmüş oldular. Hatta “paralel” olarak yaftalanan yapının dahi aralarında ölüm kalım mücadelesi olmasına rağmen, AKP’nin bu hamlesi karşısında statükonun yanında yer almak dışında bir tavır geliştiremeyeceği muhtemelen hesap edilmişti.

Muhalefetin bu açmazını ve Erdoğan’ın statükoyla geliştirdiği ittifakı bir önceki yazımızda değerlendirmiştik(1). Seçim sonrasına sarkan yeni gelişmeler ise bu analizi biraz daha geliştirmeyi zorunlu kılıyor.

Kendini bir “Türk Devleti” olarak tarif eden statükonun, bu paradigmanın “ülkede yaşayan tüm halkların devleti “ olarak değiştirilmesine göz yummayacağını ve bunun içinde en büyük tehlike olarak gördüğü Kürt siyasal hareketini etkisizleştirmek konusunda öncekilerden daha net bir karar verdiğini anlıyoruz.

7 haziran seçimlerinin hemen ertesinde MHP’nin HDP’ye karşı geliştirdiği uzlaşmaz ve tanımaz tutumunun aslında “bir devlet aparatı” olarak süreci diğerlerinden önce okumasıyla bağlantılı olduğu bugün daha net anlaşılıyor. Seçimlerden bir kaç gün önce Türkiye ordusunun Suriye Kürdistanı’na dönük saldırıları, bu konuda seçim sonuçlarından etkilenmeyecek bölgesel bir planlama yapıldığını da göstermekte.

Statükonun gerçek sahibi olan “ordu”nun bu noktada AKP iktidarına, bu meselenin yükünü taşıtmak ve ortaya çıkması muhtemel iç savaşın siyasal sorumluluğu da yine AKP’ye kesmek niyetinde olduğu söylenebilir. Kürt meselesine ilişkin “silahlı çözüm” tezlerinin daha önce de daima sağ iktidarlara havale edildiğini hatırlamakta fayda var.

Kaosla korkutmadığı sürece toplumsal desteğini sürdüremeyeceğinin farkında olan AKP’nin askerin güvenlik politikalarına  teslim olmak dışında bir çaresi yok ve asker de bunun farkında. Öönümüzdeki süreçte, AKP ve özellikle Erdoğan’a dönük yükselerek devam edecek toplumsal muhalefet karşısında ise ordunun, sözde tarafsızlığını korumak adına, iktidarın bu açmazını sonuna kadar kullanacağı anlaşılıyor.

Statüko;  AKP ile girdiği işbirliğinde acil ihtiyaçlarını gördüreceği ve sonrasında da bir kurtarıcı rolüne soyunarak tasfiye edebileceği, kendisine mahkum bir Erdoğan görüyor. Asker, bu işbirliği sayesinde Kürt siyasetini tasfiyede geniş bir toplumsal onaya sahip olacağı gibi, aynı zamanda tüm faturayı da AKP iktidarına kesme gibi bir avantaja sahip olacak.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, hakim siyasetin statüko karşısındaki bu açmazı, askere hem iktidarı hem de muhalefeti istediği gibi kullanabileceği hakim bir pozisyon veriyor. Bunu değerlendiremeyen, ya da başka çaresi kalmadığı için bu işbirliğine mahkum olan AKP ve Erdoğan, attığı her adımda toplumsal öfkeyi de kendi üzerine çekerken, orduyu da, kendi elleriyle; halk nazarında statükonun “gerçek koruyucu”su, ve “halkı AKP zulmünden kurtaracak” tek alternatif olarak öne çıkaracaktır.

AKP kendi içinde tasfiye gerçekleştiremediği için şu anda kazandığı “pirüs zaferi” ile avunmakta,  oysa aslında güvenlikçi politikalarla birlikte askerin elini güçlendirmektedir. Ülkenin devrimci güçleri ise bir an önce, kendilerini Kürt siyasal hareketine karşı,  statükonun muhafızlığına yönlendirmeye çalışan bu saray siyaseti karşısında, daha kökten bir siyasal cephe oluşturmak zorundadırlar.

Statükonun aygıtı olan MHP ile ilgili fazladan söze gerek yok. Ancak CHP siyaseti, kendini AKP’nin yerini alacak alternatif bir “statüko bekçisi” olarak gördüğü sürece, keskinleşen devrimci süreç içinde, toplumsal muhalefet açısından güvenilmez bir yerde durmaya devam edecektir.

Kendi özeleştirisini yapamadığı gibi, Kürt meselesinde de Statüko ve AKP ile aynı tarafta duran “İslami muhalefet”in bu denklem içinde belirleyici olabilmesi imkânı ise şu anda sıfır seviyesinde.

*Pirüs zaferi;yıkıcı büyüklükte kayıplar pahasına kazanılan bir zafer. Kazanılan zaferin verilen kayıplardan sonra anlamsız hale gelmesini ifade eder. MÖ 280 ve MÖ 279 yıllarında Grek kolonisi Tarentum Kralı Pirus, Roma‘ya saldırır ve ne pahasına olursa olsun savaşı kazanmak için her şeyini feda eder. Sonunda Pirus, savaşı kazanır; ancak 50 filin desteklediği ordusunun tamamını kaybeder. Savaşı kazanmıştır, ama yanında koskoca ordudan arta kalan üç-beş sefilden fazlası kalmamıştır. Pirus’un bu zaferin ardından “Tanrım, bir daha böyle bir zafer verme” dediği söylenir. Pirus Zaferi aslında yenilmeye mahkûm galibiyetleri anlatmak için kullanılır. Bu olaya atfen, benzer şekilde kazanılan savaşlara Pirus zaferi denir . https://tr.wikipedia.org/wiki/Pirus_zaferi

(1) http://islamianaliz.com/yazi/bir-%E2%80%9Cic-savas%E2%80%9Da-mi-gidiyoruz-2245

One thought on “AKP’NİN PiRÜS ZAFERİ*

Bir cevap yazın