7 Haziran’ın Gösterdiği, 1 Kasım’ın Çözemediği Kriz

 

2015-1103-secim-sonuclari

7 Haziran, Türkiye’deki siyasal ve toplumsal parçalanmışlığın parlamenter siyasetin ötesinde, bir sistem krizine dönüştüğünü göstermişti. 1 Kasım ise sistemin girdiği krizin derinliğini açığa çıkarıyor.

Meseleyi siyasal iktidarın yönetimiyle sınırlandıranlar için yöneticilerin seçimi konusundaki belirsizliğin giderilmiş olması yeterlidir. Bu yeterlilik, mevcut şartların siyasi, iktisadi yahut sosyolojik açıdan sürdürülebilir sayıldığı koşullarda kendi çözümlerini beraberinde getirebilir. 7 Haziran’ın boyutlarını, 1 Kasım’ın ise sınırlarını belirginleştirdiği yeni durum ise sistemin yapısal krizinin daha fazla sürdürülebilir olmadığıdır.

Söz konusu durum; mevcut sistemin, siyasal bir toplumsallığı inşa etmiş Kürtlerin statü talepleri karşısında yaşanan açmazdır. Osmanlı Devleti’nin çözülüşü ve Kemalist Cumhuriyet’in kuruluşu aşamalarında, önce oyalama sonrasında ise inkâr ve şiddet politikalarıyla bugünlere kadar gelinebilmiştir ama sorun, aynı yöntemlerle daha fazla ötelenememektedir.

Askeri çatışmacı yöntemlerle sonuç alınamadığı ortadadır. Buna karşı geliştirilen müzakere görüşmelerinin yarattığı siyasal durum da, 7 Haziran’da anlaşıldığı üzere, sistemin değişmeden sürdürülmesi çabasına istenildiği gibi katkı sunmamıştır. 12 Eylül’ün seçim düzeniyle parlamento dışı bırakılmak istenen Kürt siyasallığının, barajın aşıldığı bir durumda çok güçlü bir temsiliyet kazanması ve kendi yerelinde hegemonik gücünü tahkim ederken, bölgesi dışındaki büyükşehirlerde çekim merkezine dönüşmesi; sistemin kriz alarmını çalmasına ve buna klasik refleksiyle şiddetli bir tepki göstermesine yol açmıştır. Bu açıdan 7 Haziran ile 1 Kasım seçimleri arasındaki fark, mevcut krizin değiştirdiği algının bir yansıması olarak da okunabilir.

7 Haziran’da ortaya çıkan seçim sonuçlarına; dindar, milliyetçi, mukaddesatçı, muhafazakar toplum kesimlerinden müteşekkil sağ siyasallığın 1 Kasım’da blok halinde verdiği bu karşılık; Türk sağının yeni ötekisinin, 80 öncesindeki gibi komünizm ya da sol değil, Kürt siyasallığı olduğu şeklinde değerlendirilebilir.

Neoliberal politikaların yarattığı sosyal adaletsizlikler, tüketim ekonomisinin geniş bir toplum kesimini kredi-faiz kıskacında sıkıştırması, kendini her türlü denge ve denetim mekanizmasından azade kılmaya çalışan tek parti siyasetinin ürettiği yozlaşma, nizamı âlem anlayışının tek bir adamda sembolize edilerek devletin totaliter bir şekilde yeniden biçimlendirilme çabasının derinleştirdiği baskılar, keyfiyetin norma dönüşmesi, eski bürokratik oligarşiye karşı yeni bir otoriter bürokrasinin ikame edildiği süreçte kurulan ve bozulan ittifaklar,  tüm bunların toplumda yarattığı gerilimler vesair bir çok sorun, 7 Haziran’da nihai tahlilde ikincil bir meseleye dönüşmüş; sistemin karşı karşıya kaldığı krizin yönetilebilmesi için “milli irade”nin tesisi ihtiyacı hasıl olmuştur.

“Milli irade”nin temsiline namzet bir koalisyonun parlamento düzeyinde sağlanamaması, sağ seçmen kitlesinin fiili bir koalisyonu toplumsal düzeyde kurarak 1 Kasım’daki sonucu ortaya çıkarmasına yol açmıştır. Fakat bu sonucun, yalnızca idarecilerin seçimiyle sınırlı kaldığı göz ardı edilmemeli; yoksa mevcut egemen sistem ve zihniyetle idare edilemeyecek bir krizle karşı karşıya kalındığı gerçeği hâlihazırda değişmiş değildir. Bilakis, 7 Haziran sonrasında derinleşen krizin sahada ürettiği şiddet, Kürt siyasallaşmasının başka dinamiklerle genişleyerek etnik kimlik odaklı olmaktan çıkma ihtimalini zayıflatmış, çeperindeki seçmen desteğini cüzi sayılabilecek oranda azaltmış, siyasal gücünün sınırlarını yeniden kendi merkezine doğru geriletmiş ama gücünü kendi merkezinde konsolide ettiği gerçeğini değiştirmemiş; böylece yeni bir imkân olarak deneme aşamasındaki “Türkiyelileşme” açılımını da kritik bir eşikteyken sorgulanır hale getirmiştir. Henüz çok erken sayılabilecek bir aşamada, bu sorgulamadan çıkarılacak karşılıklı sonuçların, sistemin krizinin hangi istikamette ilerleyeceğinin cevabını belirginleştireceği söylenebilir.

Yeni duruma uygun doğru politikaların geliştirilebilmesi çözüme yönelik süreci kolaylaştırabilir. Fakat eski durumu sürdürmek üzere uygulamaya koyulabilecek hiçbir eski/yeni politikanın herhangi bir çözüm sağlamayacağı iyi anlaşılmalıdır.

Beytullah Emrah Önce / PlatformHaber

Bir cevap yazın