Hep Birlikte Kaybetmeden Önceki Eşikteyiz

2015-0913-edi-beseKaotik bir dönemden geçiyoruz.

Her yerden çatışmaların, ölümlerin haberlerini alıyoruz.

Her sabah, “acaba bugün neyle karşılaşacağız” kaygısıyla uyanıyoruz.

Her akşam, “yarına bizi bundan beter bir şey mi bekliyor” endişesiyle yatıyoruz.

Ne gününde, ne de gecesinde hayır göremediğimiz zamanlar…

Yine de “Allah sonumuzu hayreylesin” diyoruz.

İyimser olmak istiyoruz çünkü iyiliğe, esenliğe muhtacız.

Ama görmemiz gereken bir tabloya da gözümüzü yumamayız.

Siyasal bir krizle karşı karşıyayız.

Daha fenası, bunun toplumsal bir krize dönüşmesinin de eşiğindeyiz.

Belirsizlikler artmış vaziyette.

Böyle zamanlar, doğru değerlendirilirse iyidir, önemlidir.

Doğru değerlendirilemezse tarihsel öneminden bir şey kaybetmez ama kesinlikle iyi olarak da anılmaz.

O halde şunun farkında olmalıyız: ya bu krizin içinden yeni, kalıcı ve daha sağlıklı çözümlerle çıkacağız ya da hep beraber ağır bir enkazın altında kalacağız.

Dağlıca’da, Iğdır’da ve yine aynı günlerde Cizre’de yaşanan gelişmeler; bu ülkedeki hissiyatın nasıl farklılaşabildiğini açık şekilde ortaya koydu.

Ülkenin batı yakası, Cizre’de ne olup bittiğini görmedi, orada yaşanan sıkıntıyı doğru dürüst öğrenemedi, sekiz gün süresince topyekün bir ilçenin neye maruz kaldığını anlamadı ve oradan yükselen sesi duymadı.

Buna karşın, Dağlıca ve Iğdır’da gerçekleşen saldırıların ardından gelen acı haberlerle yükselen öfke, giderek toplumsal bir nefret ve şiddet dalgasına dönüştü.

İş yerlerini, Doğu’dan gelen otobüsleri, siyasi parti binalarını hedef alan şiddet, bir adım sonrasında ise insanları hedef almaya başladı.

Kürtçe konuştuğu için bir insan öldürüldü, başka biri ağır bir lince maruz kaldı, Ankara’da bir mahalleye baskın yapıldı, birçok yerde doğu illerinden gelen tarım işçileri, fındık işçileri şiddete maruz kaldı.

Gerçi geçmişte de benzer durumlar yaşanmıştı ama bu kez işin ciddiyetinin biraz daha fazla arttığı gözlemlendi.

Etnik kimlik temelli bir toplumsal ayrışma hız kazandı.

Adaletin tesis edilerek onlarca yıldır çok canlar yakmış bir sorunun barışçıl yollarla çözüleceğine dair umutların yükseldiği bir süreçten sonra, çatışmaların yeniden başladığı bir sürece gerilemek, toplumda travmatik etkilere yol açtı.

Ve saldırıların, çatışmaların, operasyonların ağırlığı altında ezilen insanlar, kendisini de toplumsal bir çatışmanın ortasına doğru sürüklenirken buldu.

Toplumsal barış ve kardeşliğin gerçekleşmesine yönelik arzunun yükseldiği bir dönemden; toplumsal çatışmanın ve ayrışmanın yaşanmaya başladığı bir döneme doğru hızla yol alınmasının yarattığı hayal kırıklığının bedeli ağır oldu.

Biliyorum ki, şiddetin sözü bastırdığı ve öfkenin sağduyuyu teslim aldığı böylesi dönemlerde konuşmak giderek zorlaşıyor.

Çoğunluk, kendi ezberlerinin dışında bir şey duymak istemiyor.

Herkes, şair İsmet Özel’in dediği gibi, “hangi dünyaya kulak kesildiyse, ötekine sağır kalıyor.”

Ama her şeye rağmen, tüm bu sancılı gelişmelere rağmen; akl-ı selimin yeniden devreye girmesi için çabalamaktan başka şansımız yok.

Onlarca yılda defalarca denenmiş ve her seferinde çözümsüz kalmış yöntemlerin, hiç ders alınmamışçasına bir kez daha yürürlüğe koyulmasına karşı çıkmak zorundayız.

Zor da görünse, yeniden çatışmasızlık ortamının sağlanması için çabalamalıyız.

Ölmeyi değil yaşatmayı, haksızlığı değil adaleti, ayrılığı değil birliği, ötekileştirmeyi değil beraberliği sağlamak hepimiz için gerekli.

Barış ve adalet, hava kadar, su kadar, ekmek kadar hayati ve değerli.

Bunun içinse siyasal ve toplumsal sorunların çözümünde şiddetin değil, diyalog ve müzakerenin tek çözüm yolu olarak kabul görmesini sağlamalıyız.

Yoksa hep birlikte kaybedeceğiz.

BEYTULLAH ÖNCE, Sakarya Yenihaber Gazetesi

Bir cevap yazın