Seçim öncesi toplumsal dinamiklere kısa bir bakış (3)

2015-05-kurtlerKendini yeniden üretebilme gücünü tamamen yitirmiş olan mevcut siyaset için gözardı edilemez üçüncü dinamik ise “sınıfsız çelişkisiz türdeş bir türk  ulusu” sanrısının içinden doğan ve “kemalist ulus”u dikine kesen farklı toplumsal kimliklerin siyasallaşmasıdır.

20.yy.ın inşaa edilmiş onlarca “Hayali cemaat”inden biri olan “Türk Ulusu” , “ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türk Devleti”ni taşıyabilme kapasitesini  büyük oranda yitirmiş durumda.

Sadece Kürt milletini değil aslında Türk milletini de kendi  bünyesinde asimile etme amacını taşıyanKemalist Cumhuriyet’in ulus projesi, en büyük ve kararlı direnci Kürt halkından gördü.

Bilindiği üzere, dönemin seçkinlerinin gözünde Osmanlı’dan cumhuriyete geçişin kaçınılmaz sonucu olan “uluslaşma” süreci, devlet bünyesindeki gayr-ı müslimleri temizledikten(!) sonra, Türkler ve Kürtler gibi iki büyük etnik topluluğu karşı karşıya getirdi.

Ancak kemalistlerin  birincilere dayanarak, ikincileri tasfiye ve  uzun vadede de çerçevesini kemalist projenin çizdiği “ulus” içinde asimilasyonla yok etme çabaları başarılı olamadı.

Bugün cumhuriyetin “Türk Ulusu” adını verdiği “hayali cemaat”in içinde Kürtler, kendi geç kalmış uluslaşma süreçlerini yaşıyorlar.

Kürt siyasal hareketinin ortadoğu denkleminin de bir parçası olduğu gerçeğini bu analizin dışında tutuyoruz, ki bu süreç  ayrıca tahlil edilmelidir. Ancak şu an için konuşmamız gereken şey Kürt halkının, kendi bünyesinden, önce siyasal bir hareket çıkarması ve son süreçte bu hareketin yeni kamusallık içinde kendini üretebilme, “ötekiler”e rağmen kendini meşrulaştırabilme yeteneğidir.

Sorunu çetrefilleştiren şey;  “cumhuriyet bireyi” yaratmakta başarısız olmuş “kemalist uluslaşma projesi”nin, bu başarısızlığın telafisi için gittikçe bir “Türk – İslam sentezi”ne dönüşmüş olmasıdır.

Türk İslam sentezi  projesi;  12 eylül’ün Kemalist Cumhuriyeti ayakta tutmak için topluma dayattığı ideolojik program,  güçlü bir devlete güçlü bir toplumsal destek sağlamak için üretilen çözümdür . İçindeki “Türk” ve “İslam” sıfatlarının değişen  oranlarda terkip edilmesiyle sürdürülmeye çalışılan bu siyasetin, küreselleşme dalgası içinde ne ile ikame edilebileceği meselesinin doğurduğu kriz, önceAnavatan partisi’nin sonrasında da Akp’nin uygulamayı vaad ettiği; batılı –liberal/kapitalist politikaların “Türk- İslam sentezi”ne aşılanması yoluyla aşılmaya çalışıldı.

Ancak bu küreselleşme sürecinin taşıyıcıları olan sağ siyasetin dünyanın yaşadığı değişime eklemlenmesinin, “Türk Ulusu”nun parçalanmasını riskine karşı, Küresel toplum üzerinden değil küresel iktidarlar üzerinden gerçekleşmesi,  devletin ve siyasetin “Küresel Toplum”un bir parçası olmak yerine “Küresel iktidar”ın bir aparatı haline dönüşmesi sonucunu verdi.

Yazımızın başında verdiğimiz; son on senenin içindebelirleyici olan dış ve iç etkenlerin açığa çıkardığı dinamikler ise , “Kemalist ulus”un çeperini parçalayan, kimyasını değiştiren kimlik politikalarını öne çıkardı.

Bunlardan 80’lerle birlikte “islami kimlik”üzerinden ivme kazanan güçlü bir halk dinamiği, kendinisağcılık’tan arınmış bir siyasal harekete dönüştüremediği için, devletin “Türk İslam Sentezi”tarafından manipüle edildi , 28 şubat’ta iradesizleştirildi ve Akp üzerinden teslim alındı.

Kemalist Ulus için ikinci büyük tehdit olan “Kürt Halkı” ise, “uluslaşma” gibi güçlü bir motivasyonun  etrafında örgütlenerek kendi siyasal dinamiğini üretti, böylece devletin 12 Eylül sonrası bölgede dayattığı  “Kürt İslam Sentezi”ne de karşı koyabildi. Gerilla hareketinin dışında, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde de legal bir siyasal parti üzerinden, 2000’lerle birlikte ortaya çıkan yeni kamusallığadahil olabildi.

Gezi olayları sırasında yaşanan devlet şiddetinin toplumsal hafızayı tazelemesiyle açığa çıkan “Alevi kimliği”nin ,  “Kemalist Ulus“ projesinin son versiyonu olan “Türk İslam sentezi”ne meydan okuyan güçlü bir diğer dinamik olarak ortaya çıkışını da  tahlilimize katmak zorundayız.

Bu siyasallaşmış kimliklerin hapsedildikleri kompartımanlarından çıkarak kamusal alanda görünür ve faal hale gelmelerinin  devlet ve kendini devleti ile özdeşleştirmiş mevcut iktidar üzerinde yarattığı baskı, yaşadığımız yüksek gerilime yol açmış durumda.

İslami kimliği devlete eklemleyerek iradesizleştiren, halka yabancılaştıran Akp iktidarı şu anda“devletin sahibi ve türk islam sentezinin temsilcisi “olarak yukarıda bahsettiğimiz toplumsal dinamikler karşısına dindar kitleyi yığmaya çalışıyor.

Yeni kamusallıkların, devlet siyaseti karşısında hızla yeni sentezler, yeni siyasallıklar oluşturmaya başladıkları bu gerilimli sürecin önümüzdeki seçimlerle birlikte sükuna ermesi söz konusu değil.

Akp iktidarının kendini koruma kaygısıyla, siyasal alanda üzerinde anlaşılmış kurallar ve teamülleri hiçe sayan tutumu , devlet/iktidar karşısında mevzilenmiş bu toplumsal dinamiklerin siyasal mücadelede mutabık kalınmış alanın dışına taşmasına yol açabilir.

Bu eğilim; Devletin meşru şiddet tekelini elinde tutma yetkisine güvenilerek bizzat Akp iktidarı tarafından da besleniyor olabilir. Ki eğer böyle ise, gerilimin bir kaosa dönüşme riski  kaçınılmaz olur.Bundan toplumun herkesimi zarar görür, lakin en büyük faturayı Akp iktidarı öder.

Şu an için haklı olarak seçim sonuçlarına odaklanmış siyasetin, seçim sonrasında artık bastırılması mümkün olmayan toplumsal dinamiklerin, üzerinde uzlaşabileceği yeni bir toplumsal sözleşmeüzerinde kafa yormaya başlaması gerekmektedir.

Bunun en pratik ve reel karşılığı siyasetin, yeni kamusallığın da dahil olacağı yeni bir anayasa yapılması meselesine odaklanmasıdır.

Böyle bir anayasayı ise ancak  %10 barajından kurtulmuş, tüm toplumsal dinamiklerin temsil edilebildiği bir meclisin, bir “kurucu meclis”in yapabileceği aşikardır.

KADRİCAN MENDİ

Bir Cevap Yazın