Seçim öncesi toplumsal dinamiklere kısa bir bakış (2)

2015-05-erdoganBugün siyaset yapan herkesin dikkate alması gereken ikinci dinamik; toplumsal alanda görünür hale gelen ve kamuoyunda daha çok “anti- kapitalist” vurgusuyla tanınan, İslam’ın “Halkçı” yorumlarıdır.

İslami cemaatlerin, cumhuriyet döneminde siyaset ile kurdukları ilişkinin, AKP tecrübesi ile birlikte miadını doldurması kaçınılmaz olarak yeni bir “İslamcılık” tartışmasını zorunlu kılıyor.

Bu yazıda mezkûr tartışmayı açmamız mümkün değil, ancak “Cemaatler” ile AKP arasına sıkışmış “İslamcılık” meselesine ilk kez dâhil olan “kamusal-siyasal”ın ayırt edilebilmesi üzerinde durmalıyız.

Devletle irtibatlı siyasetin, “Kamusallık”ın ortaya çıkışıyla birlikte kamusal alana taşınması; yani “özel”ya da “cemaat” e ait alandan farklı olarak; herkes tarafından kullanılan bir mekânda ve herkes tarafından görülebilir şekilde yapılması, yine “cemaat” ya da “özel” hayatlardan farklı olarak; herkesi ilgilendiren ve dolayısıyla “herkes”i ortak değerler /çıkarlar üzerinde düşünmeye zorlayan/yönelten bir içerik kazanması önemlidir.

Cemaatler;  Siyasetin, toplumu “sınıfsız, organik bir cemaat” olarak algıladığı ve devlet tarafından uygulandığı bir dünyanın aktörleri oldular. Ulus devletler çağının belirlediği bu dünyada, “kamusal“ alana çıkılmaması şartıyla, devletle pazarlık yapabileceklerini ve kendi cemaat yapılarını güçlendirebileceklerini fark ettiler.

Var olma karşılığı “siyasete karışmama” denklemi, cemaatlerin önce siyasal olarak devlete eklemlenmelerine, sonrasında ise kamusal alana yabancılaşmalarına yol açtı.

28 Şubat’ın “Başörtüsü” yasakları karşısında takınılan tutumlar, cemaatlerin bu siyaset algısını ve sonuçlarını tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur; cemaatler bu süreçte dönemin egemenlerini bir yandan “Başörtüsü”nün siyasal bir sembol olmadığına ikna etmeye çalışırlarken, diğer yandan da İslam’ın, Başörtüsü üzerinden kamusal alanda görünür kılınmasının, devletle yapılan zimni anlaşmayı tehlikeye atacağı endişesiyle, yasağın uygulayıcıları, hatta cemaatlerin kontrolünden çıkan “direniş” hareketlerini de tasfiye edici gayretlerin içine girdiler.

Sonrasında egemenlerle yapılan anlaşmanın yenilenmesinin aktörü olarak ortaya çıkan AKP iktidarını, tüm cemaatler kısa sürede desteklediler. AKP projesi, 28 Şubat hezimetinden bir özeleştiri çıkarabilecek kapasitesi ve iradesi olmayan cemaatlerin, İslam’a ilişkin araçsallaştırıcı tutumlarını devam ettirmeleri şeklinde devam etti.

Bu yeni anlaşma da -öncekiler gibi- İslam’ın kamusal alanda meşrulaşması ve iddialarını yine bu zeminde savunmasının önünü kapayan bir bariyer işlevi gördü. Cemaatler; İslam’ın kamusal alanda görünür kılınması için değil, kendilerini güçlendirecek ve devletle yapacakları pazarlıkta kendi tekelleri altında bir “iktidar” olarak tutulmasına çalıştılar. Kamusal alanda İslami ilkelerin hâkim olmasının bu cemaat tekeli kıracağını fark ettiklerinden her türlü cemaat dışı yorumun halk arasında yaygınlaşması karşısında ortak bir cephe olarak karşı durdular.

İslam hakkında konuşma yetkisinin cemaatlerin tekelinden çıkarak  “kamusallaşması”; hak, adalet, sömürü, emek, kürt, ermeni, alevilik vb. üzerinden muhalif söylemlerin yaygınlaşması ve yine bu söylemlerin kendisine kamusal alanın içinde kolayca birbirinden farklı taşıyıcılar bulabilmesi bugün yaşadığımız dönüşümün önemli görüntülerindendir.

Topluma bakışlarında milim oynama olmayan cemaatler AKP ile girdikleri süreçte, devleti ele geçirdiklerini zannettiklerinden, bir zamanlar kendilerinden istenilen “siyasal” alanın devlete bırakılması talebini topluma dayatabileceklerini vehmettiler.

Oysa yukarıda izah ettiğimiz üzere; yeni dinamikler üzerinden gelişen ve değişen toplumun, “kamusal”lığın böyle bir uzlaşma arayışı yok. Dahası siyasetin eskisi gibi devam ettirilmesine, “toplumun devlet karşısında hizaya getirilmesi”ne karşı da şiddetli bir itiraz söz konusu.

Kamusal alanın içinde, yani “Halk” arasında kendine yeni yaşam alanları açan bu “halkçı İslamî”söylem, şu an için çok tutarlı bir seyir izlemese de, muhalif siyasal aktörlerin bu yeni durumun farkında olduklarını söyleyebiliriz. CHP ve HDP bu yeni halkçı İslami söylemi kendi siyasetleri içerisinde asimile etme çabasındalar. AKP ve Saadet ise halen cemaat sosyolojisi ve kurgusu içinde siyaset yaptıklarından bu yeni söyleme, geçmişten gelen ezberleriyle “sapkın, mürted, batıl” gözüyle bakıyor; dolayısıyla yeni kamusallığın içinde siyaset üretemiyorlar.

Halkçı İslam kendi mecrasını zaman içinde bulacaktır. Ancak şu anda bile siyasetin içeriğini ve yörüngesini belirleyen güçlü bir dinamik olarak kendini var etmiş durumdadır.

KADRİCAN MENDİ

Bir cevap yazın