Kabataş hadisesi ve Muaviye’nin dişi devesi

2014_0316_kabatasGezi Parkı eylemleri esnasında gündeme gelen ve insanı dehşete düşüren “Kabataş’ta taciz” iddiaları ülke gündeminden düşmedi. Konunun son ateşlenmesi bir televizyon programında iddianın ilk dillendiricilerinden Halime Kökçe’ye “yargılanacaksınız!” denmesinin ardından başladı. TV programında gerçekleşen tartışmanın ardından AKP iktidarına yakınlığıyla bilinen 13 farklı yazar tarafından aynı başlıkla bir yazı kaleme alındı. Mağdur olduğu iddia edilen kadının kayınpederi tarafından yapılan açıklamalar ‘Kabataş’taki görüntüleri paralel yapı sildi” şeklinde haberleştirildi. Bu koroya katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan muhaliflerine ‘hani tacizde esas olan kadının beyanıydı?” diyerek yüklendi.

İddiaları kısaca hatırlatmakta fayda var: Gezi Parkı ayaklanmalarının en ateşli zamanlarında Kabataş’ta yer alan vapur iskelesinde bebeğiyle birlikte bekleyen bir kadına “üzerleri çıplak, elleri deri eldivenli, başlarında tuhaf bantlı 70-100 kadar adamın” saldırıda bulunduğu öne sürülmüştü. İddialara göre saldırganlar ‘kutsal başörtüsü ha!’ diyerek genç kadını yerlerde sürüklemişler, bebek arabasını devirmişler, olaya müdahale etmek isteyen yaşlı bir kişiyi de kızıyla beraber öldüresiye dövmüşlerdi. Bununla da yetinmemişler cinsel tacizde de bulunmuş ve kadının üzerine idrarlarını boşaltmışlardı.

Gezi Parkı eylemlerinin devam ettiği günlerde söz konusu iddialar dönemin başbakanı R. Tayyip Erdoğan tarafından miting meydanlarında “Benim başörtülü bacılarıma saldırdılar” sözleriyle sıklıkla dile getirilmişti. O dönemlerde konu hakkında kalem oynatan yazarlardan bazıları görüntü kayıtlarının bulunduğunu ve kendisinin bu kayıtları izlediğini, diğer bazıları ise mağdurun üzerindeki morlukları kendi gözleriyle gördüğünü söylüyordu.

Türkiye kamuoyunun hatırı sayılır bir kısmı bu iddiaları dehşetle dinledi. Sıcak gelişmelerin ortasında bu kadar farklı sesin delilleri bizzat gördüğünü iddia etmesi karşısında olayın gerçekliği -doğal ve haklı olarak- pek sorgulanmadı. Saldırı iddiası ‘Gezicilerin’ din düşmanlığına bir delil olarak dindar kitlelere sunuldu.

Oysa saldırıya uğradığı iddia edilen kadının olayın ertesi günü kişisel Facebook hesabından yazdığı iletide Erdoğan’ın söylemini tekrar ederek gayet alışıldık bir dille – ve herhangi bir travma izi göstermeden- Gezi Parkı eylemcilerini eleştirdiği ortaya çıkmıştı. Bunun da ardından kamuoyunda ‘belge’ olarak sıkça bahsi geçen darp raporunun içeriğinin birkaç “basit morluk”tan ibaret olduğu yansımıştı. Yaşanan olay hakkındaki ilk somut veri ise Gülen Cemaati tarafından sızdırıldığı tahmin edilen bir görüntü kaydıydı. Olayın yaşandığı yer ve zamanda bölgede bulunan MOBESE kamerasından yapılan kayıtta, gerçekten başörtülü bir kadının yanında bebek arabasıyla Kabataş İskelesi’nin yakınında beklediği görülüyorsa da bahsedildiği gibi bir saldırı mevcut değildi. Bir grup protestocu kadının yanından geçerken duraksıyor, fakat hemen ardından yollarına devam ediyorlardı. Bir süre sonra kocasının gelmesiyle beraber kadın ve bebeği de görüntülerden ayrılıyordu.

Bu bilgilerin ardından Kabataş iddialarını kamuoyuna servis eden ilk isimlerden Elif Çakır’ın da avukatlığını yürüten A Haber’in ‘kadrolu yorumcusu’ Fidel Okan’ın kişisel Facebook hesabında Kabataş hadisesinin yalan olduğunu ilan etti. Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Gazetesi tarafından yayımlanan ve pek çok basın organında yer alan bir haberde ise olay hakkındaki polis raporunda da 232 faklı kameranın 2560 saatlik görüntülerin kayıtlarının incelendiği ve iddialara yönelik hiçbir şeyin bulunamadığının belirtildiği öne sürüldü. Son olarak Sabah Gazetesi’nde yayımlanan bir haberde yaşananların tamamının 52 saniyede gerçekleştiği öne sürüldü. Ne var ki, gazetenin haber için kullandığı görselde saldırganları temsilen yerleştirilen ‘karanlık figürler’ alay konusu olmaktan öteye gidemedi.

Gezi Parkı eylemleri esnasında mütedeyyin kesimleri iktidarın yanına çekmek için kullanılan önemli iddialardan biri hakkındaki son durum bu şekilde. Kabataş hadisesinin siyaset tarafından kullanılması sonucunda dindar kesimler Gezi Parkı eylemcilerine karşı korku ve öfkeyle doldu. Eylemlere katılan bazı grupların amaçladığına uygun bir şekilde, Erdoğan’a ve otoriteryenizme karşı yapılan gösterilerin ‘dinsizler/sekülerler’ tarafından ‘dindarlara ve dindarların iktidarına’ yapıldığı algısı üretilmiş oldu. Bu iddiaların en üst perdeden kullanılmasıyla Gezi Parkı eylemlerinde cephe, iktidar/halk çelişkisinden laik/dindar çelişkisine doğru bir nebze daha kaydırıldı. Bu kutuplaşma ve cepheleşme politikalarının seçimlerde Ak Parti’nin aldığı oya da etki etmiş olduğu reddedilemez bir vakıa.

Aslında, Gezi Parkı olayları esnasında başörtülülere yönelik pek çok taciz vakasının yaşandığı açık. Bu satırların yazarının da dostlarından duyduğu epeyce lanetlenesi taciz hikayesi var. Fakat Kabataş’taki iddialar Türkiye’nin ve Gezi Parkı ortalamasının bir hayli üzerindeydi. İstanbul’un en işlek yerlerinden birinde ve güpegündüz bir kadına üstleri çıplak ve bandanalı 70-100 erkeğin en çirkin şekilde saldıracağı, bununla yetinmeyip dayaktan bayılmış kadının üzerine idrarlarını boşaltacakları tek başına ciddi bir şaibe barındırıyor. Ufacık çocukların ellerinde akıllı telefonların bulunduğu ve metroda uyuyan insanlara kadar her ‘ilginç’ vakanın fotoğraflanıp sosyal medya üzerinden tedavül edildiği bir dönemde, bu yöndeki iddialar tartışmaya çok açıktı.

Bu kadar acemice ve kirli bir yalanın iktidarın kudretine ve iddianın dehşetine güvenilerek hiç de iyi olmayan bir niyetle topluma servis edilmesi çok büyük bir sorun. Daha büyük sorun ise toplumun ciddi bir kesimi tarafından iktidarın tavrının ‘gerçekliğin’ tayini konusunda en ciddi ölçütlerden biri haline gelmiş olması. Ak Parti iktidarını destekleyenlerin bir kısmı iktidarın devamı için/maslahat itibariyle, bir kısmı ise tüm samimiyetiyle yaşanan bu olayları gerçek kabul etmişti. Olayların sıcaklığı üzerindeyken iddiaların savunulmasını iyi niyetle açıklamak mümkünken, ortada bu kadar delil mevcutken hala aynı iddiayı dillendirenleri ise bu şekilde izah edemeyiz.

İçinde bulunduğumuz aşamada iddiaları canhıraş savunanları başka bir yöntemle açıklamak zorundayız.  İslam tarihinden ‘yalanın iktidarca istihdamı’nın yer aldığı çarpıcı bir sahne yaşananları anlamaya yardımcı olabilir. Muaviye ile Hz. Ali’nin hasım olduğu dönemde, Hz. Ali’nin kontrolündeki Kûfe’den bir kişinin  devesiyle beraber Muaviye’nin başkenti olan Şam’a gittiği rivayet edilir. Anlatılana göre, Şam’da bir kişi ‘o dişi deve benimdir’ diyoerek Kûfe’den gelen yolcunun devesine el koymak ister. Kufeli ise kendinden emin bir şekilde ‘bu dişi değil erkek bir devedir ve benimdir’ der. Tartışma uzar, konu Muaviye’ye intikal eder. Uyuşmazlığı dinleyen Muaviye hükmünü verir: Dişi deve Şamlınındır. Mahkemeye tanık olan ahaliye dönüp sorduğunda onlar da “dişi deve Şamlınındır” diyerek Muaviye’yi tekrar ederler. Yaşanan bu olayların ardından Muaviye Kûfeliye “İkimiz de o devenin dişi değil erkek olduğunu ve Kûfelinin değil senin olduğunu biliyoruz. Kûfe’ye döndüğünde Ali’ye ‘Muaviye’nin Şam’da istediğinde dişi devenin erkek olduğuna yemin edecek on bin adamı olduğunu’ söyle der.

Yalanın bir ‘yönetme aparatı’ olarak iktidar tarafından kullanılmasının bu veciz örneği elbette kendi çağına mahsus değil. Bugün de ‘o tapeler aynı anda hem dublaj hem montajdır’ denildiğinde aksini içten içe bilmesine rağmen (belki daha büyük bir maslahat için) bu iddiayı savunmaya geçen epeyce ‘fedai’ var. Kabataş’taki hadise hakkında ortaya dökülen ve yalanlanamayan onca veriye rağmen hiç de benimsemediği ‘kadının beyanı esastır’ ilkesi üzerinden yazılar döşeyen de epey isim mevcut. Neticede “büyük sultanlar” istediğinde dişi devenin erkek olduğuna yemin edecek kimseleri halen bulabiliyor.

Belki en acısı ise bu defa ‘bir yönetme aracı olarak yalan’ın başörtüsü üzerinden üretiliyor olması. Başörtüsünün ve simgelediği İslam’ın, iktidar tarafından toplumu bölmek ve kendisine yönelik eylemleri kamuoyu üzerinden etkisizleştirmek için istihdam, daha doğru bir tabirle istismar edilmesi kabul edilebilir değil. Bir sonraki kriz anında İslami hassasiyetleri olan kitleleri etrafında kenetlemek için işin nerelere vardırılabileceği ve hangi değerlerin istismar edilebileceği de muamma.

Acı olan ikinci nokta ise erkek devenin dişi deve olduğuna yemin edenlerin kamuoyunda İslami kimliği temsil etme iddiası. Devenin dişi olduğuna şehadetlerini ve bunun üzerinden toplumun kamplaşmasını topluma İslami Mücadele olarak servis etmeleri hal-i pür melalimizi göstermeye tek başına yeter.

Durum bu şekildeyken bu yanlış cepheleşmeyi ve fasit döngüyü kırmak için İslami kimliği baskın olan kesimlerin devreye girmesi gerekiyor. Yalanın deşifresi herkesten çok kendisini İslam’a referansla tanımlayan kişilerin mesuliyeti. Belki bu şekilde; yaşanan hadiseyle bu hadisede önü çekenlerin savundukları değerlerin özdeşleştirilmesi engellenebilir.

EMRE BERBER

4 comments

  • Allah razı olsun. Başörtümü değersizleştiren ve İslam iddiasıyla konuşan bir iktidardan ne beklenebilirdi ki? Gezi eylemleri sırasında başörtülü kadınların yaşadığı bazı hadiseleri paylaşmanız da gayet güzel olmuş. Kaleminize sağlık.

  • 80li yıllarda filmlerdeki potansiyel tecavüzcü modasını takip eden yüz adam bir şizofrenin bastırılmış korkuları olabilir. Ama şu da var ki olayın yaşandığı kanıtlanamıyorsa yaşanmadığı da kanıtlanamıyor. Bu ülkede milletvekili de olsa üniversite Öğrencisi de olsa fiziksel ve psikolojik şiddet görmüş aşağılanmış birçok kadın var. Üstümüze işemeseler de her an Sözle ya da gözle tacize uğradığımız gerçek. Ve ne yazıkki kadının yaşadıkları ya da iddia ettiği şey pek kimsenin umrunda değil. Gazeteci iktidar yanlısıysa kesin doğrudur muhalefet yanlısıysa kesin yalandır önyargısıyla olaya yaklaşıyor. Demem o ki Şam da erkek devenin Dişi olduğunu iddia eden ne kadar adam varsa Kufede de dişinin erkek olduğunu söyleyen o kadar kişi var. Mesele deve ya da sahibinin kim olduğu değil.

  • yorum yapan bayan kardeşlerimi esefle kınıyorum.Durduğunuz yer sizi okadar körleştirmişki hem cinsiniz olan bayanı anlamaktan ve onu savunmaktan ziyade iktidarı eleştiriyorsunuz.Emre bey,bu olayların doğru olduğunu çok iyi biliyorsunuz.Yazınızdaki iftira vari müslümanları yalancılıkla itham etme olayının doğruluğu karşısında ahirette nasıl bir cevap vereceksin.Nasıl bir islam anlayışıdırki islam düşmanı olduklarını her ortamda dile getiren gezicileri kabataştaki bayandan üstün tutuyorsunuz. selam ve dua

  • Müslüman yalan söylemez. Müslüman hırsızlık yapmaz. Müslüman her ne nedenle olursa olsun iftira atmaz, gıybet yapmaz. Müslüman gerçeğin peşindedir yalanın peşinde koşmaz. Müslüman önce okuduğunu anlar kaz kafalı olmaz. Ama Müslümanlığı kim kaybetmiş ki kim bulsun. Selam ve dua ile…

Bir Cevap Yazın