Kanun Değil Hukuk Devleti

2015_0224_polis-siddetiYeni bir güvenlik paketi daha kapıda…

Hak, adalet ve özgürlükler konusunda pakete karşı ciddi eleştiriler var.

Eleştirilerin haksız olduğu da söylenemez.

Şayet yasa tasarısı Meclis’ten geçer, Anayasa Mahkemesi’nden de bu şekliyle geri dönmezse, önümüzdeki dönemin oldukça gerilimli geçeceği söylenebilir.

Her ne kadar iktidar medyası her şeyi dış mihraklarla izah etmeyi alışkanlık haline getirse de, aslında içeride, toplumsal fay hatları epey zamandır hareket halinde.

Bunun sosyal bir depreme dönüşüp dönüşmemesi ise siyasal iktidarın izleyeceği politikaya bağlı.

Fakat Ankara saltanatında taht kavgasının verilmeye başlandığı göz önüne alınırsa, bu saatten doğru, şimdiye kadar yapılan bir çok yanlışın telafi edilebileceği gibi bir iyimserliğe kapılabilecek aşamayı çoktan geçmiş vaziyetteyiz.

Haliyle tedirgin olmak için elde tüm veriler mevcut.

İç güvenlik yasa tasarısının bazı maddelerine bakınca, iktidar sahiplerinin tedirgin olduğu da anlaşılıyor.

Öyle ki, kimseye göz açtırmayarak durumu kurtarabileceklerini zannettikleri gibi bir yorum dahi yapılabilir pakete bakılarak…

Herhangi bir toplumsal gösteri, boykot, grev ya da protesto olmazsa, her şeyin yolunda gideceğini zannediyorlar herhalde.

İyi ama böyle bir şey mümkün mü?

Değil elbet.

İşte bundan sebep, toplumun hak ve özgürlüklerini genişletmek yerine, iktidarı şiddet yoluyla korumayı tercih ettiklerini ortaya koyuyorlar.

Hukuk devleti değil kanun devleti olmayı tercih ediyorlar.

Yani “yeni” Türkiye denilenin aslında hiçbir yenilik getirmeyeceğini ispatlıyorlar.

Son paket de adeta bu kaygıların tescillenmiş hali.

Kamuoyuna yansıdığı gibi, tasarıda mülki amirlere, polis ve jandarmaya olağanüstü yetkiler veriliyor.

Tasarı ile kolluk kuvveti amirlerinin talebi üzerine her tür aramanın savcılık izni olmaksızın yapılabilmesinin önü açılıyor.

Polis ve jandarmaya “toplumsal olay çıkabilir” şüphesi ile tüm yasal toplanmaları engelleme veya dağıtma yetkisi veriliyor.

Bu durumda burada yaptığımız basın açıklamaları, kültürel ve sosyal etkinlikler ve benzeri yasal tüm toplanmalar kolluk kuvvetlerinin insafına terk ediliyor.

Polise savcılık izni olmaksızın 48 saate kadar gözaltına alma hakkı veriliyor.

Örneğin, yasal bir eylemde polisin keyfi bir uygulaması olduğunda ve sizin buna direnmeniz durumunda 48 saatlik gözaltı uygulaması devreye girebilecek.

Kimsenin bundan haberi olmadığında ise akıbetiniz meçhul!

Valiler ve kaymakamlar savcının yetkisiyle donatılarak kolluk kuvvetlerine suça dönük emir verebilecek, arama ve müdahale kararı verebilecek bir yetkiye kavuşturuluyor.

Diğer bir deyişle mülki amirler bir çeşit savcılık görevine soyunduruluyor.

Bu tür yasaların, yani isteyenin istediği gibi yorumlayıp uyguladığı yasaların geçmişte ülkemizde oluşturduğu mağduriyet hepimizin malumu…

O yüzden bu tasarı yasalaşırsa, önümüzdeki süreçte toplumsal gösterilerin beraberinde kaostan ve şiddetten başka bir sonuç göremeyeceğiz.

Tam da güvenlik sağlayacağı gerekçesiyle çıkarılan bu yasa, mevcut haliyle bir güvensizliğin ve bundan beslenen bir şiddet ortamının tetikleyicisi olabilir.

Paradoks gibi görünüyor ama durum böyle.

Her iktidarın yaşadığı paradoks…

Özgürlüklerin önünü açarlarsa bunun kendi aleyhine işlemesi imkânı var.

Baskının yolunu seçerlerse de iktidarı koruma şansları azalıyor.

Dengesizliğin rutine dönüştüğü bu ülkede, bu karmaşayı ancak başka bir siyaset, tabandan beslenen ve dönüşen başka bir yönetim modeli geliştirebilirsek düzeltebiliriz.

Mevcut iktidar sahiplerinin şu sıralar teklif ettiği tarzda bir başkanlık modelinin böyle bir sonuç doğurmayacağı ise ortada…

Kolay  bir çözüm yok; ama kanunlar yerine hak, adalet ve hukuk gibi kavramların hakkını veren bazı yasaları yürürlüğe koymak, önümüzdeki süreci kolaylaştırabilir.

Beytullah Önce / Sakarya Yenihaber

Bir Cevap Yazın