Cemaatler Savaşından Halkın Siyasetine

2015_0224_aksarayTanzimatla birlikte ortaya çıkan “devletin dönüşümü” meselesinde iktidar yeniden biçimlenirken eskilerin yerini yenileri alsa da esasen “aktörler”in rolünün değişmediğini söyleyebiliriz.

Bu dönüşme iradesi; geleneksel düzenin bozulmasıyla ortaya çıkan “buhran”ın yol açtığı iktidar boşluğunu “bürokrasi”nin doldurmaya başlamasıyla şekillendi.

Tanzimatın sivil paşaları ile başlayıp İttihatçıların asker paşalarıyla devam eden bu süreç, yine Osmanlının asker paşalarının eliyle Cumhuriyete taşındı.

Ancak “cumhuriyet” iddiasının “halk”ın yönetime katılımını gerektirmesi bir sorun olarak günümüze değin sürdü.

“Halk”ın devlet karşısında örgütlenmesinin, kendi otantik örgütlenmeleri içinden siyasal özneler çıkarmasının tüm imkanlarını ortadan kaldırmış olan Osmanlı tecrübesi, cumhuriyet ismini alan devletin yeni sahiplerinin, “halk”ı sıfırdan tarif ve inşa etme gayretkeşliğine girişmesinin bahanesi oldu.

Apolitik bir modernleşme hamlesinin, organizmacı bir toplum tasavvurunu güçlendirecek şekilde eğitim ve propaganda üzerinden yürütülmesini üstlenen bürokrasi, böylece kendisine biçtiği “politika üstü”, “hakim” pozisyon üzerinden zamanla bir “cemaat”e dönüştü.

Bürokrasi cemaati”nin tüm gayretlerine rağmen halk, yine de kendisine biçilen rolü oynamadı.

Bu yüzdendir ki Demokrat Parti ile başlayıp; Adalet Partisi, ANAP, Milli Görüş ve AKP tecrübeleri üzerinden devam eden, “devlet”le, “devletin halkı” arasındaki gerilim azalmaksızın devam etti.

Ancak bu noktada devlet’e karşı halk’ı temsil ettiği iddiasındaki partilerin bilinçli ya da bilinçsizce göz ardı ettikleri şey; temsil ettiklerini iddia ettikleri halkın tarihsel olarak politik özne olma imkanını yitirmiş yığınlardan ibaret oldukları gerçeği idi.

Dolayısıyla halk kendi örgütlülükleri içinden ve kendi politik aktörleri üzerinden değil, “devlet’ten gayrı” olduklarına inandıkları ve fakat yine de kasabalarına, köylerine “Ankara”dan gelen siyasetçiler üzerinden siyasete eklemlendiler.

Ankara’da adamı olmak”, Ankara’ya karşı çıkmaktan daha pratik ve maliyetsiz göründü.

Bu tutum halen Türkiye’deki sağ/muhafazakar seçmenin genel profilini oluşturur.

Bunun paralelinde halk içinde “cemaatler” şeklinde örgütlenen toplumsal kesimler de kendilerini halkın politik özneleri olarak değil, kendi cemaatleriyle Ankara arasındaki aracılar olarak konumlandırdılar.

Dolayısıyla denebilir ki; Demokrat Parti’den AKP’ye kadar sağ partilerin tamamı, kendilerini hem birer “cemaat” olarak oluşturmuşlar, hem de temsil iddiasında oldukları halkı aslında kendilerini merkeze taşıyacak, devleti elinde tutan “bürokrasi cemaati”ne karşı kullanılacak bir meşruiyet aracı olarak görmüşlerdir.

Özetle Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte hem devlet içindeki bürokrasi hem de bunun karşısında konumlanmış toplumsal kesimler kendilerini -laik veya dini- “cemaatler” şeklinde yapılandırdılar.

Bunda şüphesiz, hem Osmanlı tarihsel mirasında hem de Emevi-Abbasi geleneğinden şekillenen İslam tarihi tecrübesinde siyasetin “saray” üzerinden algılanmasının rolü büyüktür.

Bu kültürel havza içerisinde siyaset bir taraftan metafizik bir hale dönüşürken; öte yandan -dolayısıyla- sıradan halkın/ümmetin yapacağı/üreteceği bir şey değil, sultanın/liderin sürdüreceği bir şey olarak görüldü.

Ümmetin/halkın üreteceği ve örgütleyeceği bir siyasetin ilkeleri üzerine değil, sarayda yaşayan  “adil bir sultan”ın nasıl olması gerektiği üzerine kafa yoruldu.

Özellikle Ehl-i Sünnet ulemasının gittikçe Saray’la bütünleşmesinin sonucu olarak iktidarlar metafizik ve hatta “kutsal“ makamlara dönüştü.

Sonuçta siyaset için; “sultan”ın adaletine sığınmak dışında bir kriter kalmazken, halkın/ümmetin siyaset üretebileceği ilkesel/ahlaki zemin de ortadan kalkmış oldu.

Mevzuyu uzattık;

Bugün için söylemek istediğimiz şey; Hakan Fidan’ın milletvekili olmak için istifa etmesinin aslında siyasal alanın yerini alan devlet/saray’daki “cemaat”ler arası mücadeleler içinde bir yerden okunması gerektiğidir.

Erdoğan’ın siyasal alanı ve dolayısıyla siyaseten kendisini tükettiği son süreç içinde, AKP kurucu kadrolarının bir “B” ve hatta “C” planları üzerinde çalıştıklarını tahmin etmek çok güç değil.

Şüphesiz ülkeyi Erdoğan’ın yarattığı yüksek maliyetten kurtarmak için oluşturulan planlara en önemli katkıyı “ordu”nun verebileceği de bence atlanamaz bir veri olsa gerek.

Ordu ile geçmişe dayanan ilişkileri olan Davutoğlu’nun, yine ordu ile çok daha güçlü bağları olan Fidan ile “B” ve “C” planları zaviyesinde, “asker”in de masada olduğu bir mesai ortaklığında bulunması bence çok beklenmedik bir durum olmaz.

Gittikçe yaklaşan nihai hesaplaşma ihtimalinden sistemi bir takım ara formüllerle yumuşak bir geçiş sürecine taşımak kaygısı, devlet’in kadim “cemaatleri”nin öncelikli sorunu olsa gerek.

Erdoğan’ın tüm sağ siyaseti ve hatta tüm devlet mekanizmasını, başında kendisinin olduğu “tek bir cemaat”e dönüştürmeye çalışmasından, siyaseti gittikçe daraltan ve daralttıkça polisiye/istihbari tedbirleri öne çıkarmak zorunda kalan/kalacak ve sonuçta yeni bir “Gezi” kalkışmasına yol açabilecek bireysel tutumundan devletin diğer cemaatlerinin duyduğu endişenin boyutu tahmin edilebilir.

Bu noktada Hakan Fidan’ın istifasının bireysel bir tercih olmasının ötesinde anlamı olduğu düşünüyorum.

Zira Fidan’ın MİT’in başındaki adam olarak,“çözüm süreci”nden, ortaya çıkması pek muhtemel yeni sokak eylemliliklerine kadar; Erdoğan’ın maliyeti ve riski yüksek tüm hamlelerinin sorumlusu olma ihtimali yüksek .

Siyasetin “saray”dan yürütülmesi, dolayısıyla klikler/cemaatlerin ve hatta özünde politik olmayan figürlerin politik özneler olarak belirleyici olabilmesi “Eski Türkiye”nin eski alışkanlıklarıyla devam ettiğini gösteriyor.

Ancak yeni olan şeyler de var; “halk”ın ilk defa kendi dinamiklerini harekete geçirebileceği bir tarihsel sürecin yaşanması.

İşte tam da şu anda, İslamcı siyaset bu sürece cemaat sosyolojisinin dışına çıkarak; halkın/ümmetin gerçekliğinden hareket edeceği, ahlaki/ilkesel zeminde siyaset üreteceği bir pozisyon geliştirmek sorumluluğu ile karşı karşıyadır.

Bunu tartışmaya devam edelim.

KADRİCAN MENDİ

 

Bir cevap yazın