2015_0210-mazlumder

MAZLUMDER, insan hakları alanında yıl boyunca karşılaşılan durumlarla ilgili çeşitli çalışmalar yürütmekle birlikte, alanındaki olumlu ve olumsuz gelişmeleri kayıt altına alarak düzenli olarak raporlama da yapmaktadır. Kendisine yapılan başvuruların ve basın-yayın organlarını takibiyle elde edilen verilerden oluşan bu raporlar ile hem ülkemizin hem de dünyanın insan hakları tarihine şahitliğinin gereğini yerine getirmektedir. 

Bugün kamuoyuyla paylaşacağımız raporun amacı da, 2014 yılı süresince, insan hakları alanındaki yaşanan gelişmeleri ve sonuçları ortaya koyarak, 2015 yılındaki sorumluluklarımızın ve önceliklerimizin belirlenmesine katkı sunmaktır.

Bilindiği gibi, 2014 yılına, bir önceki yılın 17 ve 25 aralık tarihlerinde, aralarında bakan, bakan çocukları, üst düzey kamu görevlileri olmak üzere birçok kişiye yönelik başlatılan soruşturmaların ve gözaltıların oluşturduğu atmosfer içinde girilmiştir. 

Kamuoyunda, hukuki olmaktan ziyade siyasi sonuçları itibariyle değerlendirilen bu operasyonların akabinde başlayan sürecin ilk aşamasında, kamuoyuna “Paralel Yapı” olarak takdim edilen bir cemaat tarafından gerçekleştirdiği iddia edilen bazı telefon dinlemeler ortaya çıkmıştır. Hangi maksatla yapıldığı ve neye hizmet ettiği henüz bilinmeyen ve hakkında çeşitli spekülasyonlar yapılan bu hukuksuz telefon dinlemelerinin hedef aldığı insanlar arasında derneğimizin birçok yöneticisinin olduğu da görülmüştür. 

MAZLUMDER, masuniyet karinesinin korunması, makul şüphe olmadan kişi ve kurumların adli soruşturmaya konu edilmemesi, haberleşmenin ve kişisel yaşamın gizliliğinin özenle korunması için, bu dinleme iddialarını yargıya taşımıştır. 

Dinleme iddiaları, daha sonraki aşamalarda, Ergenekon ve Balyoz davaları olmak üzere, son 10 yıla damgasını vuran birçok kritik davanın, hem siyasi hem de hukuki açıdan yeniden gündeme gelmesine de yol açmıştır. Bu davalar etrafındaki iddialar, güvenlik ve yargı bürokrasisini yoğun bir tartışmanın odağı haline getirmiştir. Yeniden yargılanma taleplerinden, HSYK seçimlerine ve yargı sistemiyle ilgili yasal düzenlemelere varana kadar geniş bir zemine yayılan bu kritik süreç, ülkemizdeki adalet mekanizmasının güvenirliği konusundaki şüpheleri derinleştirmiştir. Geldiğimiz noktada, aydınlatılması gereken birçok soru işareti olduğu aşikârdır. Sürecin insan haklarıyla ilgili boyutunda yapılması gereken hatırlatma ise şudur: İddia edilen “Paralel Yapı” hakkında yapılan her türlü adli ve idari işlemin en temel adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde gerçekleştirilmesi ve geçmiş davalarda yapılan hataların tekrar edilmemesi; yeni hak ihlallerine yol açılmaması açısından büyük önem arz etmektedir. Her şey, adil yargılanma ilkelerine ve diğer insan hakları ilkelerine uygun şekilde ilerlemelidir. 

2014 yılında, yargıya güven bunalımıyla birlikte devam edegelen bir diğer husus da yargı sistemindeki çok başlılıktır. Özellikle 34 insanın katledildiği ve halen aydınlatılmayı bekleyen Roboski davasının Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından takipsizlik kararıyla kapatılması, bu sorunun devam ettiğinin müşahhas bir örneği olmuştur.

Toplumun yargı organlarına olan güveninin iyice azalması, önümüzdeki dönemde yeni sorunlara yol açabilecektir. Bunun için MAZLUMDER olarak, insan haklarını ve özgürlüklerini esas alan bir  sistemin ve  tarafsız, bağımsız, adil ve şeffaf bir yargının işlerlik kazanmasını sağlayacak düzenlemelerin yapılmasını, 2015 yılında öncelikli bir hedef olmasını temenni ediyoruz.

2014 yılı, emek alanında yaşanan ihlallerin, yaşanan toplu can kayıplarıyla daha görünür olmasına yol açmıştır. 

1.886 ölüm ve 3.496 yaralanma vakasının kayıt altına aldığı bu yılda, özellikle Manisa’nın Soma ilçesindeki maden ocağında 301 emekçinin hayatını kaybetmesi, toplumu derinden yaralamıştır. Akabinde Karaman’ın Ermenek ilçesinde meydana gelen felaket ile tüm dikkatler maden ocaklarının üzerinde toplanmıştır. Derneğimiz, her iki vakayı da sahada incelemiş ve sürecin takipçisi olmuştur. 

2014 yılında meydana gelen ölümlü iş kazaları, çalışma sahalarında silsileli bir denetimsizliğin yaygın olduğu ve işverenlerin daha çok kâr elde edebilmek için iş güvenliğinden ciddi tavizler verdiği gerçeklerini ortaya koymuş;  kapitalizmin kâr için insan hayatını bile hiçe sayabilen vahşi yüzünü göstermiştir. Bu sebeple işçi sağlığını ve güvenliğini gerçekten teminat altına alan düzenlemelerle birlikte, çalışma koşullarının çok iyi takip edilmesinin önemi bu vakalarda daha yakından anlaşılmıştır. 

2014 yılı, Kürt meselesinde siyasal diyalog ve müzakereyi esas aldığı belirtilen Çözüm Süreci’nin kırılganlığını gösteren olaylara da sahne olmuştur. Özellikle IŞİD adlı örgütün Kobani’ye saldırılarıyla başlayan süreçte, HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Hükümet’e yönelik eleştirilerinin ardından yaptığı çağrı üzerine parti tabanın başlattığı sokak eylemleri, birçok sivili ve sivil toplum kuruluşunu hedef haline getiren bir şiddet ortamına dönüşmüş, maalesef provokasyona da açık bir ortamda gerçekleşen olaylarda onlarca kişi hayatını kaybetmiştir. Şiddet ortamının yarattığı ve hiçbir şekilde kabul edilemez olan vahşet, Yasin Börü’nün katledilmesinde trajik biçimde belirginleşmiş ve toplumdaki ayrışma ve çatışma duygusunu yeniden ateşlemiştir. Böyle bir atmosferde Şırnak, Hakkari, Diyarbakır ve Van’da işlenen bazı cinayetlerinin faili meçhul kalması ise farklı şüpheler uyandırmıştır. 

MAZLUMDER olarak geçmişin karanlığını ve acımasızlığını bugüne taşıyacak her türlü fiile karşı çıktığımızı bir kez daha belirtiyor; en temel insan haklarından olan yaşam hakkının korunmasının gerekliliğine dikkat çekiyoruz. Çocuk ve gençlerin bu tür çatışmaların tarafı ve aracı haline getirilmesini de kesinlikle doğru bulmuyoruz. Yine bu sorun çerçevesinde, 14-15 yaşlarındaki çocukların, ailelerin rızası hilafına PKK saflarına katılmasıyla, örgütün imzaladığı Cenevre Sözleşmesine aykırı  bir durum ortaya çıkmıştır. PKK/HPG, kendisine sözleşmeye riayet etmesi ve gereğini yapması yönündeki çağrılara henüz cevap vermiş değildir. Çocuk hakları ihlalleri arasında dikkat çeken önemli bir diğer husus da çocuk tutuklular ve çocuk cezaevleridir. Bu sorunun çözümünde, çocuk cezaevlerinin kapatılması teklifi, ciddi şekilde değerlendirmeye alınmalıdır.

MAZLUMDER olarak, çocukları başta şiddet ortamı olmak üzere hak ihlallerinin faili ya da mağduru kılacak her türlü uygulamanın, 2015 yılında tekrarlanmasını önlemeye dönük adımların atılması çağrısı yapıyoruz. 

2015 yılı, kalıcı bir iç barışa giden yolda, şiddete zemin hazırlayan tüm etkenlerin ortadan kalktığının somutlaştığı bir tarih olmalıdır. Toplumun tüm kesimleriyle barış ve kardeşlik atmosferini arzuladığını ortaya koyan bu son süreç, herhangi bir tıkanıklığın ya da geri dönüşün kabul edilemeyeceğini göstermiştir. 

İnsanların kendilerini ifade edemeyip, şiddet yoluyla seslerini duyurdukları ve varlıklarını kanıtladıkları dönemin kesinkes kapandığı anlaşılmalıdır. Bu bağlamda, Çözüm Süreci’nin birinci dereceden muhatabı ve sorumlusu olan taraflara, omuzlarındaki yükün ağırlığına uygun bir şekilde hareket etmeleri gerektiğini hatırlatıyoruz. 

Sürecin takibi ve barış inisiyatifinin geliştirilerek güçlendirilmesi için sivil toplum örgütlerine de ayrıca sorumluluklar düşmektedir. MAZLUMDER, barışçıl bir ortamın tesisine katkı verme çabasını 2014 yılında olduğu gibi 2015’te de sürdürecektir. “Barışa Söz Ver” gibi kampanyalarla, toplumsal dinamiklerin sürece dâhil olmasına destek verecektir.

2014 yılında, 17-25 aralık operasyonları, “Paralel Yapı” tartışmaları ve Kobani olaylarıyla yoğunlaşan süreç, güvenlik-özgürlük dengesinde gel-gitlerin yaşanmasına yol açmıştır. Hükümet mensuplarına yönelik gerçekleştirilen soruşturmaların ardından, özellikle telefon dinlemelerinin önemli bir delil olarak sunulmasına karşı yapılan ilk düzenlemelerdeki doğru uygulamalardan, 2014 yılının son çeyreğinde gündeme gelen ve kamuoyunda “İç Güvenlik Paketi” olarak yasa tasarılarıyla geri adım atıldığı görülmektedir. Geriye dönük adımların bir diğer somut yansıması da, gösteri ve yürüyüş hakkının ihlalinde son dönemde izlenen artış olmuştur. Bu bağlamda, halihazırda yasalaşmayı bekleyen bazı tekliflerin, insan haklarını ve özgürlüklerini tehdit eden ve güvenlik-özgürlük dengesini telafisi imkânsız şekilde güvenlik lehine bozacak düzenlemeler içermesi açısından ciddi riskler taşıdığını tekrar vurgulamak istiyoruz. 

MAZLUMDER olarak, milli güvenlik eksenli politikaların ve yasaların; toplumsal olayların seyrinde ne tür olumsuzluklar yarattığı, hem geçmişte, hem de geçen yıl yaşanan vakalara bakıldığında yeterince anlaşılmış olması gerektiği kanaatindeyiz. Bu sebeple, 2014’te hak ettiği kadar gündem teşkil etmeyen fakat hâlâ yapılamamış bir toplumsal sözleşme olarak, yeni bir anayasanın hazırlanmasında, insanlık onuru temelinde kurgulanmış, insan haklarını ve özgürlüklerini korumayı ve geliştirmeyi görev bilen bir anlayışın geliştirilmesinin önemine dikkat çekiyoruz.

2014 yılı içinde Mazlumder Kadın Çalışmaları Grubu tarafından hazırlanan “Kamp Dışında Yaşayan Suriye’li Kadın Sığınmacılar Raporu” ile Mazlumder Gaziantep Şubesi tarafından hazırlanan “Gaziantep’te Suriyelilere Yönelik Saldırılar ve Toplumsal Nefretin Sebeplerinin Analizine Dair Rapor”, ülkemize sığınmış insanların yaşadıkları mağduriyetleri ortaya koymaları açısından önemli çalışmalar olarak arşivlerde yerini almıştır. 

Özellikle sığınmacı kadınlarla ilgili raporumuz, medyada ve devlet mekanizması içinde büyük yankı bulmuş,  önemli tartışmaları başlatmıştır. MAZLUMDER olarak, raporda teklif ettiğimiz çözüm önerilerinin 2015 yılı içinde hayata geçirilmesi çağrımızı yeniliyoruz. 

2014 yılında, eğitimdeki hak ihlalleri açısından önemli bir sorun teşkil eden başörtüsü yasağıyla ilgili olumlu bir gelişmeye yaşanmış, kılık-kıyafet yönetmeliğinde değişiklik yapılarak ilk ve orta dereceli okullarda başörtüsü yasağı kaldırılmıştır. 

Şüphesiz eğitimin özgürleşmesinin daha ileri bir boyuta taşınması için atılması gereken daha birçok adım vardır. Bu sebeple MAZLUMDER, öncelikle Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kaldırılması olmak üzere, bu alandaki hak ve özgürlük mücadelesine bundan sonra da devam edecektir.

MAZLUMDER tarafından 2014 yılıyla ilgili hazırlanan insan hakları raporunun tamamı incelendiğinde, insan hakları ve özgürlükleri alanında çözülmesi gereken birçok sorunumuz olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Bu açıdan, sorunlarımızın birlikte çözümü için, başta insan hakları örgütleri olmak üzere, hem sivil toplum örgütlerinin hem de bizzat toplumun inisiyatif alması, kazanımlarını koruması ve geliştirmesi, hak ve adaleti esas alan her türlü sürece olumlu bir katkı sunması elzemdir. 

MAZLUMDER, kendi üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye devam edecektir. 

MAZLUMDER Genel Merkezi

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir