Sakarya 480 hafta: Dinler Arası Diyalog, Küresel Sistemin Projesidir

sakarya-480-hafta-1

Sakarya’daki 480. Hafta adalet ve özgürlükler eyleminde, Papa’nın Türkiye ziyareti değerlendirilirken, Papalık müessesinin küresel güçlerle uyumlu politika sergileme misyonu eleştirildi

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu adına 480. Hafta basın açıklamasını Diriliş Saati Dergisi’nden Muhammed Emin Duman okudu. Papa’nın ay sonunda Türkiye’de bulunacağı bir dizi temasın değerlendirildiği açıklamada, Papalık müessesinin küresel güçlerle uyumlu din politikaları izlediğine dikkat çekilirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Papa’ya hitaben yazdığı davet mektubundaki ifadeler eleştirildi ve “Dinler Arası Diyalog ya da “Medeniyetler Arası Diyalog” gibi kavramların Müslümanlara empoze edildiği bir süreçte bu ziyareti ve cumhurbaşkanının ifadelerini çok anlamlı buluyoruz. Başta İslam coğrafyası olmak üzere tüm dünyadaki mazlumlara karşı yöneltilen küresel zulme karşı hiç sesini çıkarmayan, Siyonizmi eleştiri alanının dışında tutmaya özel itina gösteren, küresel egemenlere karşı saygı duruşunu bozmayan bir papalık müessesesi için yukarıdaki ifadeleri kullanmanın yorumunu halkımıza bırakıyoruz.” denildi.

Açıklamada, ziyaretle ilgili “Papalığın küresel güçlerle uyumlu politika sergileme misyonunun yanında Katolikler ile Ortodokslar arasındaki buzları eritmek gibi bir amacı da stratejik olarak benimsediği bilinen bir gerçek…” denilerek “İslam coğrafyasında mezhebi tefrikanın zirve yaptığı, Müslümanların farklı mezheplerden olmaları nedeniyle birbirlerini lanetledikleri, birbirlerinin boğazına sarıldıkları, birbirlerini katlettikleri bir dönemde yıllarca birbirlerini düşman ilan etmiş Katoliklerle Ortodoksların arasındaki bu diyalogdan Müslümanların ders alması gerektiğine inanıyoruz. Müslümanların mezhebi ayrışmaya karşı çıkarak ümmet bilincini kuşanması mutlaka gereklidir. Mezhebi farklılıklarımızı dinimizin bir zenginliği olarak telakki ederek emperyal güçlerin Müslümanları ayrıştırma/çatıştırma faaliyetlerine mezheplerin malzeme yapılmasına asla izin vermemeliyiz. Müslümanların vahdeti hayati bir konudur ve karanlıktan aydınlığa çıkışın en önemli şartıdır.” açıklaması yapıldı.

Basın açıklamasının son bölümünde, İsrail işgal güçlerinin Kudüs’teki son dönemde uyguladığı baskılarla ilgili olarak “Kudüs’te ve tüm Filistin topraklarında Siyonist zulüm devam ediyor. Mescid-i Aksa’ya yöneltilen son saldırının akabinde bir Müslüman şoförün hunharca öldürülmesi iki Filistinli Müslüman’ın sinagoga gerçekleştirdiği şehadet saldırısı ile karşılık buldu.

Her türlü zulmü pervasızca Müslümanlara uygulayan Siyonistler Müslümanların karşı saldırısı ile şaşkınlık içindeler… Siyonistler hep zulmedecek, Müslümanlar ise hep seyredecek, hep teslimiyet belirtecek ve sadece üzülerek teselli bulacak. Batı dünyasının, Siyonistlerin ve İslam coğrafyasındaki işbirlikçilerinin olumladığı Müslüman tavrı bu teslimiyetçi tavırdır. Eğer siz Siyonistlere kısas uygularsanız, onların anladığı dilden cevap verirseniz; Batı literatüründe “terörist” olarak tanımlanırsınız. Hiç komplekse kapılmaya gerek yok. Siyonistlerin yaptıklarının aynısıyla karşılık vermek terörist olmak ise biz terörist olmayı şeref addederiz.” denildi.

480. Hafta Basın Açıklaması

DİNLER ARASI DİYALOG KÜRESEL SİSTEMİN BİR PROJESİDİR!

Türkiye Papa’yı ağırlamaya hazırlanıyor. Papa 28-30 Kasım’da Türkiye’de bir dizi temasta bulunacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Papa’ya gönderdiği davet mektubundaki ifadeler dikkat çekici cinsten… Erdoğan şöyle söylüyor: “Katolik aleminin ruhani liderliği görevini üstlendiğiniz tarihten bu yana dünya barışı ve insanlığın kardeşliği ve huzuru için göstermekte olduğunuz değerli gayretlerinizi takdirle izlemekteyim”.

“Dinler Arası Diyalog” ya da “Medeniyetler Arası Diyalog” gibi kavramların Müslümanlara empoze edildiği bir süreçte bu ziyareti ve cumhurbaşkanının ifadelerini çok anlamlı buluyoruz.

Başta İslam coğrafyası olmak üzere tüm dünyadaki mazlumlara karşı yöneltilen küresel zulme karşı hiç sesini çıkarmayan, Siyonizmi eleştiri alanının dışında tutmaya özel itina gösteren, küresel egemenlere karşı saygı duruşunu bozmayan bir papalık müessesesi için yukarıdaki ifadeleri kullanmanın yorumunu halkımıza bırakıyoruz.

Papalığın küresel güçlerle uyumlu politika sergileme misyonunun yanında Katolikler ile Ortodokslar arasındaki buzları eritmek gibi bir amacı da stratejik olarak benimsediği bilinen bir gerçek…

Papa’nın Türkiye ziyaretinin önemli bir kısmını Fener Rum Patrikhanesi ile gerçekleştirilecek müzakereler oluşturacak. Bu müzakereler ile Katoliklerle Ortodoksların yakınlaşması ve aynı zamanda Ortodoks aleminin küresel sisteme entegrasyonunda sorun olabilecek bazı çatlakların kapatılması hedefleniyor.

Papa’nın Türkiye ziyareti konusunda iki hususa daha dikkat çekmek istiyoruz. Küresel sistemin oyuncağı durumundaki Papalık müessesesi ile diyaloğa bu denli hevesli olmak batıya karşı duyulan aşağılık kompleksinin ciddi bir işaretidir. Politikalarını bağımsız olarak belirlediğini iddia eden ve kendini bölgesel güç olarak tanımlayan iktidarın batı dünyası ile ilişkilerinde sürekli aşağıdan alan kompleksli bir siyaset izlemesini çok manidar buluyoruz. Ak Parti iktidarının bir yandan toplumun vicdanını seslendirirken bir yandan da önüne konulan Amerikan menşeli projelerin gereğini yerine getirmesi iki yüzlü bir politika gerçeği ile bizleri yüzleştiriyor.

Dikkat çekeceğimiz ikinci husus ise Hıristiyan dünyasının Katoliklerle Ortodoksları yakınlaştırmak için gösterdiği çaba.. İslam coğrafyasında mezhebi tefrikanın zirve yaptığı, Müslümanların farklı mezheplerden olmaları nedeniyle birbirlerini lanetledikleri, birbirlerinin boğazına sarıldıkları, birbirlerini katlettikleri bir dönemde yıllarca birbirlerini düşman ilan etmiş Katoliklerle Ortodoksların arasındaki bu diyalogdan Müslümanların ders alması gerektiğine inanıyoruz. Müslümanların mezhebi ayrışmaya karşı çıkarak ümmet bilincini kuşanması mutlaka gereklidir. Mezhebi farklılıklarımızı dinimizin bir zenginliği olarak telakki ederek emperyal güçlerin Müslümanları ayrıştırma/çatıştırma faaliyetlerine mezheplerin malzeme yapılmasına asla izin vermemeliyiz. Müslümanların vahdeti hayati bir konudur ve karanlıktan aydınlığa çıkışın en önemli şartıdır.

Kudüs’te ve tüm Filistin topraklarında Siyonist zulüm devam ediyor. Mescid-i Aksa’ya yöneltilen son saldırının akabinde bir Müslüman şoförün hunharca öldürülmesi iki Filistinli Müslüman’ın sinagoga gerçekleştirdiği şehadet saldırısı ile karşılık buldu.

Her türlü zulmü pervasızca Müslümanlara uygulayan Siyonistler Müslümanların karşı saldırısı ile şaşkınlık içindeler… Siyonistler hep zulmedecek, Müslümanlar ise hep seyredecek, hep teslimiyet belirtecek ve sadece üzülerek teselli bulacak. Batı dünyasının, Siyonistlerin ve İslam coğrafyasındaki işbirlikçilerinin olumladığı Müslüman tavrı bu teslimiyetçi tavırdır. Eğer siz Siyonistlere kısas uygularsanız, onların anladığı dilden cevap verirseniz; Batı literatüründe “terörist” olarak tanımlanırsınız.

Hiç komplekse kapılmaya gerek yok. Siyonistlerin yaptıklarının aynısıyla karşılık vermek terörist olmak ise biz terörist olmayı şeref addederiz.  Türkiye’deki hakim medya anlayışının yapılan eylemi mahkum etme çabalarını esefle karşılıyoruz.  Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun kınama beyanını da asla kabul etmiyoruz ve bu beyanından dolayı Çavuşoğlu’nu kınıyoruz.  

 Adalet ve Özgürlükler Platformu Adına Diriliş Saati Dergisi

 

Bir cevap yazın