Sahada İslamcılık Yok Ama İslamcılık Tartışmaları Sürüyor

2014_1101_ahmet-ors

Tasfiye Dergisi’nin bloğunda son dönemdeki İslamcılık tartışmalarıyla ilgili iki yazı yayınlayan Ahmet Örs, süregiden tartışmalara ilişkin “Ezilenlere, yoksullara, sömürülen coğrafyalara, işgal ve sürgün kaderi olanlara umut olacak, başka bir dünyayı işaretleyecek sözler bunca tartışmanın arasından sıyrılıp kendini gösteremiyor.” eleştirisini getirdi

Aşağıda, Ahmet Örs’ün farklı tarihlerde yayınladığı son iki eleştirisini paylaşıyoruz:

Süregiden İslamcılık tartışmaları ne anlama geliyor?

İslamcılığa dönük içerden ve dışarıdan diye kabaca iki kategoride değerlendirebileceğimiz bir yaklaşım var.

Aslında içeriyi de en az iki kategoride ele almak icap ediyor.

Çünkü başta AKP belediyeleri ya da yine iktidar merkezine yakın kurumlar olmak üzere evveliyatları sadedinde kendilerini bu akıma nispet edenlerin düzenlediği tartışmalar var.

Bu tartışmalardan nasıl bir amaç murad ediliyor anlamak zor.

Hem son kategori bağlamında, hem de genelde pek rahat bir şekilde gözlemlenebilecek bir durum var:

Hakikaten İslamcılık ölmüş, şimdi ona bir kadavra muamelesi yapılıyor.

İlgili ilgisiz herkes sıra sıra konuşuyor, dergilerde yazılar yayımlıyor.

Ortada İslamcılık/İslami hareket yok ama bolca muhabbeti varsa bu kadavra örneği kendini açıkça ele vermiş demektir.

Sahada İslamcılığın/İslami hareketin olmaması bu tartışmalarda temel kaygı olarak pek öne çıkmıyor.

Tartışmaların genelinde yeniden sıçramayı arzulayan bir özeleştiri yerine tespitler öne çıkıyor bolca, mahkûmiyetler…

Anlatılar birbirini takip ediyor, kökensel pozisyonu bağlamında kutsal AKP dolayımında analizler çoğaldıkça çoğalıyor.

Seyyid Kutuplar, Mevdudiler, 70’li yıllar, çeviri hareketleri, MNP-MSP örnekleri havada uçuşuyor.

Gelgelim ortada İslamcılık yok.

İslamcılığın ya da İslami Hareket diyelim, işte onun yokluğunda yine onun hakkında bol bol tartışılıyor.

Türkiye’nin Ortadoğu ateşindeki rolünden kapitalist çılgınlığa teslim oluşuna ilişkin, bu cenderelerin türlü biçimlerine ilişkin adil bir siyaset üretmeye kimseler talipli değil.

Bir gelecek tasavvuruna, örgütlenme biçim ve yöntemlerine dair öneri yok ya da pek az.

Ezilenlere, yoksullara, sömürülen coğrafyalara, işgal ve sürgün kaderi olanlara umut olacak, başka bir dünyayı işaretleyecek sözler bunca tartışmanın arasından sıyrılıp kendini gösteremiyor.

Böyle bir tablo var; yılgınlığı besleyip duruyor.

Bir yerlerde duracak mı bu dalga yoksa başka bir aşamaya evrilecek mi, hep birlikte göreceğiz.

17 Ekim 2014, Ahmet Örs, Tasfiye Blog

 

İslamcılık sahada olan bir şeydi

Refah Partisi’ni kapı kapı dolaşarak propaganda/tebliğ çalışması yapan ablalar, teyzeler, genç kızlar yükseltip iktidara kadar taşımışlardı. Milletvekili adayları meyhanelere bile gidip herkesten oy istiyorlardı. Parti öncüleri kapatma ve hapis cezalarına dûçar oluyorlar, kervanı hep bir yanından yürütmeye devam ediyorlardı. Sakallı amcalar, çarşaflı teyzeler varlarını yoklarını mücadeleye vakfediyorlardı. İrtica çığlıklarına aldırmadan uzak Avrupa ülkelerinden bir tek oy atmak için türlü masraf ve zahmete girip Türkiye’ye gelenlerin sayısı küçümsenmeyecek boyutlara varıyordu.

Beyazıt Meydanı doluyor, öğrenci evleri hararetli örgütlenmelerin mekânları olarak yeşeriyordu. Taşranın ağabeyleri Tevhid’in halkla arı duru buluşması için köy ve kasabaları arşınlıyor, haftanın yedi günü sohbet halkalarına öncülük ediyorlardı. Dergiler, kitaplar, gazeteler isimsiz emekçilerinin alın teri ve ışıltılı çabalarıyla okunuyor, anlatılıyor, aktarılıyordu. Kitabevleri sindirilmiş İslami aidiyetleri birbirleriyle ve açık fikirlerle buluşturuyordu.

İslamcılık ya da İslami hareket diyelim, nihayetinde sahada olan bir şeydi. Emeğe, çabaya, fedâkârlığa tekabül ediyordu. Elbette o vakitlerin de akademik tahliller yapan isimleri vardı ama en çok müslüman savaşçıları vardı. Şimdi onlar büyük oranda geri çekilmişler. Şimdi Müslümanlardan emek vermeyi seçeni pek az, kapı kapı koşturup bir savaşım içinde olmayı tercih edeni pek az, bir örgütlenmenin, bir hareketin itaatkâr, dayanışmacı koşturucusu olmayı tercih edeni pek az; konuşanı, akademik çözümlemeler yapmayı seçeni, yüksek entelektüel tartışmaları seçeni çok daha fazla.

Özne yok, çoğunluk nesneyi kadavralaştırmaya pek bir eğilimli.

1 Kasım 2014, Ahmet Örs, Tasfiye Blog

 

 

One thought on “Sahada İslamcılık Yok Ama İslamcılık Tartışmaları Sürüyor

  • Ahmet Hocanın eleştirisel yaklaşımlarına temel olarak katılmakla birlikte bu konferansta pankarta taşınmış başlığın yani (İSLAMCILIK NE ÖNEREBİLİR)’İN doğru bir başlık olmadığını düşünüyorum. Aslında İslam’ın KURAN İSLAMI) ne önerdiğini ve bunu sahiplenenlerin de bu önerilerle yani vahyin günümüzde tecelli ediş biçimiyle toplumlara gitmesi gerektiği kanaatindeyim.Eğer İslamcılığın geldiği noktada önereceği bir şey yoksa kendine İslam yada İslamcı demesinin de bir anlamı olmaz.Çünkü vahiyle beslenen ve ona sadakatle sarılan her Müslümanın bu toplumun sosyal siyasal ekonomik kültürel anlamdaki tüm sorunlara getireceği bir çözümü vardır ve olacaktır da…Birde herkesin ( en azından zahirde )yani demokratik ve laik prensiplerle İslamcılık yapanların İslamcılık kategorisinde değerlendiriliyor olması da ayrı bir garabet bence. Hakla batılın karıştırılması ile birlikte eğer bir İslami düzen hedefleniyorsa yada içinde yaşadığımız dünyanın sorunlarına adil ahlaki ve insani bir takım çözümler sunan bir ortam hedefleniyorsa bu asla mümkün olmayacaktır. Zira hakla batıl inanç ve eylemleriyle temelde birbirinden tamamen zıt iki anlayış ve yaşayıştır. Kendisine Müslümanım diyen ama Müslümanlıkla pekte alakası olmayanların (özellikle itikadi anlamda) İslamcı değerlendirilip onlardan her hangi bir beklentiye girmek zaten büyük bir yanılgıdır…

Bir Cevap Yazın