Ortadoğu’nun Ortaçağı’na mı?

2014_1007_ortadoguSuriye’de yaşanan kanlı sürecin tetiklediği kriz ve kaos devam ediyor. Ne ölümün boyutlarını kavrayabiliyoruz ne de geride kalanların yaşadığı travmaları… Büyük bir insanlık felaketiyle karşı karşıyayız.

Irak işgaliyle başlayan ve Suriye’yle birlikte tırmanan gerilim, komşu ülkeler başta olmak üzere tüm bölgeye doğru yayılma eğilimi gösteriyor. Emperyalist dünya sistemi için türlü fırsatların kovalandığı bir krizin ortasındayız.

Suriye için aradan geçen zaman, zalim bir rejimin devrilmesine değil, toplumsal bir yıkıma, tarihsel bir imhaya, etnik ve mezhebi ayrışmalara ve zulmün katmerleşmesine yol açtı. Retoriği bir kenara bıraktığımızda, insani trajedinin ağırlığının boyutlarının nasıl da dayanılmaz olduğunu rahatlıkla anlaşılabiliyor. İlk andan itibaren sorunun bir parçasına dönüşen bölge ülkelerinin çözüm konusundaki iradesizlikleri ise bölge halklarını cehennemi bir çukurun eşiğine doğru adım adım sürüklüyor…

Kaygım o ki, Ortadoğu adeta kendi “Orta Çağı”na girmek üzere… Yaşanan gelişmeler, devletlerin ötesinde, bizatihi halklar arasında çok uzun yıllar sürebilecek iç savaşların işaretlerini veriyor. Bu sürecin aktörleri ve figüranları; özellikle Müslüman halkların mezhebi farklılıklarını, kendi kirli gündemlerine ve çıkarlarına malzeme yaparak, çatışmaları yaygınlaştırma gayretindeler.

Siyasal ve ekonomik iktidar odaklı rant hesapları uğruna milyonlarca insanın canını hiçe sayarak, mezhep savaşlarının dahi çıkmasından çekinmeyenler; bunun için bölgenin tarihsel gerilimlerini ve toplumsal fay hatlarını tetiklemekte de herhangi bir beis görmüyor. Sünni ve Şii mezhebi kimliğine sahip halkların birbirine karşı düşmanlaştırılmasıyla, gerçek düşmanlar unutturuluyor. Halklarımızın trajik bir taassubiyet savaşının tarafı haline getirilmesiyle, bölgede son birkaç yüzyıldır süregelen kötülüklerin öncelikli müsebbiplerinden emperyalist müdahalecilik ve kapitalist sömürgecilik de gündemden düşü(rülü)yor. Öyle ki, tekfirci istila karşısında batı koalisyonu dahi masumlaştırılabiliyor. Bunun somut karşılığını Irak ve Suriye’de IŞİD tarafından özellikle Ezidi ve Kürt halkına dönük saldırılar sonrasını yakından müşahede ettik.

Maalesef, ABD öncülüğündeki koalisyonun bölgedeki askeri müdahalelerinden medet umulan bir hale gelinmiş vaziyetteyiz. Bölge halklarının çaresizliği, bölge devletlerinin ise basiretsizliği yüzünden şeytanlara davetiye çıkarıyor gibiyiz. Her şeye rağmen, mezkûr koalisyonun, IŞİD’i gerekçe göstererek yaptığı askeri müdahalelerin, sorunu derinleştirmekten başka bir sonuç vermeyeceğini anlamak zorundayız. Yaptıklarının sonuçları itibariyle bölgedeki emellerine yararı dokunan bu tekfirci örgütün gelişmesine ve yayılmasına göz yumup, bugüne kadar yaptıklarına yol verenlerin, şimdi halkların kurtarıcısı rolüne soyunmalarının sinsi bir şeytanlık olduğunu idrak edemezsek, kısa süre içinde yine ölümlerden ölüm beğenmek zorunda bırakıldığımızı, acı biçimde ve kim bilir kaçıncı kez tecrübe edeceğiz.

İşte yaşadığımız bu günleri göz önünde bulundurunca, MAZLUMDER tarafından başlatılan “Mezhep Kavgasına Son” kampanyasının anlamının giderek daha fazla önem kazandığını düşünüyorum. Çünkü kampanya bildirisinde de işaret edildiği gibi, böylesi bir fitne ortamının kazananları; küresel güçler, siyonist işgalciler ve onların bölgedeki işbirlikçileri; kaybedenleri ise maalesef bölge halkları, dünya Müslümanları ve son tahlilde tüm insanlık oluyor.

Tüm bölgemizin karanlık bir çağın eşiğinde olduğu bir zamanda, tüm Müslümanların; insanlığı büyük bir felaketten koruyacak akla ve irfana ihtiyaç duyduğu aşikâr. Bunun için herkesin; etnik, dini ya da mezhebi farklılıkları çatışma sebebine çevirmeye yönelik hesap yapanların, tuzak kuranların karşısında birlikte saf tutması gerekiyor. Bu zor ve bir o kadar da kaçınılmaz bir sorumluluk.

Dünya sisteminin egemenlerince aynı deliklerden tekrar tekrar sokuluyorsak, çektiğimiz acıda kendi payımızı yok sayamayız. Birbirimize kapattığımız her diyalog ve müzakere kanalından, bir zaman sonra kan ve gözyaşı aktığını görelim. Buna son vermekse; tüm siyasi, dini ve sivil aktörleri, sorunlarımızın bölge içi çözümlerini sağlayabilecek her türlü mekanizmayı geliştirmeye zorlamakla mümkün olabilir.

Farklılıklarımızdan yeni bir savaş sahnesi kurgulayarak kendi düzenlerini devam ettirmek isteyenlere karşı beraber hareket etmeliyiz. Herkesin kendi etnik ya da mezhebi kimliğiyle, barış ve kardeşlik içinde yaşayabilmesi için gerçek sorunlara odaklanmak zorundayız.

Ya bu oyuna geliriz; küresel kapitalist müdahaleci hırs ve siyonist işgal kazanır ya da hep birlikte bu oyunu bozarız ve insanlık kazanır! Eğer bu çağrıya destek vermek isterseniz Mazlumder’in sitesini girerek imza kampanyasına destek verebilirsiniz.

BEYTULLAH EMRAH ÖNCE / Platform Haber

 

Bir cevap yazın