2014_0713_isid

Kur’an; insanlık zulümden adalete, fakirlikten refaha, savaştan barışa, kölelikten özgürlüğe evirilsin diye bir adalet ve barış savunucusunun dilinden yeryüzüne dökülmüş, yeryüzünün vicdanında makes bulmuştu…

Hz Peygamber’in inşa etmeye çalıştığı adalet ve barış dilinin alfabesi Kur’an’dı. Kur’an, 23 yıllık bir süreçte bu dilin çerçevesini belirlemiş, Resulullah da uygulamaya koymuştu. Öncelik, bireyin zihninin buna hazır hale getirilmesi, arkasından aile ve toplumda barışın tesis edilmesiydi. Bu ilişki biçimi sadece ilk muhatapların yaşadığı coğrafyadaki muhataplar için değil, tüm muhataplar için söz konusuydu.

Adalet ve hakkaniyet ekseninde konuşmak ve anlaşmak esastı. Bu esasları kabul edenlerle kardeş olundu, etmeyenlerle dokunulmazlık anlaşmaları yapıldı. Anlaşmalarını bozanlarla veya saldırganlarla da savaşıldı. Kabilelerinin, devletlerinin zulmünden kaçıp gelenlere kucak açıldı. Medine, mazlumların, mağdurların, tüm yeryüzü muhacirlerinin de vatanı oldu. Onlara Müslüman olmaları dayatılmadı, olmadıkları için de ötekileştirilmediler.

Coğrafyanın sınırlar dışına fetih ve talan amaçlı çıkılmadı. Güç dilini konuşan egemenlere karşı kendi toplumunun can ve mal güvenliğini korumaya yönelik tedbirler alındı. Hiçbir zaman “Sen benden değilsin, benim gibi düşünmüyorsun, öyleyse bana tabi olacaksın, bana cizye vereceksin, yoksa kılıçlar konuşur.” denilmedi, bunun için seferler düzenlenmedi.

Çünkü düşüncesini, akletme, irade ve tercih edebilme hürriyeti, adalet ve ahlak/sorumluluk üzerine inşa eden İslam, toplumsal ilişkilerinin merkezine de sorumluluk/ahlak/ hesap verebilirlik, istişare ve adaleti koymuştu… 

Resulün sağlığında bu ilkeler hayata geçirildi, tüm renkleri içine alan, kabile asabiyesinin ve etnik yapının bir ayrıcalık ve üstünlük oluşturmadığı, ekonomik ve siyasi güce itibar edilmeyen ve hak, hukuk, sorumluluk/takva, ahlak ve özgürlüklerin merkeze alındığı, kimlik ve kişilik sahibi eşit bireylerden meydana gelen yeni bir millet oluşturuldu. Adına da barışı, vicdanı, adaleti çağrıştırması nedeniyle İslam Milleti denildi.

Ancak Resul sonrasında Müslümanları Arap Yarımadasının dışına çıkıp fetih hareketlerine başlayınca durum değişti. Kesintisiz devam eden fetih hareketleri halife seçimi ve Ridde Savaşları sırasında oluşan kırgınlıkların unutulup, yaraların sarılmasına yardımcı olmuş ise de asıl olumsuz yansımaları sonraki yıllarda ortaya çıktı. Ayrıca bu sürekli savaş/ “cihad” hali toplumsal sorunların nedenlerinin ve çözüm yollarının etraflı bir şekilde konuşulup tartışılmasına da imkân vermedi. Bu yolla bilinçli veya bilinçsiz temel bazı sorunların üstü örtülmüş oldu.

Müslüman coğrafyadaki bu sürekli savaş ve “cihad” hali, diğer pek çok toplumda olduğu gibi, Müslüman bireylerin geçiminin de “ganimet” olgusu üzerinden karşılanması sonucunu doğurdu ve Müslüman topluluklar askeri bir topluma dönüştü. Böylece yaşam biçimi farklı sınıfsal katmanların ortaya çıkmasına ve bir “ganimet kültürü”nün oluşmasına neden oldu.

Hz Ömer dönemi ile birlikte “ganimet” artık özellikle Arap yarımadası kökenli Müslümanların yegâne geçim kaynağı haline geldi. Çünkü Hz. Ömer, “cihad arzuları zarar görür” diye bunların tarım ve ticaretle uğraşmalarını yasaklamıştı…… sürekli fetih ve savaş içerisinde olmak, onların sorgulama ve öğrenme duyularının dumura uğramasına neden olmuş, bunun sonucu olarak cephe gerisinde ve evlerinde bulundukları dönemlerde bile bir asker gibi düşünmeye başlamışlardır.

Otoriter yapı, ast-üst ilişkisi ve dikey hiyerarşik yapılanma onlar için hayatın doğal bir yansıması olarak algılanmaya başlanmıştır. İşte Müslüman zihnindeki ve toplumsal yapılanmasındaki bu otoriter ve baskıcı yapının önemli bir nedeni de İslami bir şart olarak ortaya konan bu “sürekli cihad/ sürekli savaş” içinde yaşama durumudur.

Cihadın, kıtal ve savaş olarak algılanıp anlatılması, mücadele, cehd ve cihad kavramlarının içinin boşaltılmasına, dolayısıyla esas cihadın Müslümanca yani İslam’ın amaçlarını kavrayıp ona uygun olarak mütevazi bir şekilde yaşamak olduğunun unutulmasına/unutturulmasına neden olmuştur.

Baştan beri anlatmaya çalıştığımız pek çok olay ve durumlarımız, Müslümanları, İslam’ın bilinç, sorumluluk ve özgürlük üreten ortamından uzaklaştırarak, tepkisel, içe dönük, kendine güvenmeyen, öteki üreten ve ürettiği bu ötekiyi sürekli kendisine düşman gören bir algının oluşmasını sağlamış. Bu nedenle bu algı, onun güvenlik eksenli ve otoriter merkezli bir dünyaya kaymasına neden olmuştur.

Öyle ki, İslam’la birlikte şekillenen ve “çevresiyle barış içinde yaşayan” ve “sorumluk sahibi” insandan, “çevresine hükmeden”, ahlak ve adaleti değil “gücü ve mülkü önemsemeyen”, “kadir-i mutlak insan”a dönüşmüştür. İlk dönemde üretilen, “insanın Allah’ın halifesi olması” tezi de bu kadiri mutlak insanın tezahüründen başka bir şey değildi. Bu geriye doğru evrilme sadece insanın zihinsel serüveniyle sınırlı kalmamış, yapıp ettiklerine yansıdığı gibi, kurduğu yapılar, ortaya çıkardığı ürünler de bu yönde olmuştur.

Üstelik tüm bunlar, insana irade ve seçme hakkı vermeyen, adaletinden değil, gücünden emin olamayacağımız kadiri mutlak Allah anlayışını merkeze alan, mutlak itaatçi ve bireyin iradesini yok sayan Cebriyeci bir anlayışın gölgesinde olup bitmiştir.

Bu nedenle böyle bir anlayıştan ve böyle bir ortamdan özgür irade ve sorumluluk sahibi bir birey değil, kalabalığı/orduyu tamamlayan bir nefer, bir asker çıkmıştır. Doğal olarak onların toplumsal yapılanmaları ve yapılanma biçimleri de tepeden aşağıya/dikey/piramitsel olarak şekillenmiştir.

Bu yapılanmalar doğal bir sürece değil zora dayandığı için, yapılanmaları da kaçınılmaz olarak bu şekilde gerçekleşmiştir. Oysa doğal ve sorumluluk eksenli bir yapılanma, ast-üst /dikey şeklinde değil, yatay ve iş bölümünü esas alarak inşa edilirdi, dolayısıyla öteki ve düşman da üretmezdi.

Düşman üretmediği gibi, kendini düşman olarak tanımlayanlara da ayna olarak, kendilerine bakmalarını ve özeleştiri yapmaları imkânını sağlar, adil olmaktan kimseye zarar gelmeyeceğini bir süreç içinde onlar da öğrenirlerdi.

MEHMET YAŞAR SOYALAN

Yazının tamamı için Star Gazetesi

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir