2012_0509_mendi1991’de Irak’a ABD tarafından yapılan ilk işgal esnasında, dönemin başbakanı T. Özal bu durumu kamuoyuna “bir koyup üç alınacak” bir fırsat olarak sunmuştu.

Bu yıllar Soğuk Savaş sonrası iki kutuplu dünyanın çözülmesi ve çok kutuplu bir geçiş sürecine girmesi ile birlikte Türkiye gibi “bölgesel güçler”in de kendilerine yeni manevra alanları arayışlarına imkan verdi.

Türkiye; ki aslında Genelkurmay demek lazım, bu süreçte Osmanlı’nın reel jeopolitik hattı olan, Batı – Doğu istikametinde; yani Balkanlardan Kafkasya’ya kadar olan alanda yeni politikalar/arayışlar geliştirirken, global yeni düzenin temsilcisi Özal, “Ortadoğu”yu da bir “pazar” olarak, uzun bir aradan sonra yeniden devletin gündemine taşıdı.

Özal öncesi, Ortadoğu/İslam/Arap Dünyası ile İslam Konferansı Örgütü üzerinden yürütülen “diplomatik” ilişkiler çeşitlendirildi ve “derin”leştirildi; Hama Katliamı öncesi ve sonrası Suriye İhvanı’yla ve yine Suudilerle yeni irtibatlar kuruldu, olanlar geliştirildi.

Bunun yanında yine Özal’ın bu yeni politika eksenindeki “Kürt Açılımı” belki de esas yeniliği oluşturdu.

20’lerden itibaren T.C.nin başını ağrıtan Kürt kıyamlarına karşı devletin geliştirdiği  “başı ezilesi eşkıya” algısını, Özal jeopolitik bir çerçeveye oturtarak “Türkiye’nin hinterlandı”ndan, bölgedeki Osmanlı mirasından/etkisinden söz etmeye başladı.

Dahası şüphesiz Genelkurmay içindeki bir kanadı da arkasına alarak, Talabani ve Barzani gibi Irak’lı Kürt liderleri “himaye etme”, böylece bölgede daha etkin olma siyaseti güttü.

Barzani ve Talabani’ye T.C.’nin diplomatik pasaportunu verdi, ABD ile ilişkilerde koordinasyon rolü üstlendi.

Yine içeride de Türkiye Kürtleri ile (Öcalan ile temasa geçtiğini biliyoruz) masaya oturmak ve Kürt meselesini T.C.’nin lehine bir “federasyon”  çerçevesine oturtmak gayretindeydi.

Ancak bilindiği üzere ömrü buna yetmedi ya da tasfiye edildi. Bunu belki ilerde daha net bileceğiz.

Ancak Kürt Meselesi’ni bir Ortadoğu meselesi olarak algılama ve devlet lehine bir himaye ilişkisi geliştirme siyaseti inişli çıkışlı bir grafikte kesintisiz devam etti

Demirel’den Erdoğan’a kadar sonraki hükümetlerin tamamı, çerçevesi genelkurmay tarafından çizilmiş bu stratejiyi devam ettirdiler.

2003’teki 2. Irak İşgali sırasında da Erdoğan’ın ABD ile beraber Irak’a girmek hevesi de bu strateji içinde bir baş rol kapma ihtirası idi.

Ancak koşulların olgunlaşması için demek ki “Arap Baharı” ve 2014 yılını beklemek gerekiyordu.

IŞİD‘le birlikte gündeme yeniden giren, Irak ve Kürdistan meselesini daha uzun süre tartışacağız.

Ancak daha önce de yazdığımız gibi(1); T.C. Hükümeti AKP’nin, bu son kaostan önceden haberdar olduğu dahası bunun için çaba sarf ettiği ilgilenenlerce yakından takip ediliyordu (2)

Özetle; AKP kurmaylarının kafasında Irak’ın parçalanması ve ortaya çıkacak “Kürdistan” üzerinde bir hami/mahmi ilişkisi kurarak bölgede “derinlik” kazanmak ve “Şii Hilali”ni kesmek düşüncesi var.

(Burada bağımsız bir Kürdistan’ı yıllardır desteklediğimizi, tartıştığımız şeyin T.C.nin stratejik kurgusu olduğunu hatırlatmamıza bilmem gerek var mı…)

“Sünni bölge” denilen şeyin de yine orta vadede, Suriye’deki Sünni parçayla beraber Türkiye’ye bağlanması da muhtemelen bu “sonradan görme emperyalist” kafanın içinde bir ihtiras olarak çiçeklenmiş durumda.

Tabii bu senaryoya karşı Kürt grupların, İran’ın ve “diğer” Sünnilerin nasıl tutum takınacakları üzerinde konuşmaya devam edelim.

Ancak şimdilik şunu söyleyebiliriz ki IŞİD’in bu oyunun içindeki rolü (çok klişe oduğu için hadi “taşeron” demeyelim) “müteahhitlik”ten ibaret.

IŞİD’i doğuran ve besleyen dini ve tarihi kaynaklarının değerlendirilmesini bu tartışmanın tamamen dışında bırakmak şartıyla tabii…

1-      “Misak-ı Milli Kürdistanı” Kadrican Mendi, platformhaber.net, http://platformhaber.net/?p=18506

2-      Alptekin Dursunoğlu, http://www.ydh.com.tr/YD417_irakin-bolunmesi–abd-projesine-turk-muteahhitligi.html

Sohbete katılın

1 yorum

  1. akp’nin kendi insiyatifiyle geliştirdiği bir dış politikası olamaz, çünkü akp; BOP kapsamında, soğuk savaşın galipleri olarak bölgeyi yeniden dizayn etmek isteyen abd-ingiltere tarafından iktidara getirilmiştir, Erdoğan defalarca BOP’un eş başkanı olduğunu açıkça söylemiştir. BOP planında büyük kürdistan kurulması var; kuzey Irakta fiilen kurdular, yakında resmileştirecekler, Kerkük petrollerinin bekçiliğini de bunlara verdiler, Türkiye üzerinden pazarlatmaya başladılar. Suriyeyi iç savaşa sürükleyerek Suriyede bağımsız Kürt bölgeleri oluşturdular, açılım adı altında adım adım Türkiyede özerk Kürdistan inşaa ediliyor. İleri aşamada tüm bu parçaların birleştirilmesi öngörülüyor. Emperyalizm, en az 50 yıllık planlar yapıyor. Bu nedenle bu süreçler, şartlar olgunlaştırılarak yavaş yavaş sürdürülüyor. Suriye, Irak, Libyanın iç savaşa sürüklenerek parçalanmasında, gizliden El-Kaide türevi örgütlere destek vererek mezhep savaşlarının kışkırtılmasında, Kürt devletinin hamiliğinin üstlenilmesinde vs. akp hükümeti taşeronluk görevini sürdürüyor. Tayyip Erdoğan, kendi insiyatifiyle bir politika geliştirme şansı yoktur, aksi halde kısa sürede ipini çekerler, sadece taşeronluk görevini daha iyi yapabilmesi için, gaz almak için tam tersi söylemlerde bulunmasına izin verilir ve hatta istenir. Bu yazdıklarıma komlo teorisi diyebilirsiniz, ancak yakın tarihi okursanız gerçekler çok daha iyi görülecektir…

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir