Sınırlar değişmeden ülkeler parçalanabilir

2014_0613_isid

IŞİD’in Musul’u düşürmesi ve ardından Bağdat’a doğru Sünni çoğunluklu şehirleri de ele geçirmesiyle tüm Ortadoğu’da çok önemli bir ‘tarih kavşağı’na ulaşılmış görünüyor.

Suriye’den sonra Irak’ın de facto parçalanması olgusuyla karşı karşıyayız.

‘Sykes-Picot düzeni’ sona mı erdi? Ortadoğu’da sınırlar yeniden mi çiziliyor?

Önümüzdeki dönemin cevap arayan ve IŞİD’in son askeri kazanımlarıyla ortaya çıkarttığı devasa soruları bunlar.

Öncelikle şunu hatırlatmakta yarar var: Sykes-Picot, Osmanlı Ortadoğu topraklarının, Birinci Dünya Savaşı sonrası Batılı kolonyalist devletler (Britanya ve Fransa) tarafından parçalanmasını ifade eden genel bir kavram. Ama harita tam anlamıyla Sykes-Picot Anlaşması’nın (1916) haritası değil.

Çünkü, Sykes-Picot Anlaşması’nda Musul, Fransız bölgesine bırakılmıştı. Yani, bugünkü Suriye’nin, bugünkü Irak’ın kuzeyine doğru bir uzantısı şeklindeydi.

Tarihi olarak da bunun anlaşılır bir sebebi vardı: Musul, tarihi boyunca ticari ve beşeri ilişkilerini, Bağdat ile değil, Halep ve Diyarbakır ile kurmuştu.

İlginç bir şekilde, IŞİD’in kontrol altına almaya çalıştığı alan Sykes-Picot’nun ‘orijinal hali’ne yaklaşıyor.

Ve ne ilginçtir ki çok yakın bir geçmişte, 20 Mayıs’ta Washington Post gazetesinde ‘Sykes-Picot’nun sonu mu?’ başlıklı bir inceleme yazısı, Irak, Suriye ve Lübnan’daki duruma dikkat çekerek “1920’lerde Avrupa kolonyalizmi tarafından oluşturulmuş devlet antiteleri çökmek üzere mi? Ortadoğu’da sınırların yeniden çizilişini görmek üzere miyiz?” sorularını ortaya atmış ve “Bu sorunun kısa cevabı ‘hayır’dır” diye kestirip atmıştı.

Bunun gerekçesi olarak şunu yazmıştı: “Değişecek olan en son şeylerden biri sınırlardır çünkü gerek bölgesel gerekse uluslararası aktörlerin hiçbiri, onların değişmesini gerçekten istemiyorlar.”

Yazının sonundaysa, içinde yaşadığımız şu günlere ışık tutacak cinsten şu cümlelere yer verilmişti:

“‘Sykes-Picot’nun sonu’ argümanının en zayıf yanı şudur: O sınırları bölgenin dışındakilerin çizmiş olmasıdır. Şu sırada bölgenin dışındakiler arasındaki hiç kimse onların yeniden çizilmesinde çıkar görmüyor ya da yeniden çizilmesini kabul etmeye yanaşmıyor. Amerika, bunu kesinlikle istemiyor. Kürdistan Bölge Yönetimi’ne 25 yıl kol kanat germekle birlikte, Kürtleri bağımsızlık için hiç teşvik etmedi.

Hiçbir Rus, Çinli ya da Avrupalı lider, Ortadoğu haritasının yeniden çizilmesi için bir uluslararası konferans toplanmasını önermedi. Devletler içerden parçalanabilirler. De facto yönetici otoriteler ortaya çıkabilir. Ama uluslararası sınırların kendileri, değişecek gibi görünmüyorlar.

Ortadoğu’da aşağıdan yukarıya tüm faaliyet, çeşitli yerel ve bölgesel grupların mevcut devletlerin kontrolü için savaşmaları ve bölgesel güçlerin bu çatışmalarda müttefiklerine destek olmaları halinde cereyan ediyor. Bütün bu savaşlar, en azından, formel olarak ve uluslararası hukuka göre, Fransızlar ile İngilizlerin yüz yıl kadar önce çizdikleri sınırlar içinde cereyan edeceğe benziyor. ‘Sykes-Picot’ bu sınırlar içindeki yönetimler kadar kırılgan biçimde yaşamaya devam ediyor.”

Şu anda Irak’ta cereyan eden durum da bu ‘gözlem’i kökten değiştirecek gibi görünmüyor. İki tane ‘merkezi devlet’ anlamında çökmüş iki ‘devlet’ söz konusu: Suriye ve şimdi de Irak. IŞİD, dikkat edilirse Irak’ın Sünni Arap kesimi üzerinde kontrolünü sağlamaya bakıyor.

Eğer, Maliki’nin katı Şii-mezhepçi ve Irak’ı o şekilde ‘kutuplaştırıcı’ politikaları olmasaydı, Musul’dan Samarra’ya birçok şehir o kadar kolay IŞİD’in eline geçmez, koskoca el-Anbar eyaleti (Felluce ve Ramada ile) altı aydır IŞİD’in elinde bulunamazdı.

Cengiz Çandar’ın yazısının tamamı için Radikal

Bir cevap yazın