2012_0719-islamcilik

İslamcılar olarak bir hasar tespit raporu çıkarmamız gerek. Nasıl bir Türkiye vaat edildi, şimdi elde ne var?

Mevcut tabloya sağlıklı eleştiriler getirilmesi gerekiyor. Bu tartışmaları kapalı kapılar ardında yapamayız. Herkesin huzurunda, her mecrada açık bir şekilde konuşmalıyız. Çünkü dindarların neden olduğu sorunlar, artık sadece onları değil, tüm ülkeyi derinden etkiliyor. Bu eleştirileri başkalarından önce bizlerin -yani yıllarca ülkeye dindarlık üzerinden umut vaat edenlerin- yapması gerekir. Yazık ki, dindarlar özeleştiri yapmıyor. Eleştirenlere de “din düşmanı” deyip geçiyor. Bu şu demek aslında: Dindarlar tövbe etmiyor. Yani? Çok ilginç bir durum…

Bu topluma bir vaadimiz vardı: Memlekete huzur getirecektik. İslam hakim olunca, mesele kalmayacaktı. Adaleti, saygıyı, paylaşmayı bütün ülkeye yayacaktık. Bize yapılan baskıyı, ötekileştirmeyi, dışlamayı kimseye yapmayacak, önyargıları kıracaktık. Herkesle bir duygu ve düşünce birliği kuracaktık. Ticaretimizde asla hile yapmayacaktık. Devlet yönetiminde merhameti, kardeşliği, eşitliği esas alacaktık. Bütün bunları gerçekleştirmek için yıllarca çalıştık, çabaladık. Bu arzumuza ulaşmak için TV’ler kurduk, gazeteler çıkardık. Okullar açtık, vakıflar organize ettik. Fakat geldiğimiz nokta ortada. Hiçbir vaadimizi gerçekleştiremiyoruz. O nur yüzlü, müşfik, özgürlükçü, yardımsever, hassas insanlar gitti yerlerine bambaşka birileri geldi sanki.

Her yere “Huzur İslam’da” yazarken, İslamcılar olarak, toplumsal huzursuzluğun kaynağı haline geldik.

“Barış ve dostluğu yaygınlaştıracağız” derken, bir dışlama ve düşmanlık dillinde karar kıldık! “Devlet yönetiminde adaleti esas alacağız” derken, yargıyla, hukukla kavga eder olduk. Eşitsizliği örtbas eder olduk. “Ticaretimizde herkese örmek olacak bir dürüstlük sergileyeceğiz” derken, toplumun en güvenilmez insanları haline geldik.

* * *  

Bahsettiğim sorun sadece siyasi arenada yaşanmıyor. Cemaatlerimiz, vakıflarımız, medyamız; hepsi dökülüyor. Gücü eline geçiren, bambaşka biri olup çıkıyor? Güç ile din bir araya geldiğinde yakıcı, kavurucu bir ateşe dönüşüyor. Bugün içimizde “Bunlar asla adaletsizlik yapmaz” diyeceğimiz bir dindar topluluk var mı? Ya da “Bunlar asla hırsızlık yapmaz” diyeceğimiz bir cemaatimiz kaldı mı? Pespayelik, aymazlık, gıcıklık, çirkinlik hepimizi rehin aldı. Tablo böyleyken, insanları bu dine, imana çağırmaya devam mı edeceğiz? Dikkat ederseniz din artık “tebliğ edilen” değil, pazarlanan, reklamı, defilesi yapılan bir şeye dönüştü. Rozet gibi, sinyal gibi bir şey oldu din. Kuran okuyarak, “İnşallah, Allah’ın izniyle…” diyerek, “Bunlar ateist!” diyerek iktidara yapışmanın suç aletine dönüştü. Böyle mi olacak hep?

Dışarıdan bakıldığında korkunç bir çürümüşlük, kokuşmuşluk içerisindeyiz. Bu sorun, artık bütün Türkiye’nin sorunu. Çünkü iktidar dindarlarda. Aydınlar, kanaat önderleri, yazarlar hepsinin toplanıp bu sorulara bir cevap bulması gerekiyor. “Vaaz ettiğimiz değerler insanlara neden derin bir ahlak, sağlam bir şahsiyet, yüksek bir kültür, stilize bir yaşam getirmedi?” sorusuna cevap bulmadan, hiçbir şey olmamış gibi yola devam edemeyiz. “Durmak yok, yola devam” diyemeyiz. Yoldan çoktan çıktık çünkü.

Bataklıktayız. Ne yolu, ne devamı?

LEVENT GÜLTEKİN

Yazının tamamı için Radikal 2

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir