Soma: Emekçinin ölümü, Kapitalizmin fıtratı

2012_0508_onceSoma kömür madenlerinde meydana gelen katliam, resmi açıklamalara göre 301 canı, eşinden, evladından, anasından, babasından, arkadaşlarından kopardı. Eşler yalnız, çocuklar yetim, ana babalar ciğerparesiz kaldı. İnşallah ölümlere yenileri eklenmez, maden ocaklarının karanlığına terk edilmiş başka canlar kalmaz ve bu acının tekrarı yaşanmaz.

“Bu son olsa” diyoruz demesine de, işte bu son temennide, ister istemez tereddüt ediyor insan… Çünkü göz göre göre gelen bu iş cinayetlerini, “kaza” diye, “kader” diye geçiştirmeye çalışan siyasi bir zihniyet var. Oysa sadece 2000 yılından bu yana şantiyelerde, tersanelerde ve madenlerde hayatını kaybeden işçilerin sayısı 12 bini aşmış. 2012 yılında yalnızca maden sektöründe 81 işçinin, 2013 yılında ülke genelinde 1235 ve 2014 yılının daha ilk dört ayında en az 369 emekçinin ağır ve denetimsiz çalışma koşullarında hayatını kaybettiği biliniyor. Kapitalizmin topraklarına diri diri gömülmüş canlar…

Sadece bu acılar canlar göz önüne alındığında dahi, yaşanan kayıpların “ihmal” ya da “kaza” olarak nitelendirilmenin mümkün olamayacağı ortadadır. 

Karşımızdaki kömür karası tablo göstermektedir ki, vakıalara yapıştırılmak istenen “iş kazası” etiketi inandırıcılıktan uzaktır, hakikatin üstünü örtmektir. Bunun adı “kaza” değil düpedüz “iş cinayeti”dir.

Ölümlerin sorumluluğunu başından savmak için felaketi “kader” diye Allah’ın takdirine yüklemeye kalkışmak da kesinlikle doğru değildir. İyi sonuçları kendi çabalarına izafe edip, kötü sonuçları Allah’a havale etmek hiç adil olabilir mi? O halde böylesi bir ‘din anlayışı’ şiddetle reddedilmelidir. İslami kavramları ya da insanlardaki Müslümanca hissiyatı acıları dindirmek için afyona dönüştürmeye kalkışanlara kesinlikle fırsat verilmemelidir. Çünkü bu tavır bize tarihte zalim ve müstekbir sultanların ve saray ulemalarının toplumsallaştırmaya çabaladıkları o yanlış kader anlayışını anımsatmaktadır.

Mezkûr anlayışa göre kişi, adeta rüzgarın önünde sürüklenip giden yaprak gibi iradesizdir, onun yönünü de gidişatını da kapıldığı rüzgâr belirler; tüm bunları ise Allah böyle takdir etmiştir. İnsan iradesini sıfırlayan bu anlayış, tarihte birçok zalim otoritenin suç ve sorumluluklarını ört-bas etmek için kullandığı dini bir argüman olmuştur. Elbette her şeyin takdiri Allah’ın bilgisi ve kudreti dâhilindedir, lakin o insana akıl ve irade, tercih etme hakkı tanımıştır. Bunun için tedbir de insanın elindedir. Kapitalist hırslar uğruna göz yumulan ihmallere ve tedbirsizliğin kötü neticesine “kader” deyip, katliamın vebalini adeta Allah’a yüklemek, düpedüz iftiradır!

Karşımızda amansızca rekabet eden sermayenin ve insanın en temel haklarından yaşama hakkının dahi riske atılabildiği çalışma koşullarını hakkıyla denetlemeyen devletin işbirliği neticesinde oluşan ciddi ve çok boyutlu bir hâl vardır. İşte Soma’daki madenci katliamı da kapitalist sermaye ve onun copuna dönüşmüş devletin işbirliğinin trajik neticesidir.

Üç kuruş daha fazla kazanmak için, sermayeyi büyütmek için, temellerinde sömürü olan yeni kibir kulelerini yükseltmek için insanın canını dahi hiçe sayabilecek kadar gözü dönmüş bir kapitalist düzen varken, bu ölümlerin tekrar etmemesi ne yazık ki mümkün değildir. Çünkü emeğin sömürüsü, emekçinin katli, kapitalizmin “fıtrat”ında vardır! Bu durumda madenlerde ya da diğer çalışma alanlarında hayatını kaybeden emekçilerin başına gelenler de “takdir-i ilahi” değil ancak “takdir-i kapitalizm” olarak değerlendirilebilir.

Maden ocakları işçiliğinin hata kabul etmeyen, ağır ve tehlikeli işler sınıfına girdiği ve en ufak bir noksanın hayati tehlikeler doğurabileceği gerçeği bilinmesine rağmen, denetimlerin yetersiz kalması, tespit edilen hatalara ve eksikliklere karşı kalıcı çözüme dönük ciddi yaptırımların uygulanmaması da yine bu düzenin işleyebilmesi için yapılmış kasıtlı bir tercihtir. Çünkü o madenlerin ya da diğer iş yerlerinin denetimlerde tespit edilen eksiklerin giderilmesine kadar kapalı geçen her an, sermaye sahipleri ve onların üretiminden kendine ekonomik büyüme, kalkınma istatistiklerinde artış devşiren devlet için kayıp demektir!

Her gün bu acımasız düzenin çarkları arasına sıkışıp kaybolan canlar bu düzende rakamdan daha fazla bir anlam ifade etmemektedir. Her şey gibi artık insan da metalaşmaktadır…

İnsanlığın cehennemi bir uçurumun dipsiz derinliğine yuvarlanmasının an meselesi olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Soma’nın bize hatırlattığı gerçek budur. Bu gerçeğin üzerine düşünmek ve değiştirmek için mücadele etmek de boynumuzun borcudur. Soma son değilse de bir başlangıç olabilir. Bunun için yaşanan katliamın faillerinin ve tüm sorumlularının etkin şekilde cezalandırılması talebinde ısrarcı olabiliriz. Sonuç alınabilir mi? Denemeden bilemeyiz.

Diğer taraftan karşımızdaki tabloda siyasi iradenin de pay sahibi olduğu düşünüldüğünde, iyimser olmak için fazla bir neden bulunmamaktadır. Yine, adil bir şahitlik sergileyerek yaşananların hesabını sorması gereken Müslüman mahallesinin kanaat önderlerinin ve artık ne kadar sivil kalabildiklerinin tartışmalı olduğu kuruluşlarının meselenin yalnızca ihmal boyutunu öne çıkarak tüm suçu kapitalist patronlara yüklerken, bu iktisadi düzeni kaç yıldır korkunç bir şekilde büyütüp destekleyen siyasi iradenin vebalini ise gözden kaçırma gayreti de bu karamsarlığımı arttırmaktadır.

Soma’daki acıyı sadece duygusal bir iklimde paylaşmak fakat tekrarının yaşanmaması için mevcut düzenle tüm aktörleriyle topyekun hesaplaşmaktan kaçınmak doğru bir tercih değildir. Bu yanlışın hangi saiklerle yapıldığı ise hepimizin malumudur. Her şeye rağmen, bu insanlık dışı sistemin karşısında, hakça bölüşümün, adil paylaşımın çağrısını yükselten yeni bir Müslüman kuşağın kampüslerden, caddelerden, alanlardan yükselmeye başlayan seslerinin yankısını bugün değilse de gelecekte bir gün bulacağı umudu, bizi diri tutmaktadır.

BEYTULLAH EMRAH ÖNCE / Platform Haber

One thought on “Soma: Emekçinin ölümü, Kapitalizmin fıtratı

Bir cevap yazın