Ümit Kıvanç’tan siyasal alternatif meselesine dair

2014_0324_erdogan

Bir huyumuz pek hoş: Sözünü etmediğimiz şeylerin yok olacağını sanıyoruz. Bir yanda, ayakkabı kutularından sözetmezsek rüşvet, irtikap, hiçbiri hiç varolmamış sayılacak.

Öbür yanda, cehalet ve makarna edebiyatına hız verirsek, AKP’ye bilinçle ve samimiyetle oy verenler buhar olacak.

Olmuyorlar. Gerçekler, olgular, göz kapamakla, kulak tıkamakla ortadan kalkmıyorlar, adlarını anmasanız da rollerini oynamayı sürdürüyorlar.

Her gün yenisi ortaya çıkan ses kayıtlarının şehevîliği tartışılmaz. Demokratik meşruiyetini imha edecek adımları bizzat atan bir hükümetle zaten hiçbir meşruiyeti olmayan bir gizli örgütün karşılıklı mücadelesini el ovuşturarak izlemenin, ikisinden de hoşlanmayanlar için kaçınılmaz bir zevki var şüphesiz.

Ama bu bir yandan muhalefetin konumunu da tarif ediyor: Seyirci veya dinleyici konumunu; en azından edilgen, tâbi konumunu. 

Bunun sokakta biber gazına, gazlı suya, copa karşı koymakla ilgisi yok. En büyük cesaret dahi, siyaseten tâbi olmayı, yol ve hedef yoksunluğunu gideremez, telafi edemez, siyasî alternatif yaratamaz.

Direnişin en kararlısı, savunmanın en şanlısı bile başka birilerinin eylemine tâbi hareketlerdir. Adı üstünde, biri bir halt yiyor ki direniyorsun, biri saldırıyor ki savunuyorsun.

Sokak muhalefetini de kapsayan parlamento dışı muhalefet olarak halen direniş veya protesto sınırlarının ötesine geçebilmiş değiliz. Parkı yok edip AVM yapmaya kalkıyorlar, direniyoruz; insanlarımızı öldürüyorlar, protesto ediyoruz. Bu, baş eğmemektir, onurunu korumak, alanına, hayatına sahip çıkmaktır; bize her istediğini yapamazsın, demektir. Sıkı bir muhalefettir. Ama muhalefettir. İktidar alternatifi oluşturmaz.

Bugün toplumca içine düştüğümüz rezilliğin ve seçim sonrasında muhtemelen buna eklenecek zulümlerin baş sebeplerinden biri, AKP iktidarının karşısında, rakip bir iktidar potansiyeli olarak ciddiye alınabilir bir muhalefetin varolmayışı değil mi?

Bodoslama gireyim: “Hükümet istifa” veya “AKP gitsin”in ikinci adımı nedir? Muhalif insanlara soruyorum. Bu hükümet gitsin; güzel. Kim gelsin? Bu soruyu yüksek sesle sormayınca soru yok mu oluyor? Yoksa sorulmasa da olur mu?

Bu soru genellikle “AKP mi kalsın yani?” hamlesiyle karşılanıyor. Lisede münazarada olsaydık güzel hamle sayılırdı da, şu anda ne yazık ki işe yaramıyor. Sorudan kaçmanın başka bir yolu, “Gitsin de, gerisine karışmıyoruz,” olabilir; ama bu seçmeni ikna edecek bir tavra benzemiyor. Kaldı ki, “kim gelsin”e doğru dürüst cevabımız olabilseydi, öncelikle “AKP gitsin” demez, onun yerine bu cevabı söylerdik; bu “gitsin”i içerirdi zaten.

* * *

Eğer tek adama biat eden bir topluluğa dönüşmüş AKP’nin, memleketi alenî bir baskı rejiminin karanlığına götürmesine engel olmak istiyorsak, en az onun kadar anti-demokratik siyasî odaklarla, yaklaşımlarla, zihniyetlerle alâkamız kalmamalı. Kemalist ezberlerden ve ruhları, zihinleri bozan komplekslerden kurtulmak şart. Sağlıklı bir mücadelenin önkoşulu.

Oysa çoğu zaman, muhalefet adına AKP ve ona oy veren seçmenler hakkında söylenenler, “zaten seçim dediğin nedir ki…” noktasına varabiliyor: “Madem seçimde onlar kazanıyor, o halde seçim kötüdür.” Böyle bir mantık var. Sahipleri de var. Oysa AKP, zihniyeti ve iktidar tarzı ancak yüksek dozda demokrasiyle alt edilebilir. Tahakküm dalında karşılaşırsak o bizi yener; çünkü her zaman daha geniş bir çoğunluğa yaslanabilecektir…

Bütün bunları sakin ve komplekssiz bir şekilde oturup düşünürseniz… ııı… şey noktasında da… sorun olduğunu göreceksiniz. Belki de başbakan ve kadrosunu bu kadar fütursuzlaştıran budur.

ÜMİT KIVANÇ

yazının tamamı için riya tabirleri

Bir cevap yazın