Berkin için üzülmenin soruları

2014_0317_berkin-burak

“Yıllardır çocuk başları akıyor yamacımızdan”, diye hatırlatıyor bir İsmet Özel şiiri. Hayata, siyasete bakışımı özetleyen bir mısra bu.

Çocuklarımızın elinden hayat haklarını alıyorsak, geriye kalan başarılar sönükleşiyor gözümde.

Çocuk, büyümeye çalışırken yetişkinliğimizi sınamaya çağıran, böylelikle bizi sorumlu olmaya zorlayan sahici soruların kaynağı.  

Berkin’in ölümünün ardından yazılanlara bakıyorum: Ekmek almaya gitmiyor, polise taş atıyordu, şeklinde bir suçlama öne çıkıyor.

***

Zamanında sarf edilmiş hakkaniyetli bir cümle ne kadar önemli! Roboski’de, Gezi’de, Hatay’da zamanında sarf edilmiş acıyı paylaşan, onaran, bölmeye değil bütünlemeye sevk eden cümleler kurulmamış olması ne büyük eksiklik…

Evlat acısı karşısında ahkâm kesilmez. Yasa zor konulmaz. Fakat sırf bu nedene yaslanan bir suskunluk da yaslı aileyi rencide edebilir. Aile ne bekliyor olabilirdi?

Roboskili aileler neyi beklediyse onu: Gecikmemiş samimi bir açıklama.

Wagner’in daha önce de alıntıladığım cümlesi çok açıklayıcı: “Yara ancak onu açan mızrak tarafından iyileştirir.” Kaldı ki her bağlam kendi eleştirisini geliştirmeli.

İslami kesimin,  paradigmatik zaafları ve sorunlarını sahiplenmelerine hiç de gerek duymamaları beklenilecek bir devlet diliyle konuşacak yerde, bu dilin zaaflarını sorgulayıp değiştirecek Müslümanca bir duyarlık ve yaklaşımla konuşması zaruridir, her şeyden önce.

****

Bir de şu var: Berkin için üzüntümü bildiren bir tweet yazıyorum: Polis şiddetine maruz kalmış çocuğun yazgısı sadece bir siyasi kesimi ilgilendirirmiş gibi, acı duyma yeteneği birilerinin tekelindeymiş gibi bir sorgulama başlıyor.

Kutuplaşma siyasetine karşı olduğumu, Başbakan Erdoğan’ın Gezi eylemleri sırasındaki söylemlerini de eleştirerek defalarca yazdım. Ancak bu Berkin’in acısını tekeline almış kimilerine hiç yeterli gelmiyor. Çünkü klasik tarafgirlik üzerinden yargıda bulunmak büyük bir zihin konforu.

İşte bu noktada birilerinin bir acı piyasası kurgulayıp tekellerine almaya çalıştığı izlenimini de ediniyor insan.

Peki, bu durumda ne olacak? Bizim ortak bir kamumuz, ortak acılarımız, yasımız, bayramlarımız sevinçlerimiz olmayacak mı?

Bir çocuğun polis şiddetine kurban edilmesi işte bu sorular üzerine düşündürmüyorsa, sıklıkla kullanılan “vicdan” çoktan kuru bir kelimeden ibaret kalmış demektir.

CİHAN AKTAŞ

Yazının tamamı için Yeni Şafak

Bir cevap yazın