2014_0214-irak-kurdistan-meclisi

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Aralık 2012’de geçirdiği felç sonrasında bir yıldan uzun süredir Almanya’da tedavi görüyor. Çok az kişinin yanına girmesine izin verildiğinden, yakınları dışında kimse durumunun nasıl olduğu hakkında bilgi sahibi değil. Onların iddiasına göre ise sağlık durumu ‘iyiye gidiyor’.

Eğer söylendiği gibi sağlığı iyiye gidiyorsa, Irak’tan ayrıldıktan sonra lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) ne hale geldiğini kendisine anlatmamaları kesinlikle daha isabetli olacaktır.

KYB artık onlarca yıl boyunca Iraklı Kürtlerin neredeyse yarısının desteklediği o güçlü ve birlik içindeki parti değil. 1975 yılında Molla Mustafa Barzani liderliğinde aşiret temelli bir grup olan Kürdistan Demokrat Partisi’nden (KDP) koparak kurulan ve 1992 yılındaki seçimlerde yüzde 49 oy alan KYB için sonraki yirmi yıl, KDP ile kıran kırana bir rekabet içinde geçti. Fakat geçtiğimiz Eylül ayında yapılan bölgesel meclis seçimleri, KYB’nin popülaritesinin hiç olmadığı kadar düştüğünü gösterdi.

Uluslararası toplumun dikkati, Suriye ve diğer bölgelerdeki daha ciddi çatışmalar nedeniyle Bölgesel Kürt Yönetimi (BKY) seçimlerinden başka yöne çevrilmişken, KYB’nin yenilgisi de büyük ölçüde gözden kaçan, ciddi bir gelişme oldu.
Bu durum Batı ülkelerinde görülen modern siyasi partilerin uğradığı seçim yenilgilerine hiç benzemiyordu. Bu Kürt grubunun aldığı yıkıcı yenilgi, aynı zamanda belli bir ideolojik dünya görüşünün başarısızlığının ve Irak Kürt bölgesinin demografik özelliklerinde bir değişimin de temsilcisi olabilir; fakat uygulama açısından daha da önemlisi, bu durum, bölgenin siyasi manzarasını ve o çok arzulanan istikrar ortamını bozma tehlikesi taşıyor…

 

Seçimlerin üzerinden dört aydan fazla bir süre geçti, ancak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin hâlâ bir hükümeti yok. Her siyasi çözümsüzlük durumunda olduğu gibi, burada da asıl kurban, sıradan vatandaşlar. Kritik kamu projeleri durma noktasına geldi. Exxon-Mobil gibi dünya devlerinin yatırım yaptığı, petrolden yana zengin bu bölge, kendi kamu çalışanlarının maaşlarını bile zamanında ödemekten aciz.

Mevcut siyasi çıkmazın iki sebebi var: İlki, KYB liderlerinin seçimlerde aldıkları yenilgiyi sözlü olarak (hatta kimileri son derece açık bir dille) kabul etseler de, pratikte öyle davranmamaları. Başbakan yardımcılığı, cumhurbaşkanı yardımcılığı ve meclis başkanlığı gibi kilit pozisyonları kapmak için inatla mücadele etmeleri, uzlaşmaya hiç de istekli olmadıklarının açık bir göstergesi. KYB’nin ısrarının ardındaki tek gerçek güç ise tabii ki halk değil, sadık milisler.
Pastadan pay

İkinci sebep, son seçimlerden ikinci çıkan Goran partisi. Kendilerini “reformcu” olarak adlandıran bu yeni partinin lideri, KYB’nin kurucularından olan, ancak 2009 yılında partiden ayrılarak kendi grubunu kuran Nuşirevan Mustafa. Mustafa, son dört yıl boyunca olduğu gibi muhalefet partisi olarak kalmak istemediğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Parti ayrıca hükümete katılıp petrol pastasından da pay almak istiyor.

Goran Partisi lideri Nuşirevan Mustafa, Eylül 2013’teki seçimlerden KYB’nin önünde ikinci parti olarak çıkmıştı.
Farklı gündem ve fikirlere sahip üç partiyi tek bir koalisyon çatısı altında bir araya getirmeyi başarmak, bunu uzun vadede korumak kadar zor. Örneğin, petrol gibi tartışmalı ve o kadar da şeffaf olmayan politikalar konusunda nasıl anlaşma sağlanacak? Kurulacak hükümet, Sünni, Şii ve Kürt liderlerin hemen hemen hiçbir konuda uzlaşamadığı merkezi hükümete mi benzeyecek?

Ancak hükümet kapsayıcı yapıda olmazsa, risk daha büyük olur…

Bu krizin daha ne kadar ciddileşebileceğini anlamak için, 1990’lı yıllarda KDP’li ve KYB’li milisler arasında üç yıldan uzun süre devam eden kanlı iç savaşa bakmak yeterli.

Namo Abdulla

Kaynak: Aljazeera

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir