Yeni siyasetin gündemi yereli özgürleştirmek

2014-0211-istanbul-sehir-yerel

Yönetmek demek, yöneticilerin kamu işlevlerini yalnızca az veya çok bilmesi, bu konuda bir deneyimlerinin olması veya olmaması demek değil… 

Ama bugün iktidarın “yerel yönetim” dediğinde anladığı bu. Merkezî otorite şehir yönetimlerinin kültür, sağlık, eğitim, altyapı gibi konularda yetki kullanmasının mümkün olmadığını düşünüyor.

Yerelin yokluğu, iktidar gücünün yerele tahakkümü neoliberal saldırının önünü açıyor. İstanbul yalnızca kötü yönetilmiyor, yağmalanıyor. Bugün şehir spekülatörler tarafından rehin alınmış durumda. Merkezî yönetim spekülatörlerle kol kola girip, şehrin bütün değerlerine, kaynaklarına el koyuyor.

NEDEN ŞEHİR BU DURUMDA?

Soruya cevabı yıllar önce Sevgili Hrant vermişti. 

80’li yılların ortasında, henüz neoliberal dönüşümün başladığı tarihte, sivil toplum yeniden örgütlenme çabaları içindeydi.

Yeşil Dayanışma” adlı bir ağ oluşturulmuş, Bedrettin Dalan’ın gerçekleştirdiği şehir yıkımlarına, yeşil alanların yağmalanmasına karşı mücadele veriliyordu.

Bu toplantılardan birinde Sevgili Hrant söz almış ve “Siz hep tarihî binaların, semtlerin yıkılmasından, yeşil alanların imara açılmasından şikâyet ediyorsunuz ama arkasındaki nedeni görmüyorsunuz” demişti.

Eğer insanları yok eden, mallarına el koyan bir rejim içinde yaşamasaydık, doğa da, kültür mirası da böyle yok olmazdı” diyerek bir anda bizim o âna kadar fark etmediğimiz bir soruna dikkati çekmişti.

Geçtiğimiz yüzyılda milyonlarca insan yaşadığı topraklardan zorla sürüldü. Ayrımcılık ve şiddet yaşadı. Yerel toplulukları, ekonomileri, kültürleri kazıyan, tahakküm altına alan bir süreç yaşandı. Savaş ve mübadele dışı kalan bir şehir olan İstanbul’da ise merkezî ulus-devlet politikaları ile kent ekonomisi kontrol altına alınmaya çalışıldı ve Müslüman olmayan nüfus zaman içinde formel ve informel yollarla vatandaşlık haklarını kaybetti. Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğunun modernleşme döneminde filizlenen yerel yönetimler, sosyal yardımlaşma, sağlık kurumları merkezî yönetime bağlandı ya da ortadan kalktı.

Milli iktidarlar şehirleri, yerel toplulukları tahakküm altına aldı. İnsanlar sürüldü, temel hakları çiğnendi, itiraz edenler şiddetle bastırıldı. Bunları yaparken de toplulukların rızası yeni seçkinler yaratılarak alındı. Bu yüzden çatışmalar, mücadeleler bu milli siyaset rejimini kimin ele geçireceği üzerine oldu… 

 

Küresel bir şehrin bu milli siyaset işleyişine eklemlenmesi savaştan çok daha yıkıcı oldu. Bu ilişki ister istemez doğal, kültürel, sosyal değerler açısından çok yüksek bir bedelin ödenmesine yol açtı.

Merkeze odaklanan ve çatışmacı bir nitelik kazanan bu milli siyaset yalnızca İstanbul’un değil, Türkiye’nin her köşesinin yağmalanması ile sonuçlandı.

YENİ SİYASETİN BİR NUMARALI GÜNDEMİ YERELİ ÖZGÜRLEŞTİRMEK

Bugün asıl sorun şehirlere göç, trafik sorunu vs. değil. Asıl sorun şehri bir imar nesnesi gibi gören, kaynaklarına, değerlerine el koyan, yerel topluluklar arasındaki ilişkileri parçalayan, dışlayıcı bir kamu düzeni yaratarak kendi geleceği üzerinde söz sahibi olmasını engelleyen siyaset rejimi.

Mevcut çıkar gruplarının siyasete katılımlarını kendi kamu yararlarını temsil ederek, bağımlı olarak geliştirmeleri bir alternatif teşkil etmek şöyle dursun, neoliberal saldırının önünü açıyor. Siyasal alanı daraltıyor. Bu yeniden üretim sürecinde siyasal temsil alanının dışında kalanlara yer kalmıyor. Sınıfsal sorunların, çelişkilerin üstü siyasal kutuplaşmalar ile örtülüyor…

Yeni siyasetin işlevi kamusal alanı ele geçirilecek bir yer olarak tanımlamak değil, farklılıkların özgürce yaşayabileceği, konuşabileceği bir alan olarak özgürleştirmek olmalı.

KORHAN GÜMÜŞ

Yazının tamamını okumak için Taraf 

 

Bir cevap yazın