Çok büyük geçmiş olsun

2012_0529_erdogan

Bazı gazetelere bakarsak Başbakan her zaman olduğu gibi bir yurt dışı ziyaretinden dünyayı kendine ve ülkemize hayran bırakarak döndü.

Gitti, olan bitenin aslını bir güzel anlattı, muhatapları kendisini ağızları açık dinledi, “günahınızı almışız”, “zaten Türkiye’de olan Türkiye’de kalır” dediler, o da “herhalde, ne sandınız” dedi ve sorun da böylece halloldu.

Artık AB düşünsün. Ne kadar önyargılı davrandıklarını görmüşlerdir herhalde. İlla Başbakan’ın oralara kadar gidip anlatması mı gerekiyordu olan biteni?

Başbakan’ın bu ülkenin insanlarının zekasıyla ilgili tahminlerine hayranlık duymamak çok zor gerçekten. Kabul, kendisine medyada destek verenlerin zekayla pek bir ilgisi kalmadı, en “akıllıca” hareketleri Başbakan ne derse kafa sallamak olduğu için zekalarını kullanmayı tercih etmiyorlar uzun zamandır. Oyları kemikleştirmeye çalışırken beyinleri kemikleştirmenin faturası ileride karşılarına çıkacaktır ama şimdiden bu “riski” düşünüp akılları karıştırmanın ne lüzumu var?

Fakat Başbakan’ın herkesi medyadaki yardakçıları gibi rahatlıkla kandırılabileceğini düşünmesine hayranlık duymamak elde mi Allah aşkına?

Brüksel dönüşü, Başbakan’ın uçağında yer almanın ilk şartının o ne derse onaylamak ve çoğaltmak olduğunu çok iyi bilen ve zaten tam da bu nedenle o uçakta yer alabilen gazetecilere AB toplantısının perde arkasını anlatan Başbakan, her şeyin yolunda olduğunu, yanlış anlaşılmaları giderdiğini, AB yetkililerinin kendisini haklı bulduğunu söylerken, herkesin bu yalanlara kanacağını düşündüyse eğer buradan bu yaklaşımının sadece ilginç olduğunu söylemekle yetinebilirim.

Yine de Başbakan akıl oyunlarına ne kadar devam ederse etsin AB tarafından gelen değerlendirmelere bakacak olursak, örneğin AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Helen Flautre’ın, “Erdoğan, ülkesinde yargı ve emniyette yaşanan dramatik görev değişiklikleriyle ilgili sorularla karşılaştığında, Avrupa Parlamentosu vekillerini ikna edici cevaplar veremedi. Tıpkı Gezi olaylarını bertaraf etmek için kullandığı argümanları kullanarak, yolsuzluk soruşturmalarını ülkesindeki istikrarı bozmak isteyen bir dış girişim olarak yorumluyor. Yargının yeniden düzenlenmesinin Meclis’teki çoğunluğun egemenlik alanına girdiğini savunuyor” sözlerine kulak verirsek işin iç yüzünün hiç de Başbakan’ın uçak konuşmasındaki gibi olmadığını görürüz.

Başbakan’ın uçağın pilotundan daha iyi uçtuğu kesin ama önümüzdeki günlerde, ayakları yere basmak zorunda kaldığında kendisini zorlu ve zorunlu bir seçim beklemekte.

Ya AB’nin talepleri doğrultusunda yargıyı yürütmenin boyunduruğuna sokma girişimlerine bir son verecek ve hukukun üstünlüğüne boyun eğecek ya da AB’nin kriterlerini bir kenara bırakacak ve kurulduğu günden bu yana kendi başına evrensel hukuk standartlarını ve demokrasiyi benimseyememiş bu ülkenin geleceğini değiştirecek AB üyeliği ihtimalini tamamen ortadan kaldıracak.

İşte işler tam da burada karışıyor.

KEREM ALTAN

Yazının devamı için t24

Bir cevap yazın