Paralel Devlet Mümkün mü?

2014_1007_erdogan-gulenTürkiye’de devletin içindeki güç odaklarının birbirleriyle çıkar ve iktidar çatışmalarına girmesi vakayı adiyedendir. Ancak birbirleriyle çatışan bu güç odaklarının içerisinde ülkenin kahir ekseriyetini oluşturan dindarlar ya da onları temsil eden bir güç odağı olmazdı. Aynı şekilde halk bu çatışmalardan ya haberdar olmaz ya da çatışmaları uzaktan izler ve sonucuna katlanırdı. Oysaki son büyük kavganın tarafları dindar kitlelerin iki büyük temsilcisi AKP ve Gülen cemaati… Yine bu çatışma yalnızca devletin tepelerinde yaşanmıyor. Sosyolojik olarak birbirlerinden hemen hiçbir farkı olmayan AKP tabanı ve cemaatin mensupları da bu kavgada taraf olmuş durumda.

Türkiye’de geniş dindar kitleler siyasetten hep uzak tutulduğu için bu kitlelerin günün birinde siyasal alana dâhil olmasının ülkede siyaseti yeniden düzenleyeceği ve normalleştireceği umulurdu. Ancak iki kesim ve onların toplumsal tabanları arasındaki bu kavga bu umutları iyiden iyiye tüketmiş görünüyor.

Son on yıllık AKP iktidarı süresince dillendirilen Türkiye’de yalnızca aktörler değişiyor, sistemse aynı kalıyor eleştirileri bir kez daha doğrulanmış oluyor.

Bugün bu büyük çatışmanın iki ayağını oluşturan AKP ve cemaat aslında aynı misyonun temsilcileriydi.

Soğuk savaş sonrası dönemde İslam dünyasına verilmek istenen yeni şeklin uygulayıcısı durumundaydılar. Küresel kapitalizmle uyumlu Ilımlı İslam projesinin AKP siyasi ve ekonomik yönünü oluştururken, cemaat ise fıkıh yönünü oluşturdu. AKP- Cemaat koalisyonu yoluyla Türkiye küresel sisteme eklemlenme sürecine girdi ve bu süreç büyük ölçüde tamamlandı. Bu on bir yıllık süreçte AKP her girdiği seçimi açık ara kazanan, iktidar rakiplerini ya yok eden ya da mas eden, siyasal hegemonya kurarak iktidarını iyice sağlamlaştıran bir parti haline geldi. Cemaat de yine bu süreçte hem bürokrasiye ciddi anlamda yerleşerek, hem de okulları, dershaneleri, medyası ve iş adamlarıyla adeta bir sermaye grubu oldu.

İki tüccar ortak bir şirket kurup iş yapmaya başladıklarında, işler iyiye gider, şirket büyüyüp karlar artarsa birbirlerine düşerler. Şirkete ve karlara tek başına sahip olma isteği ortaklar arasında bir kavga başlatır. Ülkeyi küresel kapitalizme eklemleyerek bir şirket haline getiren bu iki ortak da ülkeyi aralarında paylaşmaktansa ona tek başına sahip olma isteği nedeniyle kavgaya tutuştular. Askeri vesayeti, darbecileri ve devlet içindeki çeteleri yok edip, karşılarında savaşacak kimse kalmayınca birbirleriyle savaşmaya başladılar.

Gelinen noktada AKP cemaati paralele bir devlet kurmakla ve kurduğu bu paralel devlet üzerinden yeni bir vesayet sistemi oluşturmakla suçluyor. Bu paralele yapının uluslar arası bağlantıları olduğu ve kendilerine cemaat eliyle uluslar arası bir komplo kurulduğunu iddia ediyorlar.

Aslında Türkiye’de iktidarlar bilhassa da kendi yanlışları sonucu oluşan ve kendilerini zor durumda bırakan olayları derhal uluslar arası bir komplo işine havale ederek kendilerini kurtarmaya çalışırlar. Gerçekleri göremeyenler ya da görmek istemeyenler için komplo teorileri son derece işlevseldir. Olayları politik, ekonomik ve sosyal yönleriyle anlamaya çalışmadan her şeyi bir komployla izah etmek son derece rahatlatıcıdır. Üstelik komplo üretmek de komploya inanmak da düşünce ve zekâ gerektirmeyen bir tavırdır. Hükümet Gezi eylemlerini de arkasında yatan öfkeyi de anlamak yerine meseleyi komplolarla açıklamaya kalkışmıştı.

Son 6–7 ay içerisinde de AKP kendi tabanını hükümete ve başbakana dönük uluslar arası komploların varlığı konusunda bayağı ikna etti. Şimdi de haklarındaki yolsuzluk iddialarını bir uluslar arası komplo iddiasıyla ve bunun da paralel devlet kutmuş olan cemaat aracılığıyla yapıldığını iddia ediyorlar.

Gerçekten de Türkiye’de paralel bir devlet yapılanması ve yeni bir vesayet düzeni var mı?

Soğuk savaşın bittiği buna bağlı olarak askeri vesayetin sona erdiği, dünyanın yeni bir döneme girdiği, Türkiye’nin küresel kapitalist sisteme eklemlendiği ve artık ülke ekonomisinin bizzat küresel sermaye tarafından yönetildiği bir vasatta hala bir vesayet sistemine ihtiyaç var mıdır? Eğer ihtiyaç varsa, yeni bir vesayet sistemi mümkün müdür?

Bu sorulara paralel yapılanma ile hükümete dönük uluslar arası operasyon iddialarını birbirinden ayırarak cevap verilebileceğini düşünüyorum. Aksi takdirde var olduğu iddia edilen bu paralel yapın sanki yalnızca AKP hükümetine karşı oluşturulmuş ve onu iktidardan indirmekle görevliymiş gibi bir algı oluşuyor. Oysa küresel egemenler Türkiye gibi kapitalizmin çevre ülkelerinde bu ülkelerin küresel düzenden ayrılma riskine karşı her zaman vesayetçi yapıların var olmasını ister. Bu yapılar sayesinde ülkenin ekseninin farklı yönlere kaymasını engellemeye çalışır. Bu vesayetçi yapılar seçimle işbaşına gelen ve seçimle de gidebilecek hükümetler olamaz. Demokratik işleyişten bağımsız kalıcı yapılar olmaları gerekir.

Soğuk savaş döneminde vesayetçi yapı asker üzerinden kurulmuştu ve derin devlet olarak adlandırılıyordu. Bugünse cemaat üzerinden kurulduğu iddia ediliyor ve paralel devlet olarak adlandırılıyor. Derin devletle paralel devlet arasındaki farkı yalnızca bir isim farkı değil de bir içerik ve yapılanma farkı olarak da düşündüğümüzde yeni tür bir vesayetçiliğin mümkün olabileceği de düşünülebilir.

Michael Hardt ve Antonio Negri’nin birlikte yazdıkları, küresel kapitalist sistemi ve oluşumunu derinlemesine anlattıkları “İmparatorluk” adlı muazzam kitapta modern toplumla postmodern toplum arasındaki farktan bahsederler. Hardt ve Negri’ye göre modern toplum disiplin toplumu, postmodern toplum ise kontrol toplumudur. Modern dönemde insanlar terbiye edici kurumlar aracılığıyla disiplin altında tutulur. Böylece toplumsal bir itaat yaratılmış olur. Disiplin toplumunda insanlar terbiye edildiklerinin ve disiplin altında tutulduklarının da kendilerini disipline eden gücün de farkındadırlar. Ancak bu disiplini ya kabullenmiş ya da kabullenmemiş olsalar bile ona itiraz etmeyen bir durumdadırlar.

Postmodern toplum ise kontrol toplumudur. Postmodern dönemde toplumlar disipline edilmez. Toplumun kılcal damarlarına kadar işleyen söylemsel iktidarlar ve biyo-politik üretim yöntemleriyle ve sürekli gözetim yoluyla kontrol altında tutulurlar. Kontrol toplumunda yaşayanlar kontrol edildiklerinin farkında olmazlar, kendilerini özgür sanırlar. Özgür iradeleriyle verdiklerini zannettikleri kararlar aslında iktidar mekanizmaları tarafından oluşturulmuş ve İmparatorluğun egemenliğine zarar vermeyecek karar ve eylemleridir. Böylece postmodern toplumun demokratik görüntüsü de devam etmiş olur.

Eğer küreselleşmiş bir dünyada çevre ülkelerde hala vesayetçi yapılar olacaksa ve postmodern toplumlara özgü yeni tür bir vesayet yöntemi varsa o da disipline değil kontrole dayalı bir vesayet sistemi olabilir. Vesayetçi yapı da yüzeydeki bir iktidara vesayet eden derin devlet değil, seçilmiş iktidarla aynı düzlemde hareket eden paralel bir devlettir. Olaya bu açıdan baktığımızda yeni tür bir vesayetin ya da paralel bir devletin mümkün olabileceği söylenebilir.

Peki, cemaat böyle bir vesayetçi yapı kurmuş olabilir mi?

Toplumun genel karakterine uygun dindar kimliği, vermeye çalıştığı demokrasiye bağlılık görünümü, yurt dışında açtığı okullar ya da Türkçe olimpiyatları gibi aktivitelerle toplumun büyük kesimlerinin teveccühünü kazanmış olması kontrole dayalı bir vesayetin cemaatin üzerinden kurulabileceği düşüncesini uyandırıyor.

Hardt ve Negri’nin kitabında geçen önemli bir kavram da “polis” kavramı. Yazarlara göre postmodern dünyada savaşlar artık sona ermiştir. Daha doğrusu savaş mantığı bitmiştir. Çünkü savaş iki farklı devlet arasında meydana gelen silahlı çatışmadır. Oysa küresel dünyada artık farklı ulus devletler kalmamıştır.  Bütün dünya sermaye imparatorluğunun toprakları haline gelmiştir. Öyleyse dünyanın herhangi bir yerinden İmparatorluğun egemenliğine yani küresel kapitalizme dönük her itiraz imparatorluğun bir iç meselesidir. Dolayısıyla savaş yöntemiyle ve askeri yollarla değil, kriminal yöntemlerle ve polis mantığıyla çözülmelidir.

Postmodern toplumda askerin yerini polis alır ve polis sermaye imparatorluğunun iç güvenliğinden sorumludur. İmparatorluğun dışı diye bir yer olmadığı için dış güvenlik sorunu da yoktur. Bu açıdan bakıldığında örneğin Türkiye’de kontrole dayalı yeni vesayetin polis ve yargı üzerinden kurulmuş olması da anlaşılır hale gelebilir.

AKP hükümeti MİT kriziyle birlikte cemaatin, hükümeti de aşan bir paralel yapı kurduğunu düşünmeye başladı. Dershane meselesiyle birlikte bu yapının üzerine gitmek ve tasfiye etmek istedi. Tasfiye edileceğini anlayan cemaat de deşifre olmak pahasına hükümetle doğrudan savaşmayı tercih etti. O nedenle 17 Aralık olayını bir uluslar arası operasyon gibi görmek ya da göstermek anlamlı değil. Olay içerde cemaatle hükümet arasındaki bir kavgadır. AKP on bir yıllık iktidarında devleti kontrol altında tuttuğu için yolsuzluklarını da rahatlıkla kapatabiliyordu. Ancak iktidar bloğundaki ilk çatlakla birlikte yolsuzluklar da ortaya döküldü. 17 Aralık operasyonu cemaatin gücünden çok AKP’nin zaaflarının bir sonucudur.

ABD ya da AB’nin bu kavgada taraflardan birinden yana pozisyon almış değil. Küresel güçlerin Türkiye’de AKP ve başbakana bir alternatif bulabildiklerini söylemek pek mümkün değil. O nedenle AKP’yi bu kadar çabuk harcayamazlar.

Cemaat gerçekten de bir paralel yapı kurmuşsa ona bu konuda destek veren dış güçler ya da sermaye grupları bu çatışma hakkında ne düşünüyor? Cemaati mi destekliyor yoksa kontrolden çıkan bir paralel devlet mi var? Tüm bunları zaman gösterecek.

 UFUK AKTAŞLI

PlatformHaber    

One thought on “Paralel Devlet Mümkün mü?

  • Paranoyayı eleştirdikten sonra ironik bir şekilde daha büyük bir paranoya ile uluslararası ilişkileri tahlil ettiğinizi hatırlatmak isterim. Olguları Hardt ve Negri ya da Foucuault’nun kavramlarıyla analiz edince bundan kaçınmış olmuyorsunuz. Neticede tanrısal bir güç olarak tasvir ettiğiniz ve iradeyi (Müslümanlar da dahil olmak üzere) tamamen hükümsüz bırakan bu küresel güçlerin her şeyi planladığı düşüncesi teorik olarak çaresizlikten başka bir hareket alanı bırakmıyor. Bu eleştiriler yazının çok güzel olduğu gerçeğini değiştirmiyor ancak bu paradoksu da aşamıyor…

Bir cevap yazın