Hükümetin ‘darbesi’

2012_0626_erdogan

2013 başında Kürt sorununu barışçı yollardan çözmek amacıyla Abdullah Öcalan’la görüşmeler yürütüldüğünü açıkladığında siyasi gücünün zirvesine çıkan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yılın sonunda nasıl aşağı yuvarlanmaya başladı ve bir Amok koşucusuna dönüştü?

Bu sorunun cevabı hiç kuşkusuz Gezi isyanı ve 17 Aralık operasyonudur. Ancak daha da önemli ve ilginç olan şu ki, Gezi’nin başlangıcındaki “masum çevreci itirazın” milyonlarca insanın sokaklara döküldüğü bir isyana, 17 Aralık operasyonunun ise “hükümete karşı darbe”ye dönüşmesinden bizzat Erdoğan sorumlu. Yani gösterdiği tepkiler, geliştirdiği politikalar, sorunların üzerine gidiş tarzı Gezi’yi bir isyana dönüştürürken, yolsuzluk operasyonunu da “hükümete karşı darbe” haline getirdi.

Bir an için düşünelim: Gezi’nin başlangıcındaki ağaç katliamına itiraz anlayışla karşılansa, Erdoğan büyük bir kibirle, “Ne yaparsanız yapın oraya AVM yaparım” diye ısrar etmese ve sonra “destan yazmak” olarak nitelediği o polis şiddetine başvurmasa, yine de 80 ilde milyonlarca kişi sokağa dökülür müydü?

Yolsuzluk hep vardı

Aynı durum 17 Aralık operasyonu için de geçerli. Sanki Türkiye’de siyasi iktidarla bağlantılı yolsuzluk ve rüşvet ilk defa ortaya çıkıyormuş gibi bunu da hemen “hükümete karşı darbe” diye sunan yine Erdoğan oldu. 

Erdoğan Gezi’de yaptığını 17 Aralık sonrasında da yaptı, olayı birden büyüttü ve Gezi’yi nasıl isyan haline getirdiyse, bu rüşvet-yolsuzluk operasyonunu da “hükümete karşı darbe” diye ilan edip aslında kendi “karşı darbesi” için harekete geçti…

Erdoğan’ın asıl sorunu muhalefete tahammülsüzlük. Etkili bir muhalefetin olduğu bir ülkeyi yönetmekten aciz. Parlamento içindeki muhalefetin güçsüzlüğüne alışmış olan Erdoğan sokaktan, parlamento dışından güçlü bir itiraz geldiğinde şaşırıyor ve hemen bunun arkasında başka şeyler, başka güçler, komplolar arıyor.

Ortaya çıkan itirazı veya muhalefeti başka türlü karşılasa, büyütmeden, kısa sürede sönümlenmesine yol açacak tarzda bir yol ve yöntem izlese, her şey başka türlü olabilecekken bunu tercih etmiyor. Büyütüyor, düşmanlaştırıyor, hatta uluslararası hale getiriyor ve sonra “mağdur” olduğunu söyleyip destek istiyor. Oysa tek amacı iktidarını biraz daha güçlendirmek, gücü biraz daha elinde toplamak…

Az gitti, uz gitti…

Sahip olduğu iktidarı kaybetmemek için yapmayacağı şey olmadığı izlenimi veren bir politikacıya demokrasiden yana olanlar neden destek olsun ki? Bu gidişle bir zaman sonra o çok kutsadığı sandıkta da kaybetse, bunu da “komplo” ilan etmeyeceği, oyların çalındığı, değiştirildiği gibi iddialarla iktidarı bırakmayacağı ne malûm?

Oğlunu savcıya göndermeyen, mahkeme kararlarını uygulatmayan bir liderin ne yapacağını kim bilebilir? Azınlığa düştüğü anda ne yapacağına kim kefil olabilir?

 

Küreselleşme sürecine Türkiye’yi uyarlamak, Soğuk Savaş sonrasında devleti ve toplumu yeniden yapılandırmak üzere ortaya çıkan Erdoğan liderliğindeki AKP az gitti, uz gitti, 11 yıl sonra bir baktı ki, bir arpa boyu bile yol gitmemiş!

“Yeni Türkiye” diye yutturmaya çalıştıkları eski, bildik Türkiye’den daha iyi değilmiş. Yapılan bazı makyajlar ilk ciddi sarsıntıda dökülüverdi. Bu krizden AKP’nin ve Erdoğan’ın güçlenerek çıkması barışın, demokrasinin, özgürlüğün hayrına olmaz.

Erdoğan ve AKP siyaseten ne kadar zayıflarsa o kadar iyi olur. Somut örneği bu kriz vesilesiyle özgürlüğüne kavuşan Kürt vekillerdir. AKP ne kadar güçsüzleşip Kürtlere muhtaç hale gelirse o kadar iyidir. 

Seyfi Öngider

Tamamı için Radikal 2

Bir cevap yazın