Erdoğan’ın yolu

2013_0210-erdogan

Türkiye’nin siyasal alanında iddia sahibi olan bütün politik liderlerin öngörü ve kabiliyetlerinin sınandığı bir siyasi kriz döneminden geçiyoruz.

İktidar dışındaki liderler için bu kriz daha çok umut barındırırken iktidar ilişkilerine dahil olan Recep Tayyip Erdoğan , Fethullah Gülen ve Abdullah Öcalan için daha fazla risk içeriyor. Ama bu krizin odağında asıl olarak Erdoğan’ın politik liderliğinin geleceği yer alıyor. Çünkü, Gülen ve Öcalan’dan farklı olarak Erdoğan, siyasi merkezdeki tayin edici yerinin çatışma alanına taşındığını görüyor ve muhtemel düşüş onu sadece iktidar ilişkileri alanından değil, siyasi alandan da tasfiye edebilir.

Bütün diğer liderler gibi Erdoğan’ın yükseliş ve düşüşü de, bundan sonraki politik sınavı hangi manevralarla aşmayı deneyeceğine bağlı. Hadi şu yaşadığımız iktidar oyununa bir de öngörü, eğilim ve karakterlerin önem kazandığı politik liderler üzerinden bakalım. Kendi derslerimizi çıkarmak, anlamak ve değiştirmek için tabii ki!

Liderlik, insanlığın kadim siyasi tecrübelerindendir. Ama modernlik onu bir “ders” alanı olarak da kurmuştur. Bu noktada politik liderliğin kabaca iki önemli stratejik veçhesine işaret edilebilir ki, Erdoğan’ın liderliği bu veçhelerin gereklerine uygun bir başlangıç yaptı. Bunlardan birincisi, iktidar ve güç ilişkilerini ve bu alandaki boşlukları doğru tayin edebilmekle alakalıdır. Liderler somut gündemleri kendi inisiyatif alanlarına taşımayı ancak bu yolla başarabilirler. Ve ikinci stratejik noktada ise, liderlerin, karşılaştıkları her gündemdeki sorunlar ve çözümlerden daha büyük bir siyasi kişilik yapısına sahip olduklarını göstermeleri beklenir.

Erdoğan’ın liderliği

 Yukarıdaki noktalardan bakıldığında Erdoğan’ın politik hayatı güç ilişkilerinin doğru tayiniyle başladı. O geleneksel iktidarı, o iktidarın yapılarını, ilişki ve dengelerini doğru teşhis ederek kendi iktidarını ve liderliğini ilerletti. ABD ve AB ile münasebetlerin geliştirilmesi, AB reformlarının ısrarla takip edilmesi, Türkiye Genelkurmayı’ndan icazet alınması, Milli Görüş gömleğinin çıkarılması, Irak’a asker gönderilmesi için tezkere vb. gibi kendine alan açma girişimleri, onun politik liderliğini de güçlendiren adımlardı.

Bununla beraber, Erdoğan, son üç yılın iktidarını tanıyamadı ve tanımamakta da direndi.

Garip olan şu ki, tanıyamadığı şey kendi iktidarı. Örneğin bu dönemden sonra bile, siyasi meşguliyetini hâlâ geçmiş iktidara karşı yöneltiyor. Bunda ısrar etmenin gerçekte bir hayaletle savaşmak olduğunu ve kendisini gerçek iktidar ilişkilerini görmekten uzaklaştırdığını fark edemedi. Başka deyişle, Erdoğan, iktidarını, 2010’dan sonra, hâlâ CHP’ye muhalefet ederek, ona karşı demokrasi mücadelesi vermek gibi çok hayali bir zeminin üzerine kurdu…

İşte bugün yaşadığımız süreçleri 367 vakası, kapatma davası ve 27 Nisan Muhtırası’ndan ayıran nokta, tam burası.

Cemaat, bir yandan hukuk ve yargı alanının konforuna yaslanarak diğer yandan da Erdoğan karşısında haklı olan bütün politik grup ve kesimlerin cephesine dahil olarak avantaj kazanıyor. Bu da Erdoğan’ın uzlaşma açısından en dezavantajlı dönemini yaşadığını gösteriyor. Buna karşılık, Erdoğan’ın siyasi serüvenini şöyle kabaca ele alan herhangi bir gözlemci dahi, onun diğer bütün liderlerden bile daha fazla ittifak ve uzlaşma alanlarına ihtiyacı olduğunu rahatlıkla görür (Sahi Türkiye’de yaşıyoruz değil mi?).

Eğer, Erdoğan, hem parti içinde, hem iktidarda hem de genel olarak Türkiye siyasetinde ittifak ve uzlaşma eğilimlerine tamamen veda eder ise Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’yi koruyan o parti geleneklerine bile sahip olmadığı için çok daha trajik bir liderlik “ders”i haline gelecektir. Sonucu çok yakında öğreneceğiz.

ORHAN GAZİ ERTEKİN * Demokrat Yargı Eşbaşkanı

Kaynak: Radikal 2

 

Bir cevap yazın