KCK: 3 talebimiz karşılanmazsa yeni bir mücadele dönemi başlatılacak

2013_1011_kck

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı açıkladığı deklarasyonda, Kürtlerin temel taleplerini üç madde halinde sıralayarak, “Bu temel talepler karşılanmadan ayrıntıda konuşulan ve yapılanlar hiçbir anlam ifade etmez” vurgusunu yaptı.

Kürt kimliği ve kültürünün anayasal güvenceye alınması, demokratik özerkliğin tanınması ve anadilde eğitimin kabul edilmesini isteyen KCK,“Bunlar Kürt halkının vazgeçilmez talebidir” dedi.

 İşte KCK’nin deklarasyonundan bazı pasajlar:

Kürt sorunu, Türk devletinin Kürtlerin varlığını inkar ederek kültürel soykırıma uğratıp Türkleştirme politikası sonucu ortaya çıkmıştır. Kürtlerin bu politikaya yönelik her itirazları şiddetle bastırılmıştır. Kürtler susturulduktan ve itiraz edemez hale getirildikten sonra ekonomik, sosyal ve kültürel politikalarla kültürel soykırım hızlandırılmıştır.

1970’li yıllara gelindiğinde yaşamı sürdürmek için Kürtlere Türkleşmekten başka çare bırakılmamıştır. Bu nedenle Kürtlüğünden kaçırtan bir siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ve psikolojik ortam yaratılmıştır. Kürtlük beyaz katliamla yok olma sürecine sokulmuştur. PKK, Kürtleri yok olmayla karşı karşıya getiren bu kültürel soykırımcı politikaya karşı bir isyan ve mücadele gücü olarak tarih sahnesine çıkmıştır.

***

Gerilla ve halk serhıldanlarının gelişimi Kürdistan halkında ulusal ve siyasal bilinci geliştirmiştir. Sadece Kürdistan’da özgürlüğü için mücadele eden bir halk gerçekliği ortaya çıkarmamış, Kürt sorununu da Türkiye’nin gündemine koymuştur. Kürt gerçeği ve halkın talepleri artık gizlenemez ve üstü örtülemez hale gelmiştir. Kürt sorunu Türkiye aydınları, toplumu ve siyasetçileri içinde de tartışılmaya başlanmıştır.

Önder Apo, Kürt gerçeği ve talepleri inkar edilemez hale getirildikten sonra, Kürtlerin özgürlük ve demokratik yaşam sorunlarını Türkiye sınırları içinde çözmeyi tercih etmiştir… 

Siyasal çözüme zemin sunmak için başlatılan süreç Turgut Özal’ın katledilmesiyle akamete uğrayınca çok şiddetli savaş yılları yaşanmıştır.

Önder Apo 1995 Aralık ayında Refah Partisinin iktidar ortağı olmasından sonra Necmettin Erbakan’dan gelen mesaj üzerine yeniden tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Ancak devlet imha operasyonlarından vazgeçmeyince bu ateşkes uzun sürmemiştir…

1998 yılında ilan ettiği ateşkesi esaret altında tutulduğu İmralı’da 2 Ağustos 1999’da aldığı gerillayı Türkiye sınırları dışına çıkarma kararıyla yeni bir aşamaya taşımıştır. Böylece Kürt sorununun çözümü açısından Türk devletine önemli bir zemin ve fırsat sunmuştur. Ancak Türk devleti geri çekilmeyi PKK’nin zayıflığına yorarak inkar ve kültürel soykırım politikasına devam etmiştir. PKK’yi tasfiye edebileceğini düşünerek Kürt sorununun çözümünde hiçbir adım atmamıştır.

1 HAZİRAN TASFİYE GİRİŞİMLERİNİ SONUÇSUZ BIRAKTI

Kültürel soykırımda ısrar edilip hiçbir adım atılmayınca Kürt Özgürlük Hareketi gerillanın geri çekilmesi ve çatışmasızlık durumuna son vererek 1 Haziran 2004’te yeni bir gerilla direnişi hamlesi başlatmıştır… 1 Haziran 2004 hamlesi, devletin ve AKP iktidarının düşündüğü gibi PKK’nin zayıflamadığını göstermiştir. AKP, kimi Kürt siyasetçilerini kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni bölme ve zayıflatma girişimlerinde bulunsa da PKK içindeki tasfiyeci-provokatif girişimler gibi bu tür girişimler de sonuçsuz kalmıştır.

2006 yılında gerçekleşen serhıldanlar ve gerilla direnişi AKP’yi daha fazla zorlamıştır. Bu direnişler karşısında fazla ayakta kalamayacağını düşünen AKP hükümeti aracılar göndererek ateşkes ilan edilmesini istemiştir. Kürt Halk Önderi bazı adımlar atılacağı düşüncesiyle 1 Ekim 2006’da ateşkes ilan edilmesini istemiştir.

1 Ekim 2006’da ilan edilen ateşkese de olumlu bir karşılık verilmemiştir. Hatta devlet içindeki derin güçler tarafından Kürt Halk Önderine yönelik zehirleme girişiminde bulunulmuştur. 2007 Mayıs’ında AKP hükümeti hem PKK’yi hem asker-sivil bürokrasiyi idare etme politikasını sürdüremeyeceğini görerek Dolmabahçe mutabakatıyla PKK’nin tasfiye edilmesi konusunda Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la anlaşmışlardır. AKP’nin ve siyasal İslam’ın devlet içine alınması bu mutabakat sonucu gerçekleşmiştir.

Bu mutabakat sonucu AKP 2007 22 Temmuz seçimlerinde yeniden iktidar olduktan sonra PKK’yi tasfiye etme konseptinin dış ayağı da 5 Kasım Erdoğan-Bush görüşmesiyle oluşturulmuştur. Bu ortamda 2008 Zap harekatı başarısızlıkla sonuçlanınca AKP hükümeti ile asker-sivil bürokrasi arasında PKK’yi tasfiye etmede yeni bir konsept benimsenmiştir.

İlker Başbuğ ile Başbakan Erdoğan arasında mutabık olunan bu konsepte göre PKK’ye yönelik tasfiye harekatının güçlendirilmesi için devletin çok teşhir olduğu dil ve kültür alanında bazı yumuşamalara gitmek gerekecektir. Kürtçe televizyonunun açılması gibi konuların 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesi gündeme gelmesi bu nedenledir.

İKİ AŞAMADA DA ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPTIK

21 Mart 2013 tarihinde de Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü hedefleyen bir demokratikleşme manifestosu sunmuştur. Tüm halkları ve demokrasi güçlerini heyecanlandıran, büyük bir umut ve coşkuyla karşılanan bu manifesto, aynı zamanda Ortadoğu’daki tüm sorunların çözümünü içeren bir proje olarak tarihteki yerini almıştır.

Önder Apo’nun manifestosunda vurguladığı fikir, ideoloji ve demokratik siyasi mücadelenin ortamı yaratılması için hiçbir yasal ve pratik adım atılmadığı gibi, bu sürecin başlatıcı tarafı olarak Önder Apo’ya süreci başarılı bir biçimde yürütmesinin imkanı da sağlanmamıştır. Esir askerler bırakılmasına rağmen hasta tutsaklar bile zindanda bir bir yaşamını yitirmeye mahkum edilmiştir. Binlerce siyasi tutuklu, onlarca gazeteci ve avukat zindanda tutulmaya devam edilmiştir.

İmralı’da görüşmeler yapan Önder Apo, Kürt Özgürlük Hareketi’nin üzerine düşenleri yaptığını, sıranın AKP hükümetinin ikinci aşamanın gereklerini yerine getirmesine geldiğini vurgulamasına rağmen, AKP sanki görüşmeler olmamış, hiçbir adım atılmamış gibi hareket etmiştir. Bırakalım gerillanın geri çekilişine anlam vermeyi, çatışmasızlığa bile gereken değer verilip ona göre bir yaklaşım gösterilmemiştir. Başbakan, Bakanlar, Milletvekillerinin konuşmaları, üslubu başlatılan bu önemli sürece ciddi yaklaşmadıklarını ortaya koymuştur. Ortada bir süreç ve bu sürecin muhatapları yokmuş gibi hareket edilmiştir.

Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin bu ciddiyetsiz ve sürece anlam vermeyen tutumunu değerlendirerek gerillanın geri çekilişini durdurma kararı almıştır. Geri çekilme gibi büyük adım atma iradesinin ortaya konulmasına bile değer vermeyen yaklaşımlar karşısında bu kararı almak zorunda kalmıştır.

Tek taraflı gösterilen büyük fedakarlıklara değer verilmeyen bir ortamda Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu adımı atması kadar doğal bir şey olamaz. Kırk yıllık Özgürlük Mücadelesi yürüten bir hareketin ve otuz yıldır en zor koşullarda direnen ve yirmi bin şehit veren gerilla gücünün Kürt halkının özgür ve demokratik yaşam geleceğini ciddiyetsiz ve hiçbir adım atmayan hükümetin insafına bırakması beklenemezdi.

PAKET HAYAL KIRIKLIĞI YARATTI

Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi “Biz süreci tek taraflı yürütemeyiz, bu süreç iki taraflı hale gelmeli” dediği halde hükümet haftalarca demokratikleşme paketi açacağım diyerek iki taraflı bir sürecin var olduğu gerçeğinin üstünü örtmeye çalışmıştır. Haftalardır propagandasını yaptığı paketi yine günlerce hazırlığı yapılan bir propaganda gösterisiyle açıklamıştır.

Açıklanan paket başta Kürtler olmak üzere demokrasi güçlerinde hayal kırıklığı yaratmıştır. Hayal kırıklığı yaratması da kaçınılmazdı. Çünkü yöntemi, yapılışı demokratik olmayan paketin içeriğinin de demokratik olması mümkün değildir. Özellikle Kürt sorunu söz konusu olduğunda yöntemi ve yapılış tarzının içeriği belirlemesi kaçınılmazdır. Alevi örgütlenmeleri paketi kendileri ve genel demokratikleşme açısından değerlendirdikleri için biz bu deklarasyonda bu konuyu değerlendirmedik.

İçeriğinin Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin taleplerini karşılamadığı açıktır. Öyle ki Akil İnsanların hazırladığı raporlar dahi ciddiye alınmamıştır. Sadece başta Kürtler olmak üzere kamuoyunda teşhir olmuş, meşruiyeti kalmamış ve kendileri açısından da kambur hale gelen “andımız” gibi ırkçı ve çağ dışı uygulamaları kaldırarak Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin demokratik çözüm taleplerinin savuşturulmak istendiği görülmektedir.

KÜRT SORUNU OYALAMA PAKETLERLE ÇÖZÜLMEZ

Kürt sorunu, oyalama sağlayan, imaj çalışmasının bir parçası olan seçim propagandası yapılacak paketlerle ve bazı göstermelik adımlarla çözülemez. Yüz yıllık köklü ve ağır bir soruna böyle yaklaşmak ciddiyetsizlik olduğu gibi en hafif deyimle Türkiye halklarına hakarettir. Türkiye halkları ve Kürtler bu sorunun çözümünü beklemektedir. Türkiye halkı ve Kürtler sürece, AKP oyalama yaparak seçime kadar idare etsin diye değil, Türkiye demokratikleşecek ve sorunlar çözülecek beklentisiyle destek vermiştir.

Kürt sorunu, Kürtlerin varlığını yok sayma, Kürtlerin iradesini tanımama ve muhatap almamadan kaynaklanmıştır. Dolayısıyla bu sorun Kürtlerin varlığını resmi olarak kabul etmek, muhatap almak ve iradesini tanımakla çözülür. Bu konularda eski yaklaşım tümden bırakılmadığı takdirde zihniyet değişiminden söz edilemez. Dolayısıyla sorunlar çözülemez. Kürt sorununun ortaya çıkışını ve çözümünü bu çerçevede ele almadan çözüme kavuşturmak mümkün değildir. Kürtleri eşit ve onurlu bir halk olarak muhatap almadan, Kürt halkının iradesini tanıyıp saygı duymadan yapılacak her şey oyalama ve aldatmadan başka bir anlama gelmeyecektir.

Özgürlük Hareketi olarak 9 defa ateşkes ilan ederek demokratik çözüm için zemin sunma sorumluluğunu şimdiye kadar yerine getirmeye çalıştık. Ne var ki bu ateşkesler bir çözüm yaklaşımıyla ele alınmamış, oyalama, zaman kazanma ve tasfiye için fırsat olarak görülüp heba edilmişlerdir.

3 TEMEL TALEP

Kürt sorununun içerik olarak çözülmesinin temel koşulları vardır. Bu temel talepler karşılanmadan ayrıntıda konuşulan ve yapılanlar hiçbir anlam ifade etmez.

Bu temel talepler, parametreler ve koşullar bellidir. Bunlar birbirinden koparılmayacak biçimde bir bütünü ifade ederler.

Birincisi: Kürtlerin varlığının, kimliğinin, Kürt kültürünün anayasal ve yasal güvenceye alınması, Kürt kimliğiyle düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün tanınması.

İkincisi: Kürtlerin bir toplum olarak kabul edilmesinin gereği özyönetiminin, yani demokratik özerkliğinin kabulü.

Üçüncüsü: kültürel soykırımla yok edilmek istenen bir halk olmasından dolayı her düzeyde anadilde eğitiminin kabul edilmesidir.

Bunlar Kürt halkının vazgeçilmez talebidir. Bu üç temel talep karşılanmadan inkar ve asimilasyonun bittiğinden ve kültürel soykırımdan vazgeçildiğinden söz edilemez.

ÇATIŞMASIZLIĞIN NASIL SÜRECEĞİ AKP’NİN TUTUMUNA BAĞLI

Eğer Kürt sorununun çözüm diyalektiği ve gerekleri yerine getirilmez, bugünkü tutumda ısrar edilir ya da bugünkü tutum farklı biçimde sürdürülmek istenirse Hareketimiz bu durumu değerlendirecek, teorik çizgimiz ve paradigmamız doğrultusunda özgür ve demokratik yaşamı kendi iradesi, gücüyle yeni yol ve yöntemlerle gerçekleştirme yoluna gidecektir. Özgür ve demokratik yaşam hakkının tanınmadığı bir ortamda Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamlarını kendi irade ve güçleriyle gerçekleştirmeleri meşru bir haktır. Bu çerçevede çok boyutlu bir yeni mücadele dönemi başlatılacaktır. Çatışmasızlığın nasıl sürüp sürmeyeceği, Hareket olarak hangi yol ve yöntemi tercih edeceğimiz AKP hükümeti ve Türk devletinin önümüzdeki günlerdeki tutumuna bağlı olacaktır.

Türkiye başta olmak üzere tüm bölge ülkelerinin halklarına karşı sorumlu siyasi güçlerini de Önder Apo’nun tüm Ortadoğu’nun özgür ve demokratik yaşamını sağlayacak paradigması ve çözüm yolunu desteklemeye ve bu konuda sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.

Tamamını okumak için İlkehaber

Bir cevap yazın