Düşünce ve İfade Hürriyeti Ayaklar Altında

2013_0907_ozgurluk

Yıllardır, ülkede kamu görevlilerinin, işledikleri suçlar nedeniyle fiili yargı bağışıklığından faydalandığı, kamu görevlilerinin görevleri ile ilgili yahut görevleri nedeniyle sahibi oldukları nüfuzu kullanarak işledikleri suçlar nedeniyle etkin ve adil bir soruşturmaya tabi tutulmadığı, yargılamaların ya davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesi yahut da akıllara zarar gerekçelerle beraat ile sonuçlanması bir klasik haline gelmiştir.

Bu durumun en somut örneklerinden biri, içinde bulunduğumuz haftada, geçtiğimiz aylarda 15 yaşındaki bir kıza 2 yıl boyunca tecavüz ettiği ortaya çıkan, 8 uzman çavuşun yargılandığı davada tek tutuklu sanığın da serbest bırakılması olmuştur. İsnat edilen suçun ağırlığı, olayın vahameti, toplumda uyandırdığı infial göz önüne alınmadan verilen daha önceki tahliye kararlarına ek olarak tek tutuklu sanığın da serbest bırakılması vicdanlardaki yaraları kanatmıştır.

Bir diğer örnek de Muş Altınova’da 1993 yılında aynı aileden 9 kişiyi içinde bulundukları evle beraber yakan bölgede görevli değişik rütbeli askerler ve bir polisten her birinin 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılandıkları davada hiç kimsenin tutuklu olarak yargılanmaması, bu kan donduran suçun faillerinin halen elini kolunu sallayarak aramızda gezmesine iznin yargı tarafından verilmesi olayıdır.

Onyıllardır bölgede resmi kamu görevlileri yani devlet eliyle işlenen zulümler ile bu zulümler için yine devletin tüm erklerinin takındığı tavır akıllara durgunluk verecek gariplik ve acılıktadır. Dün yaşanan bir olay olarak günü Islah Haber Editör ve muhabirlerinden Emin ALTUN, polisin darp ederek vatandaşı gözaltına almak istediği olayı görüntülemek istemesi nedeniyle darp edilerek 7 saat gözaltında tutulmuş ve halkı galeyana getirdiği gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatılmıştır.

Devletin kendisine ve kamu görevlilerine karşı işlenen suçlarda adalet arayışı sırasında gösterdiği özen ve hassasiyetin kamu görevlilerinin işlediği Uğur KAYMAZ, Ceylan ÖNKOL, Baran TURSUN, Şerzan KURT, Cem AYGÜN, Roboski ve daha niceleri ile ilgili suçlara gelince koruma, kollama, savsaklama ve tebrie etme şeklinde ortaya çıkması ve bu halin bir güç sahibi olmanın pervasızlığıyla yapılması bölgede azalan adalete güven duygusunu, bitme noktasına getirmiştir.

Varlığı için vatandaşa muhtaç olan, vatandaşı olmadan kendisi bir anlam ifade etmeyen bir aygıt olarak devlet, kendisine karşı işlenen suçlarda olabildiğince affedici, devlet görevlilerinin vatandaşa karşı işledikleri suçlarda ise olabildiğince caydırıcı bir yargı sistemi ve pratiği ortaya koymalıdır.

DÜŞÜNCE İFADE VE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ HALEN AYAKLAR ALTINDA!

12 Ağustosta kurulan Kürdistan Gençlik Hareketi Derneği’nin kuruluşu sırasında ve sonrasında yaşananlar ülkede düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile ilgili herhangi bir ihlal olmadığını söyleyenlerin yüzlerine tokat gibi inen bir örnek olarak ortaya çıkmaktadır. Dernek tüzüğünü kabul eden resmi makamlar, derneğin ismi değiştirilmediği takdirde dernek yöneticileri hakkında dava açılacağı uyarısı, defter tasdiki ve dilekçe kabulü gibi basit prosedüre tabi işlerde çıkarılan zorluklardan sonra isme bakanlıkça onay verilmemesi bu husustaki hakkın kullanımının ne durumda olduğunu göstermiştir. 

İnkâr ve asimilasyon politikaları ile dolu bir dönemden geçip 30 yıldır kanatan bir savaşı bitirmeye niyetlenmiş bir hükümet döneminde yaşanan bu olay, aslında değişen iktidarlara rağmen değişmeyen bir zihniyetin dışa vurumudur.

Kürdistan ismi kadim bir coğrafyayı, bu coğrafyada yaşayan halkı anlatan bir isimdir. Bu isme tahammül edemeyenlerin burada yaşayan ve aynı adı paylaşan halka da tahammülün olamayacağı bir gerçektir.

Süreç ile beraber Kürtlerin Hak Sorunu’nun çözümü için kanun koyucu tarafından çıkarılan demokratikleşme paketleri derde deva sadra şifa olmazken atılması düşündüğümüz birçok somut adıma dair beklentiler birer birer boşa çıkmaktadır. Bununla beraber yıllardır özlemini çektiğimiz çatışmasızlık halinin sağlanmış olması, devleti, Kürtlerin Hak Sorunu’nun çözümü noktasında iyice pasifleştirmişe benzemektedir. Öte yandan PKK’nin sınır dışına çekilme oranları üzerinden üretilen söylem ve siyaset ise sorunun çözümü yönünde atılması gereken tüm adımların PKK’nin hareketlerine endekslendiği kanısını uyandırmaktadır.

Yüzyıllık bir barış, Kürtlerin Kürt olmalarından ve ilahi hukuktan kaynaklanan her türlü hak ve özgürlüğü kullanabilmeleri yönünde atılması gereken adımların pazarlıksız, “ama”sız ve hiçbir şarta bağlanmadan atılması ile mümkün olabilecektir. Ve hiç şüphesiz bu adımlar içerisinde anadilde eğitim ve anadilinin yaşamın her alanında kullanılabilmesi, eski yerleşim birimlerinin isimlerinin iadesi, faili meçhullerin aydınlatılması, koruculuk sisteminin kaldırılması, adil bir yargılama sistemi ve siyasi partiler yasası ile Kürt ve Kürdistan ismine tahammül gösterilmesi ve iç kabulü ile mümkün olacaktır. (

Abdurrahim AY

MAZLUMDER Diyarbakır Şb. Bşk.

 

Bir cevap yazın