Gezi Parkı eylemlerinin 10 büyük kazanımı…

2013_0603-doga-gezi-parki

Gezi Parkı yıkım girişiminin tetiklediği ve hükumet karşıtı eylemler olarak tüm büyük şehirlere sıçrayan öfke patlamasının (resmi rakamlarla 48 ilde 90 gösteri) 5. gün itibariyle, tüm resmi/sivil engellere ve provokasyonlara rağmen, ülkemiz adına kazanımlarını/başarılarını listelemek istedim.

Listemde yer almayan daha pek çok kazanım ve kayıptan sözedilebileceğini biliyorum ama bence en önemlilerini sıralamaya çalıştım. Bazı kazanım yorumlarımın temenniden öteye geçmeyecek şekilde algılanacağını biliyorum ve bunda da bir beis görmüyorum.

Eylemler devam ederse bu kazanımların artabileceğine inananlara tüm saygımla, kaybedilebileceğini de biliyorum.

Parkı korumakla başladı, polis şiddetiyle tırmandı ve hükumetin inadıyla yayıldı. Park korumamız altında artık ve polis geri çekiliyor.

Hatırlatmakta yarar görüyorum: Nerede duracağını bilmeyen zıddına hizmet eder.

Listemde önem sırası gözetmedim, okuyanlar kendi sıralamalarını yaparlar.

Eylemlerin kazanımları:

1) Ağaçların sökülmesi ve yıkım engellendi, hatta ilaveten mahkeme kararıyla durduruldu. Başvekil, dilini dolaştırsa da temel olarak Kışla ve AVM’den çark etmiş olarak öne çıktı. (‘Eylem yapanların derdi ağaçlar değil, bunlar Cami’ye de karşı’ algısı oluşturmak olarak okunan ‘Cami Yapacağız’ manevrası da aslında taraftarlarınca bile hoş karşılanmayan başarısız bir manipülasyon örneği olarak kalmıştır. )

İktidar rüzgar ektiğini ve fırtına biçtiğini, rüzgar ekmeye devam ederse biriktirdiği gerilimlerin bir bir yüzüne patlayacağını, izlediği politika ve yöntemlerin toplumun tahammül boyutlarını zorladığını, doyum noktasına erdiğini gördü.

Demokratikleşme vaatlerinin siyasal rantının tükendiği, somut adımlar atmada gecikmenin o adımları atma takatini de aslında tüketmeye başladığı görüldü.

İktidara artık sadece gökdelen dikerken, ağaç keserken, rant alanları açarken değil, kamuya dönük tüm yeni girişimlerinde daha demokratik ve şeffaf olmak zorunda olduğu dersi verilmiştir. Tevazunun ve ‘miş gibi değil, becerikli hainler değil, gerçekten ehil insanlarla iş tutmanın anlam ve önemi güçlü bir sesle hatırlatılmıştır. (Bir sonraki dersi sandığa bırakmak isteyen ‘Ceronimo Anne’lere selam ve sevgilerimi sunuyorum.)

2) Hükümet’e dönük en temel eleştiriler tüm ülke tarafından net bir şekilde görüldü, duyuldu, ispat ve tescil edildi. Bu tescili sosyal hafızadan kazımak mümkün olmayacaktır.

Detaylandırırsak:

Hükumetin kibirli, inatçı, dayatmacı olduğu ve kuşatıcı değil ötekileştirici olduğu;

Bir halkla ilişkiler şirketi gibi çalışan iktidar partisinin kriz anlarını yönetmekte yetersiz olduğu ve bu haliyle bir milli güvenlik sorunu olarak kodlanmaya elverişli olduğu, (tutarsızlıklar, polisi kontrol edemiyormuş görüntüsü, eylemcilere ayrımsız çapulcu muamelesi, sivil çatışma tehditleri v.s. Biri Başvekil’e bazı konularda kendisinden daha zeki insanlar olabileceğini ve onları memurlaştırmadan istihdam etmenin ve işbirliğinin de başarılı bir yönetim biçimi olabileceğini hatırlatmalı.)

Hükumetin muhalefete tahammülsüzlüğünün ifade özgürlüğü hakkını kullanan barışçıl eylemlere ve sivil halka karşı şiddet uygulamaya varabileceği, (Evet, polisin yaptığı herşey hükumete yazılır)

Demokrasi, herkese adalet ve vesayetçi rejime karşı sessiz yığınlar adına gelen hükumetin yozlaştığı; suistimal, yalan ve manipülasyonu standart pratiği haline getirdiği, pervasız bir rant oligarşisi kurduğu, hatta Reform, demokratik dönüşüm ve barış sorumluluğunun çoğunluğun sesi olduğu gururuyla körleştirildiği ve kendisine verilen sesin neden verildiğini unutmuşa benzediği, yani zıddına dönüşme yoluna girdiği. (Haddini aşan zıddına dönüşür gerçeği).

Mehmet Efe’nin yazısının devamı için tıklayınız

Bir cevap yazın