Kapitalist Talana Karşı Tabiatı, Hayatı Ve Insanı Savunuyoruz

2013_0530_doga-cevre

Taksim Gezi Parkı’nın doğallığının yok edilerek betonlaştırılmak istenmesine karşı gösterilen tepkiler, hükümetin verdiği sert karşılık neticesinde büyümüş, ciddi bir öfke patlamasına dönüşmüştür.

Yaşanan gerilimin birçok boyutu bulunmakla birlikte, iç içe geçmiş bu süreçleri doğru tahlil etmek gerektiğini düşünüyoruz.

Sürecin başlangıcında merkezi bir yer teşkil eden Gezi Parkı, kentleri ve tabiatı yağmalayan kapitalist hırslara verilmek istenen son kurban olarak sembolik bir değere sahiptir. Ağaçların sökülmesine ve dozerlerin girmesine karşı ilk günlerde sergilenen direniş gerçekten son derece anlamlıdır, önemlidir.

Kapitalist yağma politikalarını tam karşısında durmayı ilke kabul etmiş sendikamız, bu noktada hayatı, insanı, şehri ve tabiatı savunan girişimleri desteklemektedir. Gezi Parkı’ndaki göstericilere, güvenlik güçleri tarafından sabahın erken saatlerinde yapılan baskınları, çadırları yakarak oradaki insanları ve doğayı ateşe atan şiddeti ise açık şekilde kınamaktadır. 

Söz konusu şiddetli müdahale sonucu kitleselleşmeye başlayan ve 70’e yakın şehre yayılan gösterilere, polisin her defasında yoğun ve sürekli olarak gaz bombalarıyla, insanları doğrudan hedef alan gaz tüfekleriyle, tazyikli sularla ve panzerlerle son derece sert müdahaleler gerçekleştirmesi, öfkenin yükselmesine yol açmaktadır. Yüzlerce kişi yaralanmış, maalesef can kayıpları da yaşanmıştır.

Gösterilere ve göstericilere yönelen bu yoğun şiddet ve baskı, yaşanan toplumsal kutuplaşmayı bir kez daha tetiklemiştir. Hükümet yetkililerin yaptığı tahrik edici açıklamalar ve halkın kendiliğinden gelişen tepkisini kendi lehine çevirmek isteyen bazı muhalefet partilerinin pratikleriyle birleşince, süreç farklı çevrelerin, farklı gerekçelerle siyasi iradeye karşı biriken öfkesinin dışavurumuna dönüşmüştür.

Süreci yakından takip eden sendikamız, gelişmelerin bu hale gelmesinde en büyük sebebinin son derece sert, ölçüsüz ve kontrolsüz müdahale olduğu görüşündedir. Diğer taraftan halka ait alanların ve araçların tahrip edilmesi, bazı göstericilerin başörtülü kadınlara dönük menfi davranışları ve ayrımcı sloganlar gibi olumsuzluklar ile sürecin başında oluşan ortaklaşma ve dayanışma zemininin tahrip edilmesinden de rahatsızlık duymaktadır. Böylesi bir zeminde, Hükümet’in ateşe barutla giden bir gerilim stratejisi uygulaması da tasvip edilemez.

Eğitim İlke-Sen olarak toplumu “yüzde elli yüzde elli” gibi bölüp kutuplaştıran siyasi bir yaklaşımın, gösterilerin giderek kimliksel bir çatışmaya dönüştürdüğüne dikkat çekmek istiyoruz. Kendisinden olmayana yönelik her türlü muameleyi reva gören, “ben yaptım olducu” bir egemenlik anlayışı, hiçbir şekilde topluma hizmet etmemektedir.

Hükümet öncelikli olarak kutuplaştırıcı ve tahrik edici söyleminden, eyleminden vazgeçmeli, güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddete son vermelidir. İnsanların gösteri hakkına riayet etmelidir. Müdahaleler sırasında yaralananlardan özür dilemeli, zararlarını tazmin etmelidir. Aksi takdirde yaptığından geri durmayın yöneticilerin, halka “itidal çağrısı” yapmasının bir anlamı olamaz.

Eğitim İlke-Sen olarak, gerek şiddet gerekse medya manipülasyon ile tartışmanın özünün unutturulmak istenmesine de kesinlikle göz yummayacağız.

Unutulmaması gerekir ki, bu sürecin merkezinde, devletin kamusallığını yok ederek onu kapitalist sermayenin güvenlik aygıtına dönüştüren neoliberal politikalar bulunmaktadır. Anadolu’yu baştan başa teslim alan HES inşaatlarından, kentsel dönüşüm çalışmalarına, şehirlerin içinde yaşanan mekansal ayrışmalardan nükleer santrallere varana kadar yeryüzünü ifsat eden neoliberalizmin, İstanbul’u da bir rant kaynağı, deposu ve malzemesi olarak görmesi vardır.

Ağacın, parkın olmadığı; her köşe başını AVM ve rezidansların doldurduğu bir şehir yaşanılır olamaz. İnsanı değil de rantı önceleyen bir siyaset insani ve İslami olamaz.

Şehirleri fethedilip yağmalanacak bir zenginlik olarak gören kapitalist anlayışa karşı kim olursa olsun karşı duracağımızı bu vesile ile bir kez daha beyan ediyoruz.

AKP neoliberal politikalar üzerine kurulu bir parti. İnsani, toplumsal, doğal olan her şeyi ticarileştiriyor. Çılgın projelerle hem tabiatı yağmalıyor hem ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini yerel ve küresel sermayenin talanına açıyor. Bizim itirazımızın temelinde bu kapitalist talan düzeni yer alıyor.

Nitekim Topçu Kışlası’nın yapılacağı da, Gezi Parkı’nın yeşilliğinin yok edileceği de aylardır bilinen bir gerçek. Karşı çıkışın merkezinde işe bu gerçeğin yer alması, toplumsal muhalefetin bu alanda doğru ve kuşatıcı bir şekilde yükselmesi ve kimlik savaşına dönüşecek hatalara düşülmemesi herkesin yararına olacaktır.

Böyle bir vasatta, İslami kamuoyunun yağmacı politikalara ses etmemesini de doğru bulmuyoruz. Hükümet’in gerilim politikalarına karşı her defasında “karşı kutup” bahanesinin ileri sürülerek mesafe alınmasının, yalnızca mevcut düzenin işine geldiğine dikkat çekmek istiyoruz.

Toplumu “biz ve onlar” şeklinde algılamanın ve herkesi ilgilendirecek konularda dahi sağcı-devletçi bir çizgiye gelen bir tutum takınmanın geleceğimiz açısından telafisi zorlaşan bir hata olduğunu düşünüyoruz. Son süreçte bir kez daha gözlemlediğimiz bu durumu hüzünle takip ettiğimizi belirtmek istiyoruz.

Eğitim İlke-Sen olarak parkı ve ağacı savunan insanlara yapılan müdahaleyi kınıyoruz.

Gezi Parkı, İstanbul halkına aittir.

İstanbul halkının AVM’lere değil, ayaklarını toprağa basabilecekleri alanlara ihtiyacı vardır.

Yetkililer bu gerçeği göremedikçe Gezi Parkı’nda başlayan direniş devam edecektir.

EĞİTİM İLKE-SEN

İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir