İki Yılın Ardından Suriye’de Gelinen Aşama

Suriye meselesi tüm yakıcılığıyla ümmetin gündemini meşgul etmeyi sürdürüyor. Komşu topraklarda iki yıldır kıyasıya bir savaş yaşanıyor. Hepimizi etkileyen, dipsiz tartışmalara ve kamplaşmalara götüren bir savaş bu. Sürecin başında ne olup ne bittiğini anlamak ve bu savaşta tavır belirlemek belki daha da zordu. Fakat bu iki yıllık süreç elimize eskisinden daha belirgin bir fotoğraf vermiş halde. Artık mesele daha açık, daha anlaşılır.

Suriye’de 43 yıldır bir Baas rejimi hüküm sürüyor. Bu rejim demokratik bir oylamayla işbaşına gelmedi, iktidara gelişi geçerli bir sebebe dayanmıyor. Üstüne üstlük iktidara gelmesinden sonra da ülkeyi tam bir baskı ve istibdatla yönetti. Muhalifleri, hatta muhalif olma ihtimali olanları bile ciddi işkencelerden geçirdi. Muhaberatı inşa ederek milyonlarca kanaldan istihbarat topladı ve bir korku imparatorluğu yarattı. Yer yer gözünü kırpmadan geniş çaplı katliamlara girişti. Hem de bunu uygulayıcı olan rejimin ortaya çıkarttığı yeni seçkinlerin neredeyse tamamı halkın geneli nezdinde asla benimsenebilecek tipler de değillerdi. Bir kere halkın kahir ekseriyatından farklı olan, hatta kadim kitaplarda müslüman olarak bile görülmeyen bir mezhebe dahildiler. Üstüne üstlük dibine kadar da sekülerdiler. Ve son olarak 43 yıllık iktidarın ardından bu rejimin aslında bütün kurumlarıyla beraber yozlaştığından da bahsetmek gerek. Hatırlayın ayaklanma öncesini: Suriye’de rüşvetle her ama her şeyin yapılabileceği buralardaki sağır sultanın bile sohbetine mezeydi. Adam kayırma, iltimas, keyfilik, hile almış başını yürümüştü. Yani rejimin çalışan, işleyen, işe yarayan, ‘yüz akı’ olan herhangi bir kurumu da kalmamıştı. Kısaca, rejim, baştan ayağa necisti.

Buraya kadar sanırım -biraz karikatürize etmem mazur görülürse- Suriye’deki savaşla ilgili tavır alan herkesin kabul edeceği şeylerden bahsettim.

Peki, hikayenin devamına gelelim: Bu zalim, müstebit, ahlaksız, necis ve yoz rejim Arap Ayaklanmaları sürecinden de elbette etkilendi. Dera’da çocukların duvarlara ‘şaab yurid ıskatu-n nizam’ yazmasından, tevkif edilmelerinden, işkenceye maruz bırakılmalarından, ailelerine hakaret edilmesinden ve ilk kitlesel gösterilerin ortaya koyulmasından beri aşağı yukarı 23 ay 20 gün geçti. 2011’in Haziran’ında da Cisr-ül Şüğur’da 120 polisin öldürülmesiyle silahlı ayaklanmayı tarihleyebiliriz. Netice itibariyle böyle bir rejime karşı 23 ay 20 gündür bir ‘halk ayaklanması’ var, ve bu ayaklanma aşağı yukarı 20 aydır da bir silahlı mücadele haline dönüşmüş durumda. Üstelik bu ‘ayaklanmanın’ dış desteği de bol hani. Suriye’nin Dostları toplantılarının şaşaası bugüne kadar kaç ‘İslamcı’ ya da isyancı harekete nasip olmuştur? ABD, AB’nin ciddi kimi ülkeleri, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan bu ayaklanmaya (evet, her ne kadar ısrarla yeterli miktarda karadan havaya güdümlü füzeler gibi çok üstün teknoloji silahları ‘bolca’ dağıtmamış olsalar da) çok ciddi bir destek veriyor. Akıtılan para milyon dolarlarla hesap edilemiyor. Türkiye o uzunluğundan bahsetmeden duramadığı Suriye sınırını muhaliflerin hizmetine tahsis etmiş vaziyette. Sığınılabilecek güvenli bir bölge, hastahaneler, istihbarî bilgi, eğitim, sahada ‘NATO’ dedikleri G3 silahlar, anti tank füzeleri, el bombaları cabası… Ayrıca rejime karşı uluslararası hukuk yaptırımları tatbik ediliyor. Manevi/moral yalnızlaştırma üstüne ek…

Yani elimizde gayrimeşru bir şekilde iktidara gelmiş, halka karşı baskı ve istibdat politikaları yürüterek iktidarının devamlılığını sağlamış, halkın asla kabullenmeyeceği ve sevmeyeceği tipler tarafından yürütülegelmiş, bütün kurumları ve kavramlarıyla dibine kadar yozlaşmış bir rejim var. Bu rejime karşı uluslararası emperyalizm (uluslararası toplum?) tarafından verilmiş ucu bucağı açık olmayan fakat çok ciddi de bir destek var. Fakat bu rejim bir türlü devrilmedi… 23 aydır bu rejim devrilmedi! Halbuki bir rejimin çözülmesi için çok bir şey lazım değil. Halkın hatta Suriye örneğinde sadece Sünnilerin rejime sırtını dönmesi yeterlidir. Mesele korkuysa korku duvarı da çoktan aşılmadı mı?

Öyleyse açık konuşmak gerek. Demek ki muhalifler halkın tamamının desteğine mazhar değil. Demek ki karşımızdaki şey bir halk ayaklanması da değil. Kafir ve müstebit bir rejime karşı onurlu müslüman halkın ayaklanması hiç değil. Aksine rejimin de ciddi bir halk desteği mevcut. Muhtemelen eylemlerin başlamasından öncesinden de kat be kat daha kuvvetli bir destek bu. Bugün Beşar Esad uluslararası gözlemcilerin bulunduğu bir seçime hazır olduğunu ilan ediyor ve bu seçimi muhalifler kabul etmiyor. Yoksa bunu nasıl yorumlayabilirdik?

İşte bu noktada kesinlikle haklı taleplerle başlayan gösterilerin nasıl halk desteğinden mahrum bırakıldığını, nasıl daha kundaktayken boğulduğunu, nasıl böyle askeri bir sarmala dönüştürüldüğünü sorgulamamız gerekiyor. Muhaliflerin derhal ve hızla askerleştirilerek silahlı mücadeleye yönlendirilmesi ve para, silah, lojistik, istihbarat, eğitim gibi unsurlar üzerinden Batı’ya (ki bu Batı’ya Türkiye de dahil) endekslenmesini sorgulamalı. Bu muhalif grupların ısrarla ve inatla (hatta Amerika’nın ve geri kalan emperyalistlerin arzularının aksine, emperyalizmin acar temsilcisi Türkiye’nin zorlamasıyla) Annan Planı ve Cenevre Sözleşmesi gibi imkanların harcanarak rejimle masaya nasıl oturtulmadığını da düşünmek gerek. Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Muaz Hatip’in meseleyi tarif ederken “Bazıları koltuklarına kurulmuş ‘Saldırın! Müzakere etmeyin!’ diyor” demesi önemli(1). Muhaliflerin dış müdahale için onursuz bir şekilde yalvarmaya teşvik edilmesi ve bugüne kadar tasvip edip omuz omuza savaştıkları cihadî selefileri tasfiyeye zorlanmaları mühim…

İki yıllık manzara, Suriye halkının haklı taleplerinden sanal bir ‘Suriye Halk Devrimi’nin çıkarıldığını ispatlar mahiyette. Bu devrimin gerçek olanı belki neşet ederdi, fakat sözde Suriye’nin Dostları tarafından henüz kundaktayken boğazlandı. Sanal olanıysa hormonlu gıdalarla büyütüldü ve iç savaş ismini aldı. Muhalifler kendilerine erkenden destek verip silahlı mücadeleye yönlendiren aktörlere göbekten bağlandılar. Şimdi bir konferansa katılmayı bile reddedemiyorlar (2). Sert bir ahlaki söylem bütün bunları gizlemek için en ucuz propaganda aracı olarak tepe tepe kullanıldı. Hala görebilirsiniz: ‘Esad Halep’te halkı katletmeye devam ediyor!’

Suriye’deki olaylar 2 yılı doldururken bu sorgulanması gereken şeylerin müsebbibi kuvvetler ise manevralarını almış gözüküyorlar. Elbette Ortadoğu’da ve hele Suriye Meselesi’nde her işareti sonuca yormamak elzem. Her an her şey farklılaşabilir. Ama genel görüntü kampanyanın bittiği ve yönetimle diyalog kurularak barışçıl yöntemlerle bu kargaşanın sona erdirilmesine karar verildiği yönünde. Çünkü hem rejimin direnişi kırılamadı hem de selefilerin kendisini sahaya oturtması istenmiyor. Gerek Amerikan Dışişleri’nin başına John Kerry’nin getirilmesi ve onun yaptığı barışçıl süreci ima eden açıklamalar (3), gerek de Ulusal Koalisyon başkanı Muaz Hatip’in rejimle diyalog kurmaya yönelik beyanatları(4) bu manevraya işaret ediyor.

ABD’nin daha önce hiç yapmadığını yapıp silahlı kuvvetlere açıktan techizat desteğinde bulunacak olması (5) ve sınırlardan silah yardımı yapıldığına dair basına düşen haberler(6) oyunun son raundundaki fotoğrafı çekilecek sahneyi kendi lehine çevirmek için gibi gözüküyor. Çok ciddi rakamlar etrafta dönüyor(7) . ABD muhtemelen bu silahlarla sahadaki dengeyi sarsıp değiştirerek masadaki pazarlık gücünü arttırmak istiyor. Tabi bu da savaşın tekrar yükseltilmesi anlamına gelebilir.

Elbette bunun için öncelikle şimdiye dek rejimi yıpratıyor diye ses çıkarılmayan cihadî selefilerin de tasfiye edilmesi gerekiyor. Manevranın gereği olarak dün methiyeler düzülen ve romantize edilenler bugün kıpkızıl şeytanlarmış gibi tarif edilecek. Dün açıktan destek verilmese de ilişilmeyenlere bugün en ağır tedbirler uygulanacak. Filmin ilk kısmı gözüktü bile. ‘İslamcı’ medyanın hükümete yakın taraflarında tam da günümüzde açılan tartışmalar(8) ve Usame bin Ladin’in damadı diye bilinen Ebu Gays’ın Türkiye’de yakalanıp CIA’e teslim edilmesi(9) bu ilk kısmın bir parçası. Filmin devamı da epey uzun duruyor. Epey uzun ve kanlı.

Eh.. Uluslararası emperyalizmin savaşı aceleyle bitirmek için de çok bir sebebi yok. İşi ağırdan alabilir ya da bir müddet daha bekleyebilirler. Savaş devam ettikçe Suriye’nin evlatları birbirini öldürüyor. Ülkenin altyapısı tarumar ediliyor, fabrikaların techizatları sökülüp ülkenin dışına kaçırılıyor(10). Ve en önemlisi İslam Dünyası’nın en büyük yarası daha da kaşınarak mezhepçilik bütün coğrafyaya tekrar pompalanıyor… Acele etmelerine gerek yok; Batılılar şöyle rahatça, titizlikle ve yavaş yavaş gereken pozisyon değişikliğini yapabilirler. Çünkü olan bize oluyor.

Daha doğru bir değerlendirme yapabilmek için meseleyi geri çekilerek incelemek her zaman iyidir. Uzaktan bakmak ‘bütün’ü görmeyi kolaylaştırır. İki yıllık süreç boyunca yaşananlar tezlerin doğrulanıp doğrulanmadığını da kendiliğinden gösteriyor, kampanyayı deşifre ediyor. İki yılın sonunda varılan nokta ve alınan manevra da ibretlik… Türkiye’nin öncülüğünü yaptığı ‘Suriye Devrimi’ söyleminin sahadaki karşılığı ve haklılığı böylece ortaya çıkmış gözüküyor. O katı ahlakçı söylemin aslında kendisinin ahlaka dayanmadığı artık çok daha net. Batı’yla ‘işbirliği ve koordinasyon’ halinde bölgede Türkiye’nin öncülüğünde yürütülen kampanya önce Suriye’yi sonra da bütün Ortadoğu’yu ifsad etti. Ceremesini sadece biz değil torunlarımız bile çekecek gibi…

EMRE BERBER / Platform Haber

Atıflar

(1) http://ydh.com.tr/HD11423_muaz-el-hatib–kisisel-gorusumu-soyledim.html

(2) http://www.ydh.com.tr/HD11534_abd-nin-mali-destegi-kesme-tehdidi-koalisyon-a-geri-adim-attirdi.html

(3) http://www.aksam.com.tr/dunya/suriye-icin-siyasi-cozum-dedi/haber-169575

(4) http://t24.com.tr/haber/suriye-muhalefetinin-lideri-el-hatip-rejimle-masaya-oturabiliriz/225108

(5) http://www.hurriyet.com.tr/planet/22702576.asp

(6) http://haber.sol.org.tr/dunyadan/ankaradan-suriyeli-muhaliflere-anti-tank-fuzeleri-haberi-69034

(7) http://ydh.com.tr/HD11583_hirvat-silahlari-turk-ucaklariyla-muhaliflere-ulastirildi.html

(8) ‘El Kaide meselesine tam olarak nasıl bakmalıyız’, Sancaktar Dergisi (bkz. http://www.timeturk.com/tr/2013/03/07/sancaktar-dergisi-el-kaide-ummet-i-muhammed-in-sirtinda-kamburdur.html)

(9) http://hurseda.net/Haber/72436-El-Kaide-Sozcusu-Ebu-Gays-CIAya-Teslim-Edildi.html

(10) http://www.posta.com.tr/dunya/HaberDetay/Suriye–Turkiye-ye-dava-acti.htm?ArticleID=165392

 

8 comments

  • Bazı tezlerinizin kaynağını merak ediyorum.

    1.Suriye muhalefetine aktarılan milyon dolardan da fazla para

    2.Baasın sahip olduğu ciddi halk desteği (hala devrilmemiş olması yeterli delil mi?)

  • http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/08/120810_syria_britain_aid.shtml – buradaki haberde ingiltere’nin muhaliflere önce 2.1 milyon, sonra da 8 milyon dolar tahsis ettiğinden bahsediliyor. ayrıca toplamda 42 milyon dolarlık gıda yardımında bulunduğu iddia ediliyor.

    http://www.ydh.com.tr/HD10954_suriye-muhalefetine-abd-yamasi.html – buradaki linkte şarkul avsat’a konuşan muhaliflerden suk üyesi semir neşşar doha’daki toplantı için gereken 1 milyon doların ‘temin edildiğinden’ bahsediyor.

    şurada yine ingiltere’nin iki milyon sterlin sözü var: http://www.sondakika.com/haber/haber-suriye-muhalefetine-2-milyon-sterlin-4237989/

    http://www.abhaber.com/manset-haber/manset-haber/ab-suriye-deki-krize-100-milyon-euro-insani-yardimda-bulundu-047784 şurada ab’nin 100 milyon dolarlık insanî yardımından bahsediliyor.

    abd muhalifleri şantajla getirdiği roma toplantısının ardından 60 milyon dolar sözü vermişti: http://www.cihan.com.tr/news/ABD-den-Suriye-muhalefetine-60-milyon-dolar-yardim-CHOTU2MTE1LzQ=

    katar’ın hırvatistan’dan suriye muhalefeti için 3000 ton silah aldığı iddia edilmişti bir hırvat gazetesi tarafından: http://ydh.com.tr/HD11583_hirvat-silahlari-turk-ucaklariyla-muhaliflere-ulastirildi.html

    velhasıl kaynaklar çoğaltılabilir. süreç boyunca buna benzer haberler medyaya çok düştü. üstelik süreci takip ederken bunu doğrulayan ayrıntıları da sürekli gözlemliyoruz. daha 1 nisan’daki türkiye’deki dostlar toplantısının ardından silahlı muhaliflerin maaşa bağlanması kararlaştırılmıştı. böylece muhalifler ‘aşırıcılardan’ temizlenecek ve hiyerarşik bir örgütlenmeye götürülebilecekti. nitekim son gelen haberlerden de selim idris komutasındaki muhaliflere belirli bir maaşın bağlandığı anlaşılıyor. sahanın sürekli silahla beslendiği de ortada. hülasa, milyon dolar meselesini buraya dayandırıyorum.

    baas’ın değil, rejimin de değil, esad’ın ve esad’ın rejimi değiştirebilme ihtimalinin sahip olduğu ciddi halk desteğini ise, evet, dediğiniz gibi en başta hala devrilememiş olmasından çıkartıyorum. çünkü, yazıda da bahsettiğim gibi, eğer halkın ciddi bir kısmı etrafından çekilseydi rejim zaten kendiliğinden çözülürdü. çünkü her ne olursa olsun rejimler halka yaslanırlar. halk desteği kalmadığında, insanlar rejimin sistemine katılmadığında, hayatı yaşanmaz ve sistemi sürdürülemez hale getirdiğinde rejim çözülür. takdir edersiniz ki devrimler de böyle gerçekleşir.

    esad’ın etrafındaki sistemin böyle bir çözülmeye maruz kalmaması esad’ın da hatırı sayılır bir halk desteği olduğunu gösterir nitelikteki ilk ciddi işaret. devamında esad’ın ve esad’ı destekleyen kuvvetlerin ciddi ciddi suriye’de serbest seçimleri arzu ediyor olmaları dikkate alınmalı. bu da oldukça mühim. bunun yanında ülkenin demografik yapısı ve son olarak da sünnilerin mühim bir kısmının hala daha hem rejime hem de sistemin kurumlarına aktif katılımlarının gözlemlenmesi de bir o kadar önemli.

    ben esad’ın şahsında silik bir kişiden ’emperyalizmin karşısında dimdik durarak ülkesini koruyan bir kahraman’ çıkarıldığını düşünüyorum. üstelik bunu yapan suriye devlet aklı değil. suriye’nin dostları…

    vesselam.

  • Yazık!

    Bir an olsun gözünü kapat ve ailenden birine tecavüz edildiğini düşün ya da bir uzvunun koptuğunu veya kardeşinin kafasını şarapnelle parçalanmış.
    Onlar da senin kardeşin değil mi?

    Sonra hala bu analizlerimde devam diyorsan ALLAH seni affetsin

    Sonradan çok utanacaksın bu yazıları yazdığın için

  • Emre bey, solun ağzından düşürmediği emperyalizm kavramı ile olayı bir güzel analiz etmiş. ABD emperyalist olurken Rusya’yı emperyalist olmaktan alıkoyan nedir? İkisi arasında fark görmek izanla vicdanla bağdaşır mı? Emperyalist ABD ile ilişkili olmak bu kadar kerih bir şey ise her konuda Rusya’nın sınırsız desteğine sahip olmak nasıl bir şeydir? Muhalifler batıdan/ABD’den yardım alıyorlar iddiası ile onlar mahkum edilirken Baas’ın 1963 ten beri Rusya ve İran desteğini almasını hiç görememiş Emre bey? Muhaliflere yardım etmek iç savaş/mezhep savaşı oluyormuş. Baas’a yardım etmek neden iç savaş/mezhep savaşı olmuyor? İran’ın yapıp ettikleri neden mezhepçilik sınırını aşıyor? Hangi tutuk akıl buna inanır? Sonra emperyalizmin acar temsilcisi Türkiye ne demek? Utanç verici bir nitelendirmedir? Türkiye Suriye’nin mazlum halkına sırtını dönseydi, onlara yardım etmeseydi, emperyalizme acarlık etmemiş olacaktı öyle mi? Emperyalizme acarlık etmemek için sadece Esad’ın/Baas’ın suç ortaklığı mı kalmıştır? Bu ifadeleri okuyan herkes bilir ki, bu bir Fars jargonudur, iftiradır uydurmadır. Esad’ı sonuna kadar destekleyen Çin/Rusya hangi ilahi amaçlar için bunu yapıyor olabilir? Bu ne akıl ve izan dışı bir görüştür? Türkiye kendi özgür iradesiyle mazlumlardan yana olmuştur. Mazlumdan yana olmak Müslümanlar için bir şereftir. Zalimlerden katillerden yana olmak onların suç ortağı olmaksa utanılacak bir ahlaksızlıktır. öyle düşünelim ki Esad’ın katlettiği çoğunluk Şii olsaydı Emre beyin referans aldığı Fars jargonu ne derdi? İran’ın en yakın müttefiki isterseniz gönüllü fedaileri deyiniz, Irak muhalifleri ABD ile en çirkin işbirlikçilik yapmadılar mı? O zaman İran’dan esen yellerde, Saddam’la barışçı görüşmelerle işi sulh ile halledin diye bir görüş var mıydı? Şimdi ise sırf Esad’ı kurtarmak için barışçı görüşmeler telkin ediliyor. Buna itiraz edenler ise emperyalizmin işbirlikçisi olmak gibi bir yalanla iftirayla mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Emre bey yazdıklarınızı kesip saklayınız. İlerde utanmanız için, hangi etkiyle nasıl bir telkinle nasıl kirli şaibeli ilişkilerinizle bu yalanları tekrarladığınızın belgesi olsun.

  • selami bey, muhaliflerin abd’den yardım ve destek almasını eleştirmedim. muhaliflerin erkenden askerleştirilerek para, silah, lojistik, istihbarat, eğitim gibi unsurlar üzerinden abd’ye endekslenmesine/bağlanmasına eleştiri yönelttim. kendi kararlarınızı alabilecek kadar bağımsızsanız yeri geldiğinde iblisin dahi yardım teklifini değerlendirirsiniz. ama daha iki gün önce muaz hatip kendisi demedi mi ‘devrim ehlileştirilmeye çalışılıyor, kırmızı çizgiler çiğneniyor’ diye…

    söylediklerim ne fars jargonu ne emperyalizm kavramı sosyalistlere mahsus. üstelik barışçıl görüşmeler mevcut aşamada akan kanın durması ve sorunun çözümü için tek gerçekçi yöntem. allah günleri aramızda döndürüp durmakta. bütün söylenenler saklanıyor…

  • şu rus ve çin emperyalizminden bahseden arkadaşlar bunun hesabını neden akp muhaliflerine soruyorlar, anlamak çok güç gerçekten.
    hükümetin abd – nato müttefiki olmasını meşrulaştırmak için kendilerince rus- çin emperyalizminden bahsediyorlar.
    ancak akp hükümetinin bu rus ve çin emperyalizmiylede bir sorunu yok ki!
    daha bir kaç ay önce rus devlet başkanına “bizi de aranıza alın ” diyen erdoğan değilmiydi?

  • Üçüncü Bir Yol Mümkün!

    Arkadaşın hipotezini delillendirdiği kaynaklar manidardır ki temel olarak eleştirdiği emperyalist bloğun dezenformasyon ekibi ya da iran (bilerek islam demiyorum zira son yaşananlar mezhep çıkarlı bir ulus devlet olduğunu en bariz şekilde göstermiştir) devletinin kalemşörleri.
    Bu anektodum yazının en temel mantık hatası.
    Akla hemen “ne yani onların anlattığı her şey yalan mı?” sorusu gelebilir.
    Tabiki değil.
    Olay o kadar berrak ve homojen değil. Bunu da Muaz al Hatip’in istifa açıklamasından anlayabiliriz zaten.
    Fark ise burada referans olarak halk hareketinin içinden ve müslüman bir şahsiyettin alınması(pragmatik bir şekilde değil ama).

    İkinci olarak Suriye’ de yaşananların AKP düşmanlığı üzerinden komplocu bir yaklaşıma girilmesi.
    Bu noktada müslümanlar iki kutup arasında zorlanmaktadır.Bir kutupta AKP’ ye olan desteği koşulsuz biat ile kontrollü destek arasında gidip gelen islamcı blok diğer tarafta tüm olaylarda indikatör olarak AKP nin politikalarının yanında ya da karşısında bulunmayı şart koşan blok.
    Ben de diyorum ki bir üçüncü yol mümkün.
    ALLAH bizden adalet için şahitlik eden vasat bir topluluk olmamızı istiyor.
    Bu meyanda Suriye de yaşananlara müslümanca bakmalıyız.
    “ama” lı cümlelerden kaçınmalıyız. Suriye de şu anda şavaşanların büyük bir kısmı 1976′ dan 80′ lere kadar süren bir kıyamda şehit düşenlerin çocuğu, yakını.
    Bu yüzden olaya “focus of” yaptığımızda bir tağuta karşı yeniden kıyam eden bir topluluk görüyoruz. Burada bir müslüman olarak takınmamız gereken tavır bellidir. Ayrıca vicdandan müstağni bir islam olamaz.
    Fakat bu destek pasif bir şekilde tüm olanlara “eyvallah” “çok iyi yaptı” “biz onlara akıl veremeyiz” şeklinde olmamalıdır. 80′ lerde yaşan büyük travmanın ardından islami harekete bir kısım zaaflar eklenlenmiş olabilir. Ayrıca mevcut değişimi kendi tarafına olumlu olarak değiştirmek isteyen kişiler, gruplar, devletler var. Burada da desteğimizin farklı bir boyutu olarak onlarla fikri paylaşımda bulunmalı onlara stratejik tavsiyelerde bulunmalı, mevcut değişimleri islamın lehine çevirmeye çalışmalıyız.

    Üçüncü bir yolda buluşmak üzere

Bir Cevap Yazın