Eğitimde hak ihlalleri sürüyor

Eğitim İlke-Sen Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada eğitim sistemindeki öğrencilerin ve kamu çalışanlarının birçok temel hakkının ihlal edildiğini gündeme getirdi

BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ

Dünyadaki insan hakları ihlallerine ya sebep olan ya da seyirci kalan Birleşmiş Milletler adlı örgüt tarafından ilan edilen “Dünya İnsan Hakları Günü” vesilesi ile Eğitim İlke-Sen olarak konuyla ilgili görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.

Bugün ülkemizde, bölgemizde ve tüm dünyada mevcut egemenlik sistemlerinin insan ve toplumların aleyhine sürdüğünü görüyoruz. Savaşların, işgallerin, işkencelerin, zorunlu göçlerin, açlığın, yoksulluğun, sefaletin, emek sömürüsünün her yerde sürdüğü bir dünyada, insanlığın geleceği için kaygılanmamak mümkün değil.

İnsan hakları ihlallerini sadece siyasi rejimlerin vatandaşlarına dönük suçlarıyla anılmaması gerektiği kanaatindeyiz. 2 milyar insanın yoksulluk, 840 milyon insanın açlık sınırın altında hayatta kalmaya çalıştığı, 100 milyon insanın sokaklarda yaşamaya terk edildiği, her yıl on binlerce insanın iş kazalarında hayatını kaybettiği, 11 milyon kişinin ise yeterli beslenememekten ötürü öldüğü bir dünyada, bu can kayıplarına savaş, işgal ve iç çatışmalarda ölen insanlar da eklendiğinde korkunç bir hak ihlalleri tablosu ile karşılaşıyoruz. Hayatta kalanların ise insanca yaşamaktan uzak olduğu bir dünyada, hak ihlallerinin birinci kaynağının siyasi rejimlerin ve ekonomik düzenin iktidar ve rant kavgası olduğu açıktır.

2012 yılı itibariyle insan hakları ihlallerinin ülkemizde de devam ettiği görülmektedir. Her iki çalışandan biri asgari ücretle sefalete mahkûm edilmekte, her ay yüze yakın işçi hayatını kaybetmekte, Kürt meselesinde mevcut egemenlik anlayışının yarattığı şiddet ortamında ölümler sürmekte, kanunlar muhalif görüşleri susturmanın aracı olmakta, özellikle siyasi davalar cadı avına döndürülerek temel hukuk kuralları rafa kaldırılmakta, yargıda devleti koruma kaygısıyla haksız kararlar alınmakta, darbe süreçlerindeki yargılamalar yeniden yapılmamakta, kasıtlı uzun tutulan tutukluluk süreci masum insanları cezalandırmanın yolu olmakta, cezaevlerinin şartları ise ayrı bir soruna dönüşmekte, kadına yönelik şiddette gereken tedbirler alınmamakta, başörtüsü ve anadil örneklerinde olduğu gibi temel hak ve özgürlükler hâlâ yasa ve yönetmeliklerle yasak altında tutulmaktadır. Daha sayamadığımız onca ihlaller de listeye eklendiğinde, ülkemizde de insan hakları tablosunun görünümü hiç iç açıcı olmamaktadır.

İnsan hakları ihlalleri eğitim sisteminde de devam etmektedir. Milli Eğitim ideolojisinin tek tipçi, ırkçı, ötekileştirici ve ayrımcı halleri öğretim programlarına, ders kitaplarına, sosyal ve kültürel faaliyetlere, disiplin yönetmeliklerine, okul ortamlarının mekânsal örgütlenmesine, “andımız” örneğinde somutlaşan törenlerine kadar sirayet etmiş vaziyettedir. Eğitimin metalaştırılması ve temel bir hak kabul edilen öğrenim hakkının alınıp satılan bir metaya dönüştürülmesi ile yoksulların tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de eğitim sisteminden eşit şekilde yararlanamamakla sonuçlandığı gerçeğinin de unutulmaması gerektiği kanaatindeyiz.

Eğitimdeki hak ihlallerinden bir diğeri anadilde eğitim hakkının tanınmamasıdır. Bu yöndeki taleplerin dahi siyasi irade tarafından “şeytana uymak”la itham edilebilmesi ise ibret vericidir. Yine Bakanlar Kurulu tarafından yayınlanan son kılık-kıyafet yönetmeliğinde getirilen serbestlikte başörtüsünün ve sakalın istisna tutulması da apaçık bir zulümdür. Yine okullarda öğrencilere ibadet için uygun bir mekânın tahsis edilmemesi başka bir temel hak ihlali olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hak ihlalleri her alanda olduğu gibi kamu çalışanlarının maruz kaldıkları önemli bir sorundur. Milyonlarca çalışan emeğinin hakkını alamamaktadır. Birçok kurumda yöneticiler, çalışanlar arasında eşitliği gözetmemekte, siyasi tercihler atama ve görevlendirme konusunda ayrımcılık nedeni olabilmektedir. Birçok kamu çalışana haksız-hukuksuz soruşturmalar açılmakta, süreç çalışlar üzerinde baskı aracına dönüştürülmektedir.

Eğitim alanındaki ücretli öğretmenlik, aynı işi yapan insanlar arasında statü ve ücret ayrımcılığı yapması açısından büyük bir haksızlıktır. Atamalarda kamu çalışanlarının eş durumunun gözetilmemesi ve eşlerin ailelerinden, çocuklarından ayrı düşürülmesi de başka bir haksızlık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kılık-kıyafet yönetmeliği de başörtülü kadınlar başta olmak üzere bütün kamu çalışanlarına dönük 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğinin göstergesidir. Bu bağlamda İstanbul Sultanbeyli’de öğretmen Mehmet Sıddık Ertaş’ın kılık-kıyafet yönetmeliğine dönük başlattığı bireysel sivil itaatsizlik eylemine soruşturma başlatılması, eğitimdeki hak ihlallerinin somut bir örneği olmuştur.

Eğitim İlke-Sen çatısı altında yürütmeye başladığımız sendikal mücadelemizi tüzüğümüzde “insanın izzeti ve onuruyla bağdaşmayan her türlü haksızlığa, ifsada ve sömürüye karşı adalet, özgürlük ve emek mücadelesi” olarak tanımladık. “Bize dokunmayan yılan bin yaşasın” demek yerine “bize dokunmayan yılan yok” anlayışıyla hareket etmeyi önemsiyoruz. Bu sebeple yeryüzündeki bütün insan hakları ihlallerine karşı adaleti savunmayı temel bir ilke kabul ediyor ve herkesi, adil, onurlu ve özgür bir gelecek için dayanışmaya davet ediyoruz.

DOĞAN ÖZLÜK

GENEL BAŞKAN

EĞİTİM İLKE-SEN

İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası

 

Bir cevap yazın