Hür Beyan: Talepler karşılanmalıdır!

Türkiye’de bugün ilk başlayanları 57. gününde olmak üzere 700′e yakın ve hatta 5 Kasım’da katılanlarla beraber on bin civarında mahkum çeşitli cezaevlerinde süresiz ve dönüşümsüz açlık grevinde.

Kamuoyunda sıkça paylaşılan bilgilerin üzerinden kısaca geçmek gerekirse açlık grevinin süresiz ve dönüşümsüz olması mahkumların talepleri uğruna ölüme yürümekteki kararlılığının ifadesiyken, 57. gününde olması ise mahkumlardan ciddi bir kısmının bu yürüyüşün sonlarına yaklaşmış olabileceğini gösteriyor.

Muhakkak ki bugün Kürt Meselesi olarak karşımızda dikilen çelişkinin temelinde istikbarın ve zulmün modern veçhesini temsil eden mevcut egemen sistemin imzası vardır. Bu egemen sistem kendisini inşa ettiği ilk günlerden yani cumhuriyetin ilanından itibaren halkların en doğal ve fıtrî haklarını hunharca gaspetmiş, bu gaspa karşı duranları ise sistematik bir şekilde sindirmiş ve katletmiştir.

Sistemin Kürt kimliğine karşı geliştirdiği yok etme, parçalama, çözme, inkar ve imha politikaları son otuz yıllık süreçte PKK’nin oluşumuna sebebiyet vermiştir. PKK’nin karşı koyuşuyla beraber gelişen süreçte sistemin kronikleşmiş asimilasyonist politikasında ısrar etmesiyle Kürt ve Türk halkları arasındaki çelişki belirginleşmiş ve derinleşmiş, onbinlerce insanın hayatını kaybettiği ve hala yaşayageldiğimiz kanlı ve yıkıcı yeni bir süreç şekillenmiştir.

Mevcut iktidarı teşkil eden Adalet ve Kalkınma Partisi bu kanlı ve zalimane geçmişi kabullenmeyip Kemalist vesayetle hesaplaştığını iddia etse de ortaya koyduğu makropolitik sürecin Kemalist sistemin yeniden üretiminden başka bir anlama gelmediği açıktır. Nitekim Kürt Meselesi özelinde geliştirdiği politikalar da sistemin esneme payını kullanarak aldığı manevrayla kronik yaklaşımını sürdürmesi üzerine şekillenmektedir. AKP iktidarıyla kemalist sistemin imhasının ya da ıslahının değil ihyasının gerçekleştiği açıktır.

Gerçek bir değişimin yokluğundan dolayı bugün hala insanların en doğal ve fıtrî taleplerini bile yaşamları pahasına savunabildiği bir ülkede yaşıyoruz. Grevlere temel teşkil eden üç talep de aslında üzerinde müzakere yapılmaması gereken ve insan hakları bağlamında ele alınabilecek gayet doğal taleplerdir.

Öcalan’a tecritin kaldırılması ya da başka bir ifadeyle Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesine izin verilmesi Türkiye Cumhuriyeti’nin hem iç hukuku hem de taraf olduğu uluslar arası sözleşmeler uyarınca kabul ettiği bir gerekliliktir. Üstüne üstlük Kürt Meselesi’nin barışçıl bir düzlemde çözülebilmesi için muhakkak atılması gereken anahtar niteliğinde bir adımdır. Anadilde savunma ve anadilde eğitim ise kendi medeniyetimiz tarihsel deneyiminde de kilit bir yer bulmuş üzerinde tartışma yürütülmesinin mümkün olmadığı temel haklar mesabesindedir.

Bu gibi taleplerin dahi ancak yaşam pahasına savunulabilmesi utanç vericidir. Kürt Meselesi bu henüz mümkünken akan kanı derhal durdurabilecek şekilde barışçıl bir düzlemde müzakere temelli bir usûlle çözümlenmek mecburiyetindedir. Bu barışçıl çözüm iradesinin bir göstergesi olarak da açlık grevine giren mahkumlarca da öne sürülen yukarıdaki üç talep derhal karşılanmalıdır.

HÜR BEYAN HAREKETİ

 

Bir cevap yazın