İslamcı sendika olur mu, olursa ne yapar?

İslamcı sendika olur.

İslam hayatımızın her yanını kuşatacaksa, kuşatması gerekiyorsa, elbette ki yapacağımız mücadele de bu kimlikten ayrı olamaz.

Sendikayı İslamcı yapacak olan nedir? Sadece söylem düzeyinde kalacak bazı sloganlar mı?

Şunu baştan teslim etmeli ki İslamcı cenahın yıldızı bir türlü sendikal mücadeleyle barışamadı. Süregiden sol karşıtlığı muhtemelen bu uyuşamamazlıkta etkili.

Sendikal mücadelenin 70’lerde zirveye çıkan gücü egemenlerce 80’lerde kırıldı. Bütün dünyada yaşanan neoliberal dönüşüm, farklı ülkelerdeki askeri darbeler (bkz. Türkiye, Şili vb.) sendikacılığın ve onunla birlikte yükselen kapitalizm karşıtı mücadelenin belini kırdı.

Müslümanlığın, dinsiz komünizme karşı koruma kalkanı olarak kullanılması çok talihsiz bir şekilde İslam’ın devrimci mesajının görülmesini engelledi. Sendikacılık bu dönemde sosyalist bir alan olarak algılanınca elbette hâlihazırdaki kaderi yaşayacaktı.

Bugüne dönersek: Neoliberal hegemonyayı yeni yeni fark etme aşamasına gelen İslami çevrelerin sendikal mücadeleden çok da bir şey anladıkları söylenemez. İktidarın lobi kuruluşları gibi çalışan sendikalardan kapitalizme karşı sadra şifa bir mücadele oluşturması asla beklenemez.

Yeni iktidarla iç içe geçmiş muhafazakâr sendikacılık yerine devrimci bir sendikal mücadeleye ihtiyaç var mı, bize göre var ama emin olun geniş ‘dostlar tiyatrosu’ için bu soru anlamsız, çünkü üzerinde düşünülmeye değer görülmeyen bir durum.

Kapitalist kuşatma hayatı alt üst etmişken, yeryüzünü tamamıyla yağmaya açmışken, açlık sınırının altında sayısız canlar yaşamaya çalışırken sendikanın öldüğünü söylemek insanın öldüğünü ilan etmekten başka bir şey değildir.

Egemenlerin yılgınlık üretmekteki başarısını kırmanın yolu her zaman yeni mücadele nefesleri üretebilmekten geçiyor. Sosyalizm-kapitalizm karşıtlığına sıkışmadan evrensel kazanımları da dışarıda bırakmayarak İslami referanslarla üretilebilecek yeni bir sendikacılık anlayışı adalet ve özgürlük mücadelesindeki yerini fazlasıyla alabilir.

İslam’ın adaleti refere eden söylemini hayatın içine sokmak için işlevsel araçlara ihtiyacımız var her zaman. Sendikanın farklı kurum ya da toplumsal çevrelerle irtibatlanabilmek açısından ürettiği imkânlar saymakla bitmez ancak bu imkânlar kendilerini değerlendirecek devrimci iradeleri aramaktadır.

“İslamcı sendika olur” derken onu İslamcı kılan şeyleri düşünmek zorundayız. Kur’an baştan aşağı adaleti ikame etmeyi emreder. Kapitalizme karşı direniş İslam’a göre toplumsal ve bireysel sorumluluklarla gerçekleşir. Fitneye, toplumsal yozlaşmaya sebebiyet verecek uygulamalara karşı siyasal bir mücadele esastır. Gelir adaletsizliğine, tabiatın yağmalanmasına sendikal mücadele doğrudan taraftır.

Rum Suresinde insanların elleriyle yaptıklarından dolayı yeryüzünde fesat çıktığını söyler Rabbimiz. O fesadı çıkaranlar elbette öncelikle egemenlerdir. Egemenlerin sistematik ifsad politikalarına karşı Müslümanlar değişik araçlarla direnişler örgütlemek zorundadır. Adil ve hakça bir paylaşımdan sonraki imtihan ise bireylere düşer. Kazandıklarını yığmakla infak etmek arasındaki seçimlerini kendileri yapacaktır. O aşama bile toplumsal adalet mücadelesinin oluşturacağı ahlak anlayışı doğrultusunda şekilleneceğinden birinci aşamadan bağımsız görülemez.

Siyaset pratik meseleler üzerinden seyreder. Allah da bütün Resullere vahyi pratiğe paralel bir biçimde iletiyordu. Kamu sendikalarının 23 Mayıs grevi, bütün olumsuzluklara rağmen toplumsal muhalefetin örgütlenebileceğinin açık kanıtı olmuştur. Kamu çalışanlarının toplu görüşme sürecinde taleplerini yerine getirmeyen hükümete karşı gerçekleştirdikleri grev, örgütlü mücadelenin gücünü göstermiştir. Bugüne kadar bu alanları ihmal eden İslamcı hareketler bu gücün farkına hala varamamış görünüyor eğer İslam’ın pratikle paralel mesajlar içerdiğine iman ediyorsak bu gerçek üzerine çokça düşünmek zorundayız.

Başörtüsü yasağından anadil tartışmalarına, oradan emek sömürüsüne kadar eğer İslamcılar sendika, grev örgütlenmesini yapabilseydi hayatı durduracak, kitleleri mobilize edecek önderlik misyonunu ele geçirebilme aşamasına ulaşabilirlerdi. Bugün “öldü” iddialarına muhatap kalan “sol”, KESK önderliğinde bütün Türkiye’de yoğun katılımla gerçekleşen büyük bir greve öncülük etmiştir. Kamu-Sen ve Memur-Sen gibi düzen konfederasyonları, KESK’in ancak peşine takılabilmiştir.

Bu gerçeği teslim etmek zorundayız. İslamcı yapıların bir türlü kitlelerin temel sorunlarıyla buluşamayan inanç ve söylemleri, toplumsal muhalefette önderlik yapabilme imkânını yakalamayı sürekli erteliyor.

Bugün fiili olarak ikame dilen sendikal pratikleri ideal örneklikler olarak sunmadığımızı belirterek sürdürelim tartışmamızı. Yıllardır, başta başörtüsü yasağı olmak üzere, Müslümanların kimliklerine dönük karşı karşıya kaldıkları dayatma ve baskılara karşı büyük grevler örgütleme şansını bırakalım, hayalimiz bile olmadı. Sendikal mücadeleyi küçümseyerek “iş olsun” kabilinden en fazla muhafazakâr Memur-Sen üyeliğiyle yetinen İslamcı cenah, kendi elleriyle bu yolu yok saydı, kendi kısıtlı alanlara hapsetti.

Asgari ücret uygulamasından işsizliğe, NATO konuşlanmalarından Kürt sorununa, 2-B yağmasından HES ifsadına kadar toplumsal muhalefette bırakalım önde olmayı neredeyse esamesi bile okunmayan bir tavır sergileyen İslamcı hareketler sendikal mücadeleyi ihmal ettikçe azgınlaşan kapitalizmin neoliberal aşamasında hakkaniyet ve adalet mücadelesinde yer alamayacak, toplumsal muhalefeti mobilize edip bir umut rüzgârı yakalayamayacaklardır.

İşçi ve kamu sendikalarını kurup örgütlemek zorundayız. Yoksulluğa, tabiatın kapitalist güçler tarafından ifsadına, küresel güçlerin her gün daha da artan hegemonyasına karşı adil ve özgür bir dünya hedefiyle İslami idealleri gerçekleştirecek yeni mücadele alanı için yola çıkma vakti geçiyor. Bütün kamu iş kollarında örgütlenecek, konfederasyonu hedefleyecek bir sendikal mücadele amacımız olmalı. Şimdilik platform şeklinde bile olsa mutlaka yeni bir İslamcı, devrimci işçi örgütlülüğü oluşturmalıyız.

Niyeti olanlar bir adım öne çıksın.

AHMET ÖRS / Platform Haber

 

 

3 comments

  • ellerine sağlık.
    Sosyalizm-kapitalizm karşıtlığına sıkışmadan evrensel kazanımları da dışarıda bırakmayarak İslami referanslarla üretilebilecek yeni bir sendikacılık anlayışı adalet ve özgürlük mücadelesindeki yerini fazlasıyla alabilir.:)

  • Mail grubunda paylaşmıştım. buraya da göndereyim:

    ***
    “Şunu baştan teslim etmeli ki İslamcı cenahın yıldızı bir türlü sendikal mücadeleyle barışamadı. Süregiden sol karşıtlığı muhtemelen bu uyuşamamazlıkta etkili.”

    “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar”

    Bu uyuşamama halini sadece sol karşıtlığına bağlamak bence anakronik bir yorum olur. Meselenin yerli kültürle uyuşmayan başka bir damarı da var. Halkın modern üretim sistemine entegre olmak istememesi ve paylaşımcı sakin ve bence olabildiğince doğala yakın yaşama kültürünü fabrika çarklarına teslim etmem istememesi ve haliyle seri üretim bantlarının getirdiği yeni kültürle arasına mesafe koyması fazlasıyla normal bir durum. bu yeni halin getirdiği terminolojinin kendisinden kıl olmak hallerine hiç girmeye bile gerek yok. Herkesin terminolojisi kendine halleri ve çoğu zaman komik duruma düşüren yeni kelimeler icat etme gayretleri.

    ***
    “Kapitalist kuşatma hayatı alt üst etmişken, yeryüzünü tamamıyla yağmaya açmışken, açlık sınırının altında sayısız canlar yaşamaya çalışırken sendikanın öldüğünü söylemek insanın öldüğünü ilan etmekten başka bir şey değildir.”

    “Egemenlerin yılgınlık üretmekteki başarısını kırmanın yolu her zaman yeni mücadele nefesleri üretebilmekten geçiyor. Sosyalizm-kapitalizm karşıtlığına sıkışmadan evrensel kazanımları da dışarıda bırakmayarak İslami referanslarla üretilebilecek yeni bir sendikacılık anlayışı adalet ve özgürlük mücadelesindeki yerini fazlasıyla alabilir.”

    Sistemi rahatsız etmeyen uğraşların romantik vicdan tatmini kategorisinde kalacağını unutmamak gerek yada her karşı devrim bir öncekine öykünme barındırır….

    Sendika meselesinin geldiğimiz noktada eksik veya aksak da olsa bir gereklilik olduğu ortada. Öyle yada böyle patronların çarkları arasında ezilen işçilerin örgütlenerek haklarını arama yollarına gitmeleri gerekiyor. Ancak bu durumun sistem içi bir arayış olduğunu gözardı etmemek gerek. Süreç içerisinde sistem içi arayışların menşevik reflekslerin elitist bir zeminde kalıp bağlamasına yol açıyor ki nitekim böyle sonuçları olduğunu Türkiye’deki mevcut “sol” muhalefetin durumunda rahatlıkla gözlemlenebilir. Bu sistem içi olma hikayesinin tek sıkıntılı tarafı bu değil bunun yanında “sendika” olgusunun demokrasi ihraç eden “1.dünya”‘nın dengeleyici görünümlü ve rahatlıkla(yasal düzenlemelerle falan) denetim altına alınabilecek çağdaşlık soslarında biri olduğu unutulmamalı. Yani sendikal çerçeveyi kabul ediyorsan kapitalist sistemin tahakkümünü kabul ediyor oluyorsun ayrıca sadece onun baskılamalarına direnmek gibi bir işle iştigal etmiş bulunuyorsun. Sisteminse kendini rahatlıkla revize edebilmesinin bence en temel sebebi kendi can damarını dürtükleyen muhalif perspektiflerin olmamasında yatıyor. Burada adres olarak illaki “devrimci” çizgiye kaymak gerek demek de çok iddialı olur ve bence halktan kopuk bir tavrın devam ettiriciliği olarak kalır sadece. Sadece deviren organizasyoların akibeti zaman içinde eskisini aratmayacak hale pekala gelebiliyor. Demem o ki sürekli değiştirme ve sistemi bu karanlık karakterden kurtarma gayretlerinin arayışını ihmal etmeden ve muevcut sendikal sistemin açmazlarıyla birlikte bozulmadan ayrıca sistemin çarkları arasında boğuşmaya çalışan insanlara bu tip gayretlerin gerekliliğini anlatmak gerekiyor.

    ***
    “Bu gerçeği teslim etmek zorundayız. İslamcı yapıların bir türlü kitlelerin temel sorunlarıyla buluşamayan inanç ve söylemleri, toplumsal muhalefette önderlik yapabilme imkânını yakalamayı sürekli erteliyor.”

    “toplumsal muhalefette önderlik yapabilme imkânı”
    Ahmet Abi kusura bakmasın ama bu cümle derin bir hegemonik talebi üzerinde barındırıyor. Beraber yapıcaz sadece “biz” olursak caiz olmaz.

  • merhaba,

    Ahmet hocam eline sağlık. Bence önemli olan sendikanın hizipçi olmaması. ihtiyaç duyulan sendika, tüm çalışanları birleştirebilecek ve haklarını savunabilecek düzeyde olmalıdır. Yani genel bir kitle örgütü olmalıdır bana kalırsa. günün ihtiyacı budur. KESK ve Memur-Sen’in ayrımları örneğin, kağıt üzerinde yapay ayrımlardır. Tanım itibariyle aslında iki sendikaya da mensup olanlar aynı ekiptendir, veya öyle olması gerekir. İslamcı sendika, daha ufak kalır tabi, bana kalırsa. İslamcılıktan ne anladığımız da önemli ama, fiili duruma bakıldığında İslamcılık renklerden biri olarak algılandığından, ideolojik bir duruş olarak algılanma ihtimali var. dolayısıyla kitle sendikacılığı anlayışı, hatta mahalleye de yayılan bir sendikal anlayış, günün ihtiyacını karşılar bence.

    Halkı kapsamak lazım. Halk da “İslamcı” değil ama. Dahası, mevcut sendikalar yokmuş gibi de davranılmaz. Mevcut durumda, iyi kötü arada derede bir kaç tane tutunabilen şubeler vs…’ler var. Bence bunlar dışında kurulabilecek bir şey ancak dernek gibi bir şey olabilir. Tüm sendikalarda berabr çalışabilecek şekilde.

Bir cevap yazın