İslamcılar arasında her konuda ayrılık var

Adil Medya, sitemiz yazarlarından Ahmet Örs ile Suriye meselesi üzerine bir röportaj gerçekleştirdi. Röportajda Suriye konusunda İslamcılığın aldığı pozisyonlar ele alınırken, bölgedeki gelişmelerin yerel ve küresel dinamikleri üzerinde de duruldu. Abdülkadir Bal tarafından gerçekleştirilen röportajı dikkatinize sunuyoruz:

Suriye’yi Tunus, Mısır ya da Libya ve Bahreyn’den ayıran özellikler nelerdir?

Suriye meselesinde genel geçer yargılardan uzak durmakta yarar var diye düşünüyorum. Tahrir eylemliliği başladığında sivil bir muhalefet ve direnişin oluşumu adına umutlanmıştık doğrusu ancak Libya isyancılarının silahlara sarılarak NATO işbirliği ile Kaddafi rejimini devirmeleri, yerine batı işbirlikçisi, açık sömürge yönetimi kurmaları fotoğrafı netleştirdi. Uluslararası sermayenin İran’ı düşürmek istediği vasatta Suriye’nin asıl halka olduğu bugün iddia edilebilir. Bahreyn ise başka bir konumda… Şimdilik tam manasıyla denkleme aykırı olduğu için gözden ırak tutuluyor.

Çokuluslu sermayenin müdahalesi derken neyi kastediyorsunuz?

Ortadoğu’daki kapalı rejimlerin sermayenin rahat hareketini engeller bir mahiyeti vardı. Bakın bugün gelinen noktada birçok gelişmeyi daha iyi anlıyoruz. 70’lerin ortalarında Avrupa’da, sonra bizde, Şili’de, Arjantin ya da başka yerde diktatörlükler, cunta yönetimleri tasfiye edildi. Devlet eliyle kapitalizmin kökleştirilmesi operasyonundan başka bir aşamaya geçildi. Ürün çeşitliliği bağlamında bireylerin çılgın tüketimler için özgürleştirileceği bambaşka bir aşamadayız ve bu aşamada kapalı rejimlere yer yok. Türkiye’de AKP iktidarıyla tasfiye edilen Kemalizm yerine 12 Eylülcülerin ısrarla uyguladığı neoliberal politikaların ikame süreci tamamlanmak üzere. Bu şartlarda Ortadoğu’nun da, dolayısıyla Suriye’nin de nasıl bir gelecekle karşı karşıya kalacağını tahmin etmek zor değil.

Suriye meselesi Türkiye İslamcıları arasında önemli düşünce ayrılıklarına yol açtı. Bu noktada farklılıkları nasıl değerlendiriyorsunuz?

İslamcılar AKP iktidarında hemen her konuda zaten büyük ayrılıklar yaşıyorlar. Anayasa referandumuyla bu Suriye mevzu hakikaten önemli kırılmaları beraberinde getrdi. İslamcılık bugün son derece zayıf bir çizgi haline gelmiştir. Genel anlamda hemen hemen hiçbir konuda esaslı bir tavrı, muhalefeti olmayan İslamcılığın AKP siyasetine eklemlenmek dışında bir şey üretebilmesini beklemek zaten hayal olurdu.

İslamcılarda Suriye meselesinde ana hatlarıyla hangi tavırlar öne çıktı?

AKP hükümetinin açık bir biçimde NATO ve batı çizgisinde yer alması İslamcıların önemli bir kısmını maalesef bu çizgide konumlanmıştır. Gerçeği ifade etmek zorundayız. 1 Nisan Suriye Dostları toplantısı sırasında eylem çağrısında bulunan bir grup İslami STK’nın çağrı metni Türkiye İslamcılığının açık intiharı olmuştur. Alenen Suriye muhalefeti için emperyalist batılı ülkelerden silah talep edilmiştir. AKP taraftarlığının geldiği acı bir durumla karşı karşıyayız. ABD ve diğer batılılardan daha fazla bir iştahla Suriye’ye saldırma arzusundaki AKP hükümetinin yanında yer alan İslamcılar için artık NATO ile yan yana durmak da, küresel kapitalizmin Ortadoğu ve küresel zeminlerdeki politikalarını görüp çözümlemek de anlamını yitirmiştir.

Müdahaleye karşı çıkan İslami çevrelere yöneltilen Esedçi ya da mezhepçi gibi sıfatları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tartışmaların derinliği anlaşılamadığında bazı sıfatlar tarafların işlerini kolaylaştırabilir. Bu meselede de bunu açıkça yaşadık, yaşıyoruz. Baas iktidarının, Hama katliamı örneğinde de olduğu gibi Müslümanlar her zaman karşısında yer aldı. Suriye’ye müdahaleye karşı çıkmak Esed yandaşlığı değildir, mezhepçilik ise hiç değildir. Tamam, bazıları böyle düşünebilir ama bu genel eğilimi asla yansıtamaz. Zaten kaynaşmış bir bloktan da bahsetmiyoruz. Küresel kapitalizmin yağmacı, genişlemeci politikalarına karşı çıkılıyor. Bu yapılırken de İslamcılığın küresel kapitalizme, serbest piyasa retoriğine karşı bir duruş sergileniyor. Müslümanların kendi devrimci dinamikleriyle oluşturacakları bir direnişin hakiki manada özgürleşme sağlayacağına inanılıyor. Yoksa şunu unutmayalım ki Libya örneği oradadır: Yerel diktatörlükler tasfiye edilirken küresel diktatörlüklerin kucağında buluveririz kendimizi bir anda. O yüzden en büyük diktatör ve zalim ABD ve müttefikleriyle iş tutarak Ortadoğu’ya özgürlük getireceklerine inananları uyandırmaya devam etmeye çalışacağız.

Türkiye hükümetinin Suriye politikası tam olarak nereye oturuyor?

Tam olarak küresel kapitalizmin taşeronluğu pozisyonu ile karşı karşıyayız. NATO ile Kore’de başlayan yolculuğumuz AKP iktidarında Irak; oradan Afganistan işgaline, Malatya’ya kurulan füze kalkanına, Libya müdahalesine ve en nihayet Suriye çığırtkanlığına gelip dayandı. İktidarın açık bir şekilde sırtını dayadığı dış dünya ona bu rolleri yüklemişken içerdeki İslamcıların gidişatı görememesi, daha doğrusu önceleri görüyorken şimdilerde artık gözlerini yummayı tercih etmeleri asıl tehlikedir ve bu durum İslam’ın ezilenler için bir kurtuluş ideolojisi olma iddiasına görünür dünyada ağır bir darbe vurmuştur.

Son olarak, Ortadoğu sürecinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Birçok şey kestirilse de pek tabiidir ki net bir tablo oluşturmak mümkün değil ancak Türkiye’ye varan tesirine kadar Ortadoğu’da, Suriye’de yaşananlar çok boyutlu değerlendirmeyi hak ediyor. Suriye halkının Rusya’dan ABD’ye, NATO’dan Türkiye’ye, İran’dan Çin’e kadar bir sürü aktörün güç savaşı verdiği bir arenada kaybeden taraf olduğu maalesef açık bir gerçek. Bu acı, yaralayıcı süreç birçok şeyi de öğreterek ilerliyor. Ortadoğu’nun kendi iç dinamikleri yerine küresel bir operasyon yaşayarak dönüştüğünü görebiliyoruz ama devrimci, bağımsız İslamcı muhalefetin olmadığı, at iziyle it izinin birbirine karıştığı bir vasatta sürecin ucunu kestirmek gerçekten de çok zor.

ADİL MEDYA

 

Bir cevap yazın