Devletin, Kürt sorununu ‘çözümsüzlük’ itirafı

Yeni Şafak yazarlarından Ali Akel devletin ‘kürt sorunu’ için ürettiği hükümet onaylı yeni stratejisini net bir şekilde eleştirdi. Akel, bu planın “devletin, hükümetin Kürt sorununu çözmeye yönelik bir strateji ve planı olmadığının itirafı” olduğunu belirtirken Türkiye’nin ‘Türk sorunu’ olduğunu yazdı.

İşte Ali Akel’in o yazısından notlar:

Taraf Gazetesi’ndeki haberin spotu, yeni strateji ve planı çok iyi özetlemişti: “Yeni Oslo süreci yok. Öcalan devre dışı. Muhatap BDP. Arabulucu Barzani.”

Kürtleri, PKK-KCK baskısından kurtarmak, sorunun çözümünde birebir halkı muhatap almak, çözümü parlamentoda aramak, yerel yönetimleri güçlendirmek…

İlk etapta kulağa hoş gelen, ama içi boş bir yığın ifade.

Kanlı geçen Nevruz/Newroz’un hemen sonrasında devletin ‘yeni Kürt planı-stratejisini’ doğrulayan Başbakan Erdoğan’ın sözlerini de kayda geçirmek gerekiyor:

“Bu açıklama nedir; Terör örgütü ile sonuna kadar mücadele, siyasi uzantısıyla da müzakere. Biz buna her zaman hazır olduğumuzu söyledik. Tabii ki terör örgütü ile kalkıp bizler siyasi irade olarak herhangi bir masada asla ve kat’a görüşme yapmayız. Fakat parlamento çatısı altında olan uzantıları ile diyeceğim artık, çünkü o da biliyorsunuz… Onlarla bugüne kadar arkadaşlarımın görüşmeleri olmuştur. Bundan sonra da onlarla biz görüşme yaparız, ama dürüst davrandıkları sürece. Eğer onlar da dürüst davranmazlarsa onlarla da görüşecek değiliz…”

Neresinden tutarsanız tutun, neresinden bakarsanız bakın devlet bürokratlarının aktardığı, Başbakan Erdoğan’ın doğruladığı bu plan ve strateji; çözüm değil, çözümsüzlük politikasıdır.

Bir başka ifade ile devletin, hükümetin Kürt sorununu çözmeye yönelik bir strateji ve planı olmadığının itirafıdır. Neden?

Bir bütün olarak Kürt sorunu resmine bakıldığında, PKK (Kandil), Abdullah Öcalan (İmralı) ve BDP’yi birbirinden ayrıştırarak sonuca gitmeye çalışmak, “Kürt sorununu çözmek gibi bir plan ve stratejim yok” demek ile eşanlama gelir.

“Kendi iradeleri yoksa, kendi iradelerini kullanmıyorlarsa, kendi adlarına konuşmuyorlar da İmralı’nın veyahut Kandil’in ağzıyla konuşuyorlarsa gün gele artık onlarla da bunları konuşamaz duruma geliriz” yaklaşımı, “muhatap” denilen BDP’yi aslında ‘muhatap’ olmaktan çıkartmak, ‘çözüm zemini’ denilen parlamentoyu işlevsiz hale getirmektir.

Bu yaklaşımın temel olarak Meclis’e girdikleri günden itibaren BDP’ye “terörü kına öyle gel” politikasından bir farkı yoktur.

Getireceği sonuç itibariyle bu yeni ‘siyasi forma’ cevap vermesi mümkün olmaz. Bu açıklamalar sonrası Diyarbakır’da toplanan DTK toplantısı sonrasında Selahattin Demirtaş, Ahmet Türk ve diğer BDP’lilerin yaptıkları açıklamalar da bunu gösterdi zaten.

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir