Türkiye İslamcılığı’nın Suriye’yle imtihanı – I

Gündemi algılama, okuma ve gündeme tepki verme biçiminiz ne gördüğünüz kadar, nerden baktığınız ve nasıl gördüğünüz ile ilişkili bir durumdur. Gündelik olaylarda bu durum ne kadar hayati bir sonuç doğurur belli olmaz ama hayati durumlarda gündeme dair söyledikleriniz ve yaptıklarınız gerçekten büyük önem arz eder.

Suriye meselesi böylesine hayati bir mesele ve ne söylediğiniz, ne yaptığınız nerde durduğunuzdan bağımsız değil. Ve önümüzdeki süreçte kimin nerde durarak konuştuğu ve davrandığı daha da anlamlı hale gelecek; özellikle müdahale yoluna taşlar döşenirken, ezilen halkın tepesindeki fillerin neden tepiştiklerini görmezden gelindiği, medyatik ajitasyonun hızının ve dozunun arttırıldığı bir vasatta…

Suriye, maalesef beklenildiği gibi kanlı bir kısır döngüye girmiş vaziyette. Humus, acımasızlığın hüküm sürdüğü bir arenaya dönüştü. Şehirde ölüm kol gezerken, uluslar arası arenada da kirli hesaplar yapılmaya devam ediyor. Açık ki, her halükarda bedeli ödeyen yalnızca masum halk oluyor. 

* * *

Sürece baktığımızda Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın başını çektiği güçlerin, her biri kendi emperyal çıkarları doğrultusunda, Suriye Ulusal Konseyi ve Özgür Suriye Ordusu üzerinden ülkede oluşabilecek bağımsız bir toplumsal muhalefeti militarize etmeyi başardıklarını ve silahlandırarak kendilerine bağımlı hale getirdikleri grupları, dış müdahale olmadan asla kazanamayacakları bir iç savaşa sürüklediklerini görüyoruz…

Fakat Çin ve Rusya’nın kendi çıkarları gereği aldıkları pozisyondan ötürü dış müdahale için ortaya çıkan kararsız durum ve hiçbir devletin müdahalenin riskini tek başına almak istememesi bölgedeki belirsizlikleri arttırırken, Baas rejimiyle silahlı örgütler gruplar arasındaki çatışmaların bedeli de Suriye halkı için giderek ağırlaşıyor.

Dış müdahale ve diplomatik-ekonomik baskı arasında gidip gelen, son dönemde yine siyasal çözümün ağırlık kazandığı bir süreç yaşanıyor. Fakat bu git-gel süreci uzadıkça daha çok can kaybına sebep olan süreçte Baas rejimini tek şeytan gibi göstermek ve ortada herhangi bir emperyalist güç savaşımı yokmuş gibi davranmak ise maalesef olası bir işgal sürecinin temel nedenlerini ve bazı dinamiklerini görünmez kılmaktan başka bir sonuca hizmet etmiyor.

Emperyalist müdahaleyi bir ihtimal, üstelik de zoraki kalınan bir tercihmiş gibi izah etmek ise SUK ve ÖSO temsilcilerinin, adeta çapraz ateş arasında kalan Humus halkı üzerinden hangi çağrıları açıkça yaptıkları ve bile isteye ne tür bir ilişki ağına dolanmayı tercih ettikleri netlik kazanmışken, gerçekten insan aklıyla dalga geçmek oluyor!

* * *

Tüm bu gelişmelere karşı Türkiye’de İslamcı camianın Suriye konusunda kutuplaşmış bir görüntü vermesinin, herkesin durmayı tercih ettiği yerle ilgili olduğu kanaatindeyim.

Ortaya çıkan insani krizin insanların vicdanı üzerindeki oluşturduğu baskının, kendi egemenleriyle örtük bir mutabakat sağlamış olanlar tarafından suistimal ediliyor olması da gerçekten yaralayıcı ve bir o kadar da ibretlik bir durum.

Hal böyle olunca, İslami kamuoyunda Türkiye’nin süreçteki rolünün neden bir türlü gündeme getirilmediği, Ankara’nın dış politikalarının bölge halklarının çıkarına hizmet ediyormuş gibi nasıl pazarlanabildiği, Malatya’daki NATO’nun füze kalkanına karşı bunun ümmete ihanet anlamına geldiği açıkça bilindiği halde niçin güçlü bir ses çıkarılmadığı, dış müdahalenin meşrulaştırılabilmesi için geliştirilen argümanları, meselenin taraflarını doğru bir yere oturtabilme amacıyla yapılan değerlendirmelerin işe gelmediği yerde komploculukla itham edilebilmesi, sürecin küresel dünya ve yeni Ortadoğu düzeninde hangi dinamiklerden beslendiğini tartışmayı gereksiz görebilmeleri ve kendileri gibi tavır geliştirmeyen herkesi bir kalemde İrancı yada Baasçı/Esedçi gibi gösterebilmeleri, Sünni-Şii karşıtlığının nasıl körüklenebildiği vb. konular da belirli bir zemine oturmuş oluyor.

Ortalığın toza dumana bulaştığı bir vasatta, herkes kendi gayretini ortaya koyacak, kendine biçtiği rolü oynayacaktır. Fakat bu rolü egemenlerle kurdukları diyaloglarla tayin edenlerin, girdikleri angajmanların vehametinin, vebalin ağırlığının anlaşılması için biraz daha zamana ihtiyacımız duyduğumuz kesin.

 

Bir cevap yazın