Çözümsüzlük Sürecinde Kürt Sorunu ve İslamcıların Süreçle İmtihanı

Kürt sorunu çerçevesinde somut çözüm ve mücadele pratiğinden büyük oranda uzakta duran İslamcı çevrelerin özellikle AKP iktidarından sonra daha da geriledikleri ortadadır.

İslamcıların Kürt sorunuyla ilişkileri bağlamında yapılan bu eleştirel tespit İslamcılar tarafından genellikle alınganlıkla karşılanıyor. İslamcıların önemli bir kısmı Kürt sorununda inisiyatif alamamalarını yeni olmak, kendi kimliğini henüz oluşturabilmek gibi argümanlarla izah ediyor.

Aslında başörtüsü mücadelesi ya da Filistin gibi birçok alanda İslamcıların son derece aktif oldukları, eskiden beri eylemlilik ve kampanyalar ile aktif bir tutum takındıklarını görünce Kürt sorunundaki savunmacı tutumlarının geçersiz olduğu sonucuna varabiliyoruz.

Kuşaklar boyunca devam edegelen Kürt sorununa dönük geçmişi savunmacı argümanlarla geçiştirmeye çalışsak da artık bugüne ilişkin oluşmuş bulunan bilinçle başka bir pozisyona geçmek icap ediyor.

Neoliberal politikalar meftunu AKP iktidarına fazlasıyla bel bağlayan İslamcıların geçmişte yapamadıklarını izah etmeye belki geçerli nedenleri bulunabilecekken bugün için artık bu türden argümanlar vaziyeti kurtarmaya yetmeyecektir.

Tamamen hükümet ekseninde ve giderek daha da artan anti-PKK söylemi ile Kürt sorununu anlamaya ve izah etmeye çalışan bir İslamcılık söylemi maalesef bir kez daha derinden ve ağır bir yara almıştır.

İslamcılık’ın bu çıkışı olmayan fasit dairede boğulmasına izin vermek bugüne ve geleceğe dönük bütün iddiaları imha etmekten başka bir anlama gelmiyor.

Başbakanın -ya da devletin mi demeli- savaş baltalarına yemin ettiği bir aşama, içinden çıkılamayan travmatik döngüde Kürt sorununun daha da kangrenleşen bir boyuta varacağını gösteriyor ve bu trajik aşamada yine İslamcılar ve İslamcılık yok. İslamcılar adına onların yayın organlarında sürekli olarak PKK –BDP çizgisi aleyhine yer alan ve egemen siyaset tarafından üretilen haberler var.

Kürt sorununu sadece bir sonuç olarak ortaya çıkan BDP-PKK çizgisi ve şiddet eylemleri kadar kavrayan bir zihnin İslamcılığı maalesef oldukça tartışmalıdır. Mezkûr çizginin Kürt sorunu içindeki yerini bu bilinç layıkıyla kavramaktan zaten oldukça uzaktadır.

Entelektüel donanımını, siyasi derinliğini epeydir zafiyete uğratmış bulunan İslamcı çizgi, sorun ve yetersizliklerini buralarda arayacağına maalesef agresif bir dil ve tutumla aşırı savunmacı refleksler sergiliyor. Hâlbuki kim kendini mutlak doğru kabul ederse mağlubiyetini o noktada hazırlamış olur.

Hakikati savunmak, insanları doğruya çağırmak, zulme açık tavır almak büyük siyasal ya da toplumsal güçleri gerektiren tutumlar değildir. Şiddetin tırmandığı, ateşkesin olduğu ya da olmadığı zamanlarda kampanya ve eylemliliklerle operasyon ve saldırıları engellemeye dönük küçük adımların atılmadığı bir vasatta Kürt sorununa İslamcıların hangi dahlinden bahsedebiliriz?

Somali’deki aç ve çaresiz insanlara ulaşan sayısız yardım eli, neden trafik kazalarında yollarda can veren çoluk çocuk, genç yaşlı yoksullaştırılmış ve çaresizleştirilmiş Kürt halkı için büyük kampanyalarla uzatılmaz? Fındıkta, pamukta, pancarda perişan olan, gittikleri yerlerde ırkçı saldırılara muhatap olan kadın erkek Kürt işçiler için fiili yardım ya da destek kampanyaları düzenlenmez?

Araya sıkıştırdığımız paragraf seksen yıldır yaşanan sürecin son otuz yıllık yakıcı boyutunda sadece biraz daha inisiyatif almaya dönük küçük bir çağrı olarak okunabilirse, başbakanın Çillerli yıllara dönük çözüm(süzlük) konseptine yoğunlaştığı bugüne ilişkin yeni şeyler söylenebilirse belki İslamcılar olarak ezilenler için hala bir umut olduğumuzu gösterme şansımız olabilir.

Bir cevap yazın