“Elleriniz Dert Görmesin”

Dün akşam Adana’da Furkan Vakfı gönüllüsü bir grup, açık havada sosyal mesafeyi koruyarak teravih namazı kılmak istemiş ve fakat polisin sert müdahalesi ile engellenmiş. 

Münafıklığın her türlü alametini sergileyen haber kanallarına bakarak sağlıklı bir bilgi sahibi olunamayacağından, hüküm vermeden önce vakfın başkanı Alparslan Kuytul’un eşi Semra Kuytul’u aradım. 

Grubun biber gazıyla dağıtıldığını, 5 kişinin polisler tarafından “ağır biçimde” darp edildiğini, bir kısmı bilgi almak için karakola gelen toplam 46 kişinin geceyi gözaltında geçirdiğini ve nihayet bu sabah herkesin serbest bırakıldığını aktardı. 

Salgın gerekçesiyle tedbir almak, kamu sağlığı gözetilerek her türlü toplaşmayı yasaklamak, aklın yolunda atılmış doğru adımlar, hiç şüphesiz. Peki ama, bu Müslümanlar neden ısrarla namaz kılmak istiyorlar sorusu hemen akla geliyor. Yoksa ortalığı karıştırmaya mı çalışıyorlar? 

Salgınla mücadelede normalleşme aşamasına geçildiği, pek çok yerde çarşı pazarın insan kaynadığı, doğru düzgün temiz hava alınamayan avm’lerin bile açıldığı düşünülürse, açık havada, arada birer metre mesafe bırakarak namaz kılmak ne kadar yanlış, ne denli gerekli, buna okur karar versin. 

Burada asıl tartışılması gerekip bilhassa üzeri kapatılan husus polisin hukuksuz müdahalesidir. Bir suç veya kabahat sergileyen bunun karşılığında idari para cezasına çarptırılır, ifadesi alınır, gerekirse hakkında dava açılır. Yine, bilindiği üzere polisin kafa göz yararak, vatandaşa tekme tokat dalarak “hüküm” verme, infaz etme yetkisi yok. Ne var ki polis işkencesi bu ülkede karanlık ve kanlı bir gelenek olarak halen varlığını sürdürüyor ne yazık ki. 

Şu soruyu soralım: Her gün, belki yüzlercesi basına yansımayan bu ve benzeri “münferit!” olaylara sebep meşum gelenek hangi odaklarca besleniyor? 

Şahsen görebildiğim iki büyük odak var: Siyaset ve Yargı. 

Her gün ekranlar önünde “hukuk”, “hukuk devleti”, “insan hakları” gibi meşru kavramları “namazda fatiha gibi” tekrar tekrar okuyanlar, kapalı kapılar arkasında yasaları pekâla delip deşme, ezip geçme hakkını kendilerinde görüyorlar. 

Bu ülkede iktidarlar, kullanışlı bir uzantı haline getirdikleri yargı mekanizmasını yasa dışı talimatlarıyla baskılıyor ve evirip çevirip yönlendiriyorlar mı? Hiç şüphesiz, ödülle-cezayla, mümkün olan her biçimde, hoyratça. 

Çoğu yerde siyasi aktörlerin sopasına dönüşen kolluk kuvvetlerini hukuka rağmen, anayasaya ve yasalara rağmen korumak ve kollamak da iktidar güçleriyle sarmaş dolaş olmuş yargının mühim bir görevi. 

Merak edenler için dün gece hukukun dışında cirit atmış o polislere ne olacağını söyleyeyim: Çok büyük ihtimalle bir şey olacağı yok. “Elleriniz dert görmesin” diye dua edenler, tebrik edenler olmuştur ama. Müşterinin hem parasını hem duasını almak önemli! 

Biz böyle isek, bizim “kaderimiz” bu! “O polisler” hakkında binlerce kez soruşturma izni çıkmamıştır, dava açılmamıştır, açılsa bile cezaya gerek görülmemiştir. 

Şu siyasetçilerle, o polislerle, bu devran böyle sürüp gidecektir. Ta ki “vatan millet sakarya, bayrak, dış güçler, yedi düvel, üst akıl, faiz lobisi, vatan haini, terörist, provokatör” gibi kelime ve kavramların her daim zulmü, kanı, gözyaşını, yalanı, talanı örmeye yarayan örtüler olarak ne büyük işler gördüğü, biz geniş kesimlerce idrak edilene dek.

5 comments

  • Vicdanı ölmemiş adalet sahibi insanlar olayın aslını astarini araştırıp öyle yazip çizerler. Elinize sağlık Mehmet Ali Bey. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan vicdansızca eleştirenlere örnek olur bu yazınız inşaallah..

  • Tskler yazın iz çok güzel ve anlasil kimseye durumu anlatamıyoruz medyanın çarpıtma yapması sonucu. Allah razı olsun

  • Ellerin dert görmesin adil adam tanımıyorum ama adalet ortak paydamiz saygılar

  • Müslümanların neden ısrarla namaz kılmak istemelerini anlamadığını buraya yazıyorsunuz da, neden Semra Hoca Hanımefendi’yi aradığınızda sormuyorsunuz. Bence hocalardan birini arayıp sorabilirsiniz.

Bir cevap yazın