M. Salih Kaya: Uzaktan Eğitim, Dijital Çağ ve Orwell’ın 1984’ü

Coronavirüs salgınının derinleştirdiği düşünsel tartışmalar çerçevesinde yürüttüğümüz soruşturmamızın ikincisinde Eğitim İlke-Sen MYK üyesi M. Salih Kaya’nın değerlendirmelerini ilginize sunuyoruz.

Sorular: -Coronavirüs salgını tahakküm biçimlerine, otoriterliğe ilişkin tartışmaları körükledi. Dijital imkânların, takip sistemlerinin siyasal geleceğe dâir tesirlerini ele alan aktif bir düşünsel atmosferi soluyoruz. Bütün bu toplamla ilgili kanaatleriniz nedir? Daha ürkütücü bir geleceğe mi ilerliyoruz?
-Bu tartışma dâhilinde yapay zekânın, robotik araçların eliyle insanlık için başka ve farklı bir geleceğin inşa olunduğu iddialarına İslam düşüncesinden neşet eden bir karşılama var mı?
-Bir eğitimci olarak bu mevzuların eğitim süreçlerine dönük etkileri neler olabilir?

Cevap: Korona virüs nedeniyle ara verilen eğitime, uzaktan eğitim olarak devam ediliyor. Bunun en iyi şekilde gerçekleşmesi için günümüz dünyasının ulaştığı en ileri dijital teknolojiler kullanılmaya çalışılıyor. Daha önce de eğitimi destekleme amaçlı bu araçlar tercih ediliyordu. Fakat şimdi eğitim tamamen bunun üzerinden gerçekleşiyor. Tabii ki şu anda her şey bir zorunluluktan kaynaklanıyor. Ama ya sonra? Her şey normalleştiğinde yine eskisi gibi kaldığımız yerden devam mı edeceğiz, yoksa bu salgın tecrübesinin hayatımıza zorunlu olarak kattığı bu araçlar daha da işlevselleştirilerek hayatımızın zorunlu bir parçası haline mi gelecek?

Burada asıl düşünmemiz gereken şey evimizin, uzaktan eğitimin bir mekânı haline gelmesi… Yani hayatımızdaki en özel yerin kullanıma açık hale getirilmesi… George Orwell’ın 1984 isimli distopik romanında anlattığı totaliter devlet aygıtı her eve yerleştirdiği ekranla evlerin içine kadar denetleme ve talimat verme işlevini yerine getiriyordu. Dünyamızda ulus-devletlerin istediği vatandaş tipini yetiştirme işinde okullar en önemli sacayağıdır. Okullarda şu anda yapılamayan örgün eğitimin, uzaktan eğitim şeklindeki devamı da ideolojik içeriklere sadık kalarak yapılacağı kuşkusuzdur. Asıl sorunun başladığı yer burasıdır. Yazının başında da belirttiğim gibi en özel ve mahrem yaşantımızın sürdüğü ‘ev’in devlet için bir eğitim mekânı olması, bu ‘ev’in artık ‘bizim ev’ olmaktan çıkacağı anlamına da gelir. Bu anlamda ev, gözetlenen ve eğitim için kullanılacak bir malzemeye dönüşür. Belli resmi bayramlarda camlara asılacak, duvara yapıştırılacak her eğitim materyali bir merkezden seçilip bize sunulacaktır. Sadece bu kadar değil, evde yapmamız istenilen her şeyin bir fotoğrafının çekilip gerekli yerlere gönderilmesi istenecektir. Bu aynı zamanda istenilenin yapıldığının delili olarak sunulacaktır. Camlarımızı resmi bayramlarda istenildiği gibi süsleyip süslemediğimiz elbette denetlenebilir hale gelecektir. Anlattıklarım komplo teorisi gibi duruyor ama maalesef gerçek. Şu anda yaklaşan resmi bayram için tüm bunlar yapılmaktadır. Elbette bu tecrübeler salgın sonrası da kullanılacaktır.

İslâmî kesim için evler yeni nesillerin yetiştirildiği eğitim mekânıydı. Tabii ki diğer muhalif kesimler için de aynı şey geçerli. Vakıf, dernek veya sendika gibi mekânlarda da insanlar kendi fikirlerini tartışacak imkânları belli ölçülerde bulabiliyor. Tabii ki buralar da belli aralıklarla denetlenen yerler. Ama ev kimsenin aklına pek gelmeyecek bir yer. Onun için önemli… Çünkü ev tahakküm mekanizmalarının ulaşacağı son yer.

Bu yüzden OrweIl için evin içine kadar giren bir ekran, bundan 70-80 yıl önce, bir distopyaydı.

Bütün bu yazdıklarımdan hareketle, bu salgını bir komplo olarak değerlendirdiğimi anlamayın. Ama devletlerin bu durumdan hareketle, sağlık ve güvenliği öne sürerek, toplumu veya bireyi daha çok izlenmesi ve denetlenmesi gereken bir nesne olarak göreceği aşikâr. Sadece salgının ilk çıktığı yer olan Çin’e baktığımızda yeni üretilen akıllı telefon uygulamaları ve izleme-takip teknolojileriyle bireylerin bütün bir hayatının nasıl izlendiği göreceksiniz. Sadece bununla kalmayan takip, bir de vatandaşına iyi veya kötü not vererek bireyin topluma uygunluğunun derecesini belirlemektedir.

Sözün özü,  ideolojik bir dayatma arka planı ile devletin arzu edilen vatandaş tipini yetiştirmeye çalışan eğitim sisteminin, teknolojinin getirdiklerinden de yararlanarak, dijital ağlarla bireyin bütün hayatına rahatça ulaşabileceği bir döneme doğru gidiyoruz. Bu salgın süreci bu durumun daha ideal bir duruma evrilmesi için iyi bir fırsat ve deneyim imkânı sunuyor. Şu süreçte zorunlu olarak kullanılan bu teknolojik ağlar ilerleyen süreçlerde istenilen ve arzu edilen bir durum olma olasılığı yüksek görünüyor.

Bir cevap yazın